anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2018 Cumartesi

ANNELER GÜNÜ...Bir Zamanlar...

5 Mayıs 1955 tarihinde Türk Kadınlar Birliğinin girişimleri ile her yıl mayıs ayının ikinci pazar gününde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de "Anneler Günü" kutlanmasına karar verildi. O yılın annesi olarak da 93 Harbinin kadın kahramanlarından Erzurumlu Nene Hatun yılın annesi seçildi. Anneler Günü'nün resmen kabulünden sonra toplumda yaygınlaşması ne kadar zaman aldı bilmiyorum. Küçüklüğümde annemin kabul günlerinde akraba ve komşu teyzelerimizin Anneler Günü hediyelerini ballandıra ballandıra anlattıklarına kulak misafiri olmuşluğum vardır.


O yıllarda Anneler Günü hediyesini çocukları alırdı. Belki çocukları namına hediye alan babalar olmuştur ama ben şahit olmadım. Çocuğun hediye alabilmesi için ise çalışıp, para kazanması veya en azından okula başlaması gerekirdi. Velhasılı, hediyemizi günlük harçlığımızdan arttırdığımız parayla almamız gerekiyordu. O günlerde Anneler Günü'yle alakalı olarak en büyük endişem anneme alacağım hediyenin seçimiydi. Aklımca, hediyeleri ile böbürlenen teyzelerin yanında annemin de gururla göstereceği bir hediye almaktı. Halbuki, o teyzelerin çocukları büyüktü ve aralarında evli barklı olanları bile vardı. Hatta, gelininin en ufak bir yanlışında kaynana kesilen teyzeler bile gelinlerinden gelen hediyelerle komşularına hava atmayı unutmazlardı.

20 Mart 2018 Salı

KARNIKARA (KURU BÖRÜLCE) SALATASI...Ekşili...Bol Yeşillikli...

Karnıkara'yı nerede görsem çok eskilere giderim. Bir tarihte resmi bir işin takibi için annemle babam birlikte Ankara'ya gitmişlerdi. Gidişleri ani bir kararla olduğu için annem eve yemek bırakamadı. Bir miktar para bırakarak bizi Allah'a emanet edip, gittiler. Çocukluktan yeni çıktığım genç kızlığa adım atacağım günlerdi. Mutfakla ilgim sadece annemi seyretmekle kısıtlıydı. Radyodaki şarkılara eşlik ederek yemek pişirmesini izlemek hoşuma giderdi. Yardımlarımızı kabul etmez, ayak altında dolaşmamızdan hoşlanmazdı.


Yasak olanları yapmanın bir çekiciliği vardır ya ben de fırsat bu fırsattır diye ev hanımlığına soyundum ve mutfağa girdim. Niyetim yemek pişirip, kardeşlerimi doyurmak ama farklı tariflerle. Annemin rutin menüsünün dışına çıkıp, değişik yemekler denemek istiyordum. Evde ne kadar yemek kitabı, dergi, gazete ilaveleri varsa hepsini gözden geçirdim. Evimizde pek pişmeyen bir kaç yemek tarifini sıraya koydum. Hiç unutmam, ortasına haşlanmış yumurta konularak pişirilen Rulo Köfte'yle hiç üşenmeden uğraşmıştım.

9 Şubat 2018 Cuma

KIZ DOĞDU...

Beş-on hanımın toplanıp, ikindi çayı içtikleri ev ortamında bazen birdenbire bir sessizlik olur. Sessizlik, adeta elle tutulacak kadar somuttur. Ne bir ses, ne bir nefes duyulur. Ev sahibesi ve misafir hanımlar, yeyip-içtiklerinin ağırlığı, uzun saatlerdir yaptıkları sohbetin yorgunluğu ile bir anlık içlerine kapanmışlar, kimbilir hangi düşüncelere dalıp, gitmişlerdir. Bu hal, en fazla sekiz-on saniye sürer. Hanımlar, öylecene sadece susarlar. Böyle bir halin çöktüğü odada hanımın biri durumdan vazife çıkarır ve "Kız doğdu" der.


Çocukluk günlerimde ilk duyduğumdaki şaşkınlığımı hala hatırlarım. Koskoca dünyada aynı anda belki binlerce kız doğuyor ama o gün için ben bir tane kız doğmuş gibi algılamıştım. Büyüklerimizin yanında soru sormamızın ayıp sayıldığı günlerdi. Ayrıca, laf dinlemekle suçlanacağım için de susup, oturmuştum. Yeni doğmuş bir bebeğin hallerini tam olarak bilmediğim için kundaklı, minicik bir bebek hayal ederken, sus-pus oturan bir ailenin varlığı hiç de inandırıcı gelmemişti. Ben çocuk aklımla, doğumda sevinmeyen bir aileyi hayalimde canlandırmaya çalışırken hanım teyzeler, bir iki gülüşmeden sonra başka konulara geçmiş ve hararetli sohbetlerine kaldıkları yerden devam etmişlerdi.

27 Ocak 2017 Cuma

ELMALI TURTA...Doyulmaz Tadına...

Geçtiğimiz yaz bahçe elmaları ile pişirdiğim Elmalı Pay'ı bir önceki yazımda anlatmıştım. Yazlık komşularımla bir araya geldiğimiz ikindi çaylarında ikram etmek için bir kaç defa daha pişirdim. Her defasında da beğenildi. Çok yıllar öncesinden bildiğim Elmalı Pay'ları yeniden pişirmeye başlamamın aslında bir sebebi var. Onları pişirdiğim zaman annem-babam ve ailenin diğer büyükleriyle hep beraber olduğumuz o eski güzel günleri hatırlıyorum.


Şimdi rahmetle andığımız annem o günlerde tüm akraba ve arkadaşları için ayda bir gün kabul günü düzenlerdi. Kabul günlerinin en büyük özelliği misafirleri zengin bir sofrada ağırlamaktı. O sofralar için ben de anneme yardım ederdim. Bir gün önce akşam iş dönüşü mutfağa girer meyveli bir yaş pasta ile bir tepsi de Elmalı Pay pişirirdim. Ertesi sabah, Elmalı Pay'ları üzerlerine pudra şekerlerini serpip, servis tabağına dizer, yaş pastamı da süsledikten sonra işime giderdim.

15 Ekim 2016 Cumartesi

YAS GÜNLERİ...

Hepimiz ailemizle, akrabalarımız ve arkadaşlarımızla varız. Onlar yakınlıkları nisbetinde hayatımızda yer alıyorlar. Ömür boyu aynı evi paylaştıklarımız veya her vesileyle sık sık görüştüklerimiz olduğu gibi ayda-yılda bir gördüklerimiz veya ancak telefonda sesini duyduğumuz yakınlarımız da olabiliyor. Benim hayatımda da başta ailem olmak üzere sevdiğim, varlığından mutluluk duyduğum akrabalarım, komşularım ve arkadaşlarım var. Her biri çok kıymetli olmakla birlikte yaşamımdaki yerleri doğal olarak farklıdır.


Hayatımdaki yeri en farklı olan kişi ise artık yok. O'nu kaybettim. Daha doğru bir ifadeyle ailece, hem babaanne hem anneanne olan annemizi kaybettik. Evlat olarak yaşayacağımız iki büyük acıdan biriydi annemizin kaybı. Yıllar önce babamızı kaybettiğimizde annemiz ile teselli olurken, bugün annemizin kaybı ile tesellisiz bir acı yaşıyoruz.

14 Haziran 2016 Salı

ZEYTİNYAĞLI İÇ BAKLALI ENGİNAR...Muhteşem İkili...

Mevsimindeyiz ya ardarda yeniden yeniden enginar pişirme günlerindeyim. Biri bitiyor, yenileri alınıyor ve farklı tariflerle pişiriliyor. Zannedersiniz ki, enginar festivali var da yer gök enginar olmuş. Sebze pişirmek istediğim zaman gözüm sadece enginar tezgahlarında. Bu daha ne kadar sürecek bilmiyorum ama bir an önce bitse iyi olur. Çünkü, yaz sebzeleri burnumda tütüyor. Her defasında son bir defa daha diyerek enginar tezgahına yöneliyorum. Yok yok! hakikaten bu son olsun.


Madem ki son defa pişiriyorum yine annemin usulünde olsun istedim. İyi ki de öyle düşünmüşüm zira iç baklalı enginarı özlemişim. Şu anda bu sayfada ziyaretçi olanlar yani tarifimi merak edip gelenler mutlaka enginarı sevenlerdir. Ancak, enginarı sevmeyen ve asla yemem diye direten çok insan var maalesef.

23 Kasım 2015 Pazartesi

ÖĞRETMENİM...Canım benim Canım benim...

Her öğretmenler gününde bu şarkı dilime dolanır. Çünkü öğretmen demek, bir çoğumuz gibi benim için de ilkokul öğretmenim demektir. Ortaokuldaki ilk günümde ne çok şaşırmış, her ders için başka öğretmenin sınıfa girmesini ne çok yadırgamıştım. Halbuki, ilkokul öğretmenimiz günboyu bizimle birlikte olur tüm dersleri birlikte işlerdik. İlkokul öğretmenim orta yaşlı, uzun boylu, kır saçlı ciddi bir beyefendiydi. Zaman zaman yaramazlıklarımızla çileden çıkardığımız olurdu ama genelde sakin bir insandı. Derslerde daha çok şey öğrenmemiz için tüm enerjisini harcar, hiçbir dersini boş geçirmezdi. 


Şöyle bir geriye dönüp, düşünüyorum da öğretmenimin üzerimdeki etkisi olağanüstüydü. Okul çağına kadar sadece anne-baba sözü dinlerken, okula başladıktan sonra tamamen yabancı olan bir insana tüm inancımla bağlanmıştım. Bu inanılmaz bir şey. Onun her söylediği doğruydu ve yapmamızı istediği her şey emirdi. Mutlak bir bağlılık sözkonusuydu.

4 Aralık 2014 Perşembe

AYRILIK...Anneler ve Kızları...

Pencerenin önündeydi. Gecenin karanlığına gözleri alışınca, yolun karşısında park etmiş arabayı gördü. Şansına bu gece ay vardı. Gecenin karanlığını az da olsa dağıtan ay ışığında arabanın ön koltuklarında iki kişinin oturduğu farkediliyordu. Bunlar, bir çiftti. Sakin görünüyorlardı, kavga ediyormuş gibi bir halleri yoktu. Erkek bir şeyler anlatıyordu. Genç kadın durgundu, söylenenleri çaresizce kabullenmiş gibi biraz önce dik duran başını hafifçe eğip yavaşça adamın omuzuna bıraktı. Bu teslimiyet belli ki adamın hoşuna gitti. Parmaklarını kadının saçları arasında dolaştırırken, yandan görünen yüzünde coşkudan uzak, yumuşak bir ifade vardı. 






Arabada oturan çifte olanca dikkatini vermiş olan penceredeki kadın birden suçüstü yakalanmış gibi irkildi. Arabadaki genç kadın erkeğin yanağına ufak bir öpücük kondurduktan sonra onu saran kollarının arasından sıyrılmış arabadan iniyordu.

11 Mayıs 2014 Pazar

EN DEĞERLİ VARLIĞIMIZ ANNELERİMİZİN; Anneler Günü Kutlu Olsun!

Değişen hiçbir şey yok... 

Her yıl Mayıs ayının ikinci Pazar günü kutlanan Anneler Günü için yazımın başlığına aldığım sözleri ilçe belediyesi bez afişlere yazdırıp, her yıl olduğu gibi ilçe merkezine giden caddelere yol boyunca belli aralıklarla astırmış. Geçen yıl bu afişlerin üzerimde bıraktığı etki üzerine hissettiklerimi anlattığım yazımdan sonra pek bir şey değiştiğini zannetmediğim için bu yıl da aynı afişleri görünce yazılanların anlamsızlığını hissedip, soruyorum; 




Yılda bir gün hatırladığınız annelerin, en değerli varlıklarımız olduğunu ilan etmeniz önemli değil. Önemli olan değerli olduklarına annelerin inanması. Aslolan onların kendilerini değerli hissetmeleri. Afişleri yazdıranların samimiyetinden şüphem yok. Annelerinin onlar için değerli olduğuna inanıyorum ama bildiğimiz, gördüğümüz, halinden haberdar olduğumuz bazı kadınlar adeta hepimize hesap soruyorlar.

24 Şubat 2013 Pazar

PİLELİ BÖREK...Annem İstedi Pileli Börek Yaptım...

Benim annem, nev'i şahsına münhasır bir kadındır. Çocukları olarak bizim bile zaman zaman şaşırdığımız halleri ve düşünceleri vardır. Aile ve akrabalar onun için çok önemlidir. Yıllar içinde sevdiği, iyi anlaştığı çok komşusu, arkadaşı da oldu ama O, her ilişkisinde mesafesini korudu. Komşusunun kapısını çalar, halini-hatırını sorar ve davet edilirse içeri de girer ama komşuluk ilişkilerinde bir ihtiyaç için komşusunun kapısına gittiğini görmedim ve bilmem. 



Alış-veriş için dışarı çıkarken -kendi başına dışarı çıktığı yıllar çok geride kaldı- herhangi bir ihtiyacı veya canının çektiği bir şey olup, olmadığını sorduğumda çok nadir olarak bazı siparişler verir. Aşırı istekleri olmayan annem, geçen haftalarda bir gün aniden,
-Senin bir böreğin vardı, pile pile yapıyordun, aklıma geldi, yine yapsana, dedi.

4 Aralık 2012 Salı

KEREVİZ...Ön Yargı ve Eski Bir Tarif...

Kereviz, kış sebzeleri içerisinde belki de en sevilmeyendir. Çoğu insanın bilhassa çocukların ve erkeklerin teklif edildiği anda reddettiği ve yemeyi katiyen düşünmediği talihsiz bir sebzedir vesselâm. Aslında, ön yargıların kurbanıdır. Çünkü, albenisi olmayan renksiz bir sebzedir. Dış görünüşü itibarıyla şekilsiz de diyebilirim ama Yer Elması ile kıyaslandığında kerevize haksızlık yapmış olmayayım. 



Çocukluğumuzda bizim evde kereviz etli ve terbiyeli olarak hazırlanırdı. Dolayısıyla, ana yemekti ve yemek mecburiyetindeydik. Bu gün rahmetle andığımız annemiz, yemeğin içine patates ilave ederdi de kereviz yeme işkencesi bir nebze de olsa kolaylaşırdı. Neyse, uzun lafın kısası bir gün bizim sofrada büyükçe bir servis tabağının içerisinde rengârenk, maydanozla süslenmiş, resim gibi bir yemek gördük. Annemizin o güne kadar ki yaptıklarına hiç benzemiyordu.

13 Mayıs 2012 Pazar

TÜM ANNELERİN ANNELER GÜNÜ Kutlu Olsun!

En değerli varlığımız annelerimizin anneler günü kutlu olsun! yazılı bez afişleri bu yıl da caddelere yol boyunca belli aralıklarla asmışlar. Geçen yıl da ondan bir önceki yıl da aynı afişleri görmüştüm. Allah için belediye olarak anneler gününü kutlama görevini bihakkın yerine getiriyorlar. Daha ne yapsınlar. Annelere değer vermiş, bunu da bez afişlere yazdırıp, yollara asmışlar. Acemi, şaşkın aşıkların pankartlı aşk ilanları gibi.



Yıllardır okuyup geçtiğim bu afişler bana hiçbir şey ifade etmiyor. Veyahut, şöyle izah edeyim çok şey yapılması gereken bir konuda hiçbir şey yapılmadığını hissettiriyor. Kurumlar bu yıl da üstünkörü, derine inmeyen dertlere deva olmayan dostlar alışverişte görsün zihniyetiyle gerçekleştirilen bir kaç program huzur evi ziyaretleri, bir kaç söyleşi ve malum afişler ile bir anneler gününü daha geçiştirmenin telaşı içindeler. 

31 Ocak 2012 Salı

KAR YAĞDI... Böyle Oldu...

Bir hafta dışarıya çıkmadım. Önceki hafta başı havanın da yumuşaklığından istifade ile evde temizlik yapılmıştı. Daha sonra ikramlıkları da hazırladıktan sonra misafirlerimi ağırlamıştım. Ertesi günü artık evdeki işlerim bitti, sokağa çıkarım derken günlerdir beklenen haber geldi. Televizyon spikeri "Kar yağacak mecbur kalmadıkça dışarıya çıkmayın" diye televizyon ekranından seslendi.



Malum bizde emekli taifesinden olduğumuz için bu seslenişe itibar ettik ve sanki şehrimizi düşman askeri istila etmiş gibi oturduk, oturduğumuz yerde. Evde oyalanacak, vakit geçirecek çok şey var elbette hatta bu durumu fırsat bilip, okunmayı bekleyen yeni bir kitaba da başlayabilirim. Amma velâkin sokağa çıkmak, taze havayı soluma isteği baskın çıkıyor. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...