kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2018 Cumartesi

ŞORTUMA DA BAŞÖRTÜME DE KARIŞMA...Kadın Dayanışması...

Son yıllarda sosyal medyada, televizyonlarda bir takım adamlar kimisi modern görünümlü kimisi sakallı, kerameti kendinden menkul hoca efendiler kameraların karşısına geçip, ahkâm kesiyorlar. İnsanların yaşayışlarına, giyim kuşamlarına, hal ve tavırlarına karışmak diyebiliriz ama bence karışmanın da ötesinde hüküm veriyorlar. Kendilerince olması gerekeni din üzerinden empoze etmeye çalışıyorlar. Toplum bilimci, sosyolog veya psikologların alanına girecek konularda bile gayet rahat, fütursuzca fetva vermeye kalkıyorlar.


Halbuki bir dindara, insanları *zemmetmek yakışmaz. Dindar insan, hele ki din alimi ise insanlara kusur atfetmez. Onları rencide etmez. Şeytanın aklına gelebilecek fikirleri insanların aklına sokmaz. Aksine, insanlarda gördükleri iyi hasletleri överler. Yanlış yolda olanları münasip bir lisanla ikaz ederler. İlim sahibi, alim kişi büyüklenmez, bilmeyenleri hakir görmez. Alaycı bir dil kullanmaz. Duruşu ciddidir ama insanlarla olan münasebetlerinde her daim mütebessimdir.

10 Nisan 2017 Pazartesi

KADINA BAKIŞ...Kadının Bakışı...

Bir arkadaşımla telefon sohbeti yapıyoruz. Daha doğrusu o anlatıyor, ben dinliyorum. Bir vesileyle iki kelam etmek için açtığım telefon uzadıkça uzadı. Tanımadığım bir arkadaşı ameliyat olmuş onu anlatıyor, ben de arada üzüldüğümü ah! vah! ederek ifade ediyorum. Gençlik günlerinden uzaklaştıkça sohbetlerimiz hastalık, ölüm haberleriyle karamsar, iç kapayıcı ve dertlendirici bir hale büründü. Nerede! o gençlik günleri, bir söyleyip bin güldüğümüz tasasız günler. Ne çabuk geçip, gittiler.


"Ben söyledim ameliyat sonrası bakım çok önemli, istirahatine dikkat et ama dinleyen kim." diye anlatan arkadaşım devam ediyor, "Ben ameliyatımın sonrasında çok dikkat etmiştim." Dinliyorum ama konu uzadıkça, bende yorgunluk alametleri başladı. Dikkatim dağıldı, aklım başka yerlere gidip, gidip geliyordu ki arkadaşımın bir sözü beni kendime getirdi. Vaktiyle geçirdiği ameliyat sonrasında taburcu olurken doktorunun tembihini anlatıyor. Beni o anlık dalgınlığımdan uyandıran da bu oldu. Doktor, "Kocanın kravatı yere düşerse almak için eğilme, ayağınla al" demiş.

8 Mart 2016 Salı

HAYAT SOKAKTA...Kadın Erkek Hep Birlikte...

Ne vakittir böyleydi, ben ne zaman farkettim bilmiyorum ama insanlar artık dışarıda yaşıyorlar. Erkekler zaten sokaktaydılar. Erkek sokağın, dışarının insanıdır ama kadın öyle mi! Kadın çalışıyorsa sabah evinden çıkar akşam da doğruca evine döner. Çalışmıyorsa, gezmek için eşinin hafta sonu tatilini bekler. Eskiden aileler daha çok evlerinde yaşarlardı. Akrabalarını, arkadaşlarını, ahbaplarını ve komşularını evlerinde ağırlarlar, arayı fazla uzatmadan, makul bir süre içerisinde iade-i ziyaret yaparlardı. İade-i ziyaret yapılmazsa ahbaplık ilişkisinin devam etmeyeceği anlaşılırdı.


Bugün ise kadın erkek herkes sokakta. İnsanlar, dışarıda daha fazla zaman geçirmeye başladılar. Sabah kahvaltısı için dahi dışarıya çıkılıyor. Kadınlar, vazgeçemedikleri kabul günlerini dış mekanlarda devam ettiriyorlar. Meşhur türküde olduğu gibi "herkes kesesinden yesin içsin saltanatım var benim" diyen hanımlar, kabul günlerinde günün trendine göre belirledikleri yemek mekanlarında biraraya geliyorlar. Sohbet muhabbet yemek yiyerek hoşça vakit geçiriyor. Toplanan paraları da o günün talihlisine teslim ediyorlar. Böylece, ev sahibesinin üzerindeki külfet kalkıyor. Tüm hizmetlerin mekanda yapıldığı paralı günde herkes günün tadını çıkararak her şeyden önemlisi eve tıkılıp, kalmaktansa dışarıya çıkmanın mutluluğunu yaşıyorlar.

16 Eylül 2015 Çarşamba

MODERN AİLE...Feminizm...Kültür Erozyonu...

Bir zamanlar, bekarlığında baba evinde, evlendikten sonra koca evinde nesilden nesile aktarılan bilgilerle kadınlık ve annelik görevlerini hakkıyla yerine getiren kadınlar genellikle kayınpederin evine yani kocasının büyüdüğü baba ocağına gelin giderdi. Gelin ismi de buradan geliyor. Aileye gelen manasına. Yeni evinde kayınvalidesi ve kayınpederi ile hatta daha da fazlası kocasının bekar kardeşleri de dahil geniş bir aile olarak aynı evi paylaşırlardı. Gelinin aileye kattığı torunlarla da aynı çatı altında bir kaç nesil birden yaşardı.


Sonra tüm dünyayı etkisi altına alan feminizm akımı ile kadınlarımız Duygu Asena'nın 1987 yılında yayımlanan KADININ ADI YOK isimli kitabını okumaya başladılar. Bu kitapla beraber feminizm hareketi yazılı ve görsel medyada tartışılmaya başlandı. Kadınların ekonomik, toplumsal ve cinsel baskılardan kurtulmasını amaçlayan bu düşünce akımı kadınların ezberini bozdu. Feminizm akımının etkisiyle kadınlar konumlarını irdelemeye başladılar ve mevcut yaşantılarından rahatsızlık duydular.

5 Aralık 2014 Cuma

UYKU BAZEN KAÇIŞTIR...Anneler ve Kızları...

Nihayet yatağımdayım. Başım ağrıyor. Aklım karışık. Ne düşüneceğimi hiç bilmiyorum. Belki de düşünecek bir şey yoktur. Üzgün değilim. Hafif bir kalp kırıklığı olabilir ama bir rahatlama da hissediyorum. Belki de bir kaç haftadır üzerimdeki baskının beklemediğim bir şekilde bitmesindendir. Madem düşünecek bir şey yok, kafamın içi neden arı kovanı gibi uğulduyor. Yorganı başıma kadar çekiyorum. Yatağın içinde kaybolmak istiyorum. Biraz uyusam. Uyku bana iyi gelecek. 






-Önemli, buluşalım, dedi. Randevuyu öğrenen anneciğim kafasında neler kurdu, neler düşündü ise akşam beni kapıdan yolcu ederken pek heyecanlıydı. Üstümü-başımı inceledikten sonra- "Güle güle git. Hayırlı haberlerini bekliyorum" dedi.

4 Aralık 2014 Perşembe

AYRILIK...Anneler ve Kızları...

Pencerenin önündeydi. Gecenin karanlığına gözleri alışınca, yolun karşısında park etmiş arabayı gördü. Şansına bu gece ay vardı. Gecenin karanlığını az da olsa dağıtan ay ışığında arabanın ön koltuklarında iki kişinin oturduğu farkediliyordu. Bunlar, bir çiftti. Sakin görünüyorlardı, kavga ediyormuş gibi bir halleri yoktu. Erkek bir şeyler anlatıyordu. Genç kadın durgundu, söylenenleri çaresizce kabullenmiş gibi biraz önce dik duran başını hafifçe eğip yavaşça adamın omuzuna bıraktı. Bu teslimiyet belli ki adamın hoşuna gitti. Parmaklarını kadının saçları arasında dolaştırırken, yandan görünen yüzünde coşkudan uzak, yumuşak bir ifade vardı. 






Arabada oturan çifte olanca dikkatini vermiş olan penceredeki kadın birden suçüstü yakalanmış gibi irkildi. Arabadaki genç kadın erkeğin yanağına ufak bir öpücük kondurduktan sonra onu saran kollarının arasından sıyrılmış arabadan iniyordu.

13 Mayıs 2014 Salı

MADEN KAZALARI...Madencinin Kaderi...

Her gün olduğu gibi bu sabah da kahvaltıdan sonra bir fincan limonlu çay eşliğinde yaptığım gazete mütalaasında, gazetemin baş sayfadan itibaren makale, haber, köşe yazılarını okuya okuya spor sayfalarına kadar geldim. Ama aklım üçüncü sayfada okuduğum bir haber yazısında takılı kaldı. Haber ve yazıda bir anormallik yok aslında ama yine de bir türlü anlam veremediğim bir gizem gibi yazının içeriğinde beni mutlu eden bir şey vardı. Üçüncü sayfaya geri dönüp, haberin yazısını bir kere daha okudum.



Yazıda, TTK Kozlu Maden ocağında Gaz İzleme İstasyonu'nda göreve başlayan iki kadın maden teknikerinin haberini yapmışlar. 3 Mart 1992 yılındaki grizu patlamasında 263, 7 Ocak 2013 yılında ise ani metan gazı püskürmesinde 8 madencinin öldüğü Kozlu maden ocağında görevlendirilen genç kadın teknikerler; maden işçilerinin üretim yaptığı ocaktaki gelişmeleri, ani gaz yükselmelerini izleyip, acil durumlarda yeraltı ile haberleşmeyi sağlayarak olası can kayıplarını önlemeye çalışacaklarmış.

10 Mart 2014 Pazartesi

NÜ...Sanat ve Ahlak...

Bir haftadan fazla olmuştur herhalde o yazıları göreli. Sokağa her çıkışımda gözüme ilişiyorlar. Baskı şeklinde, siyah kalın çizgilerle yazılmış. Duvarlara, kaldırıma hatta mazgal kapaklarının üzerine büyük harflerle 'NÜ' AHLAKSIZLIKTIR diye bir yazı basmışlar. Aslında, çok da görünür yerlerde değiller. Ya yerde, ya da yere yakın duvarlara basmışlar. Bu yazıları kim veya kimler, niçin yazmışlar hiç bilmiyorum. Ama, görmezliğe de gelemedim.



Evvela ahlak nedir ona bakalım. En dar anlamıyla bir toplumda yaşayan bireylerin iyi ve rahat yaşamak için uymak zorunda oldukları kurallar ve davranış biçimleri olarak düşünebiliriz. Dolayısıyla, ahlak anlayışı toplumlara göre değişir. İnsanlık tarihi boyunca toplumlar gerekli kuralları koyarak kendi törelerini yaratırken, dinler de tamamlayıcı olarak başka ahlak kuralları ilave etmişlerdir.

2 Ocak 2014 Perşembe

MUTLULUĞUN PEŞİNDEN GİDENLER...

Yeni tanıştığım bir hanımefendi ile yaptığımız ayaküstü sohbet sırasında havadan sudan bahsederken aniden derin bir nefes alıp hüzünlü, dertli bir havaya büründü. Ben merakla ne olduğunu sorunca, son bir kaç yıldır eşiyle ayrı düştüklerini söyledi. Anlattığına göre beyefendi emekli olduğu yıl yaz sonunda yazlık evlerinden İstanbul'a dönmek istememiş ve bir kış mevsimini yalnız başına orada geçirmiş. 




Ve bir daha yazları yanına gelen hanımıyla kışın İstanbul'a dönmemiş. Bir kış mevsimiydi ve yeni tanıştığım konuşkan hanımefendi pek üzgündü. İstanbul'daki annesi ve kardeşleri ile eşi arasında kalmıştı ve anladığım kadarıyla onları tercih etmişti.

19 Temmuz 2013 Cuma

HEDİYE VERMEK..."Size lâyık değil ama"

Akşam üzeri iftar sofrası hazırlığı ile meşgul iken bir yandan da televizyondaki iftar programlarından birine ara ara bakıyorum. Programın sonunda sunucu, konuklara birer hediye verdi ve hediyeyi takdim ederken "Size lâyık değil ama" dedi. Eskiden, herkes gibi ben de bu kalıp cümleyi kuruyordum. Bir gün yine hediyemi vereceğim, tam bu cümle ağzımdan çıkacak, "sana lâyık bir hediye seçtim, güle güle kullan" deyiverdim. 



Bu bana aklımın bir oyunuydu. Çünkü, "lâyık değil ama" cümlesini her kullanışımda, aklımın bunu reddettiğini hissediyordum. Aklım bu cümleyi kendisine, yani bana yakıştıramıyordu. Benim, lâyık olan hediyeyi seçemeyecek kadar bilgisiz ve aciz olduğumu düşünmüyordu. 

5 Şubat 2013 Salı

KADINLIĞINDAN UTANMAK...

Kadınlığından utanır! 
                              çünkü, ona utanması öğretilir. 

Ergenlik çağındaki bazı kız çocuklarının sırtlarının hafif kamburlaştığını görürsünüz. Otururken, gezerken bedeninin bilhassa üst tarafını kollarıyla saklar, gelişmekte olan vücudunu örtmek, kapatmak ve dikkat çekmemek üzere bir şekil alır. Dik gezemez. Bilhassa erkeklerin ekseriyette bulunduğu yerlerde vücudunu adeta küçültür, görünmez olmak ister. Büyüyüp, gelişmekte olan bedeninden bir ayıbı varmış gibi utanır.



Ebeveyninin dünya görüşü çerçevesinde kendinden emin bireyler olarak yetişen kız çocuklarının sayısı azımsanmayacak kadar çoktur ama kadın olduğu için kendinden utanan kızların, kadın nüfusunun çoğunluğunu teşkil ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Vücudundan utanan kızların bu utançla yaşayamayacakları aşikardır. Evlerinde neyse de toplum içerisinde bulunabilmeleri ancak tesettürle mümkün olabilir. Bunu ilk keşfeden de ne yazık ki sosyologlar veya psikologlar değil de hazır giyimciler olmuştur. Bu olgu da ülkemiz gerçeklerinin bilinirliliğinin ne kadar zayıf olduğunun -delili- göstergesidir.

18 Ocak 2013 Cuma

KOCAYA İTAAT...

"Müslüman kadın beş vakit namazını kılar, orucunu tutar kendini yabancılardan korur ve kocasına itaat ederse cennete girer" Hadis-i Şerif'ini takvim yaprağının arkasında okuduğum zaman promosyon takvimleri ilmihal'e benzettiğimi, firma ve şirketlerin, hediye olarak dağıttıkları bu takvimlerle dindar görünmenin derdine düştüklerini, gerçek bir takvimin nasıl olması gerektiğini ve buna örnek bir takvimin varlığını "Saatli Maarif Takvimi" başlıklı yazımda dilimin döndüğünce anlatmıştım.



Bu defa, bahsi geçen Hadis-i Şerif'in sahih olduğuna dair şüphelerimi sizinle paylaşmak istedim. Hadisler, inananlar için en basit tabiriyle yol gösterici, aydınlatıcı başvuru bilgileridir. Günlük yaşantıda karşılaşılan olaylar karşısında davranış şeklimizi belirlemek için hadislerden ilham alabiliriz. Veyahut, iyi bir insan, iyi bir müslüman olmak için de peygamber sözü olan hadisler bize yol gösterir. 

7 Aralık 2012 Cuma

SEVİLMEK İSTİYORSAN... Önce Sevmeyi Bileceksin!

Sevmeyi mi sevilmeyi mi tercih edersiniz diye sorduğumuzda insanların çoğu sevilmeyi isterler. Nedendir bilinmez ama bilhassa genç kızlar bu soruya cevap verirken yüzlerinde utangaç bir tebessüm uzaklardaki bir sevgiliyi düşünür gibi bakışları hülyalı, omuzlarının arasına aldıkları başlarını hafifçe yana doğru eğerek,
-Sevilmek isterim, diye cevap verirler. Hem de çok sevilmek isterim.!!! 



Bu genç kızların sevilmekten ne anladıklarını ve nasıl bir sevgili düşlediklerini kestirmek hiç de zor değil. Devamlı peşlerinde koşan her isteklerini yerine getiren yerli yersiz iltifatlar yapıp hediyeler alan köle gibi emirlerini bekleyen bir erkek hayal ederler. Genç kızların tümünü şamil değilse de aslında pek çok kadın için böylesi bir ilişki, böyle bir erkek cazip gelebilir. Sevilmek, herkes için (kadın-erkek farketmez) kişinin gururunu okşayan bir şeydir. 

11 Mayıs 2012 Cuma

MEVSİM GEÇİŞLERİNDE...Fular Önemli...

Bu yaşıma geldim bedenimi beş-on yıldır tanımaya başladım diyebilirim. Uzun yıllar boyunca her yıl kış-yaz demeden bilhassa bahar aylarında soğuk algınlığı ve farenjit'ten muzdarip en az bir hafta ateşler içinde yatak-döşek yatardım. Hastalık neyse-ne de güzel havalarda eve kapanmak yok mu! 



Bilhassa bahar aylarında pencerenin arkasından masmavi gökyüzünü seyretmek adeta işkence olurdu. Gel zaman, git zaman anladım ki; beni her defasında yatağa düşüren sebep boğaz ve bademciklerimin hassasiyetiymiş. 

9 Mayıs 2012 Çarşamba

EVLİLİK VAADİYLE KANDIRMA...

Bu çok eski bir kadın-erkek hikayesidir. Bir erkek ve bir kadın tanışırlar, kadın evliliğe olan meylini erkeğe hissettirir, erkek de evliliği istermiş gibi yapar ve hikaye böylece başlar. Bu hikayelerin artık yaşanmadığını veya en azından yeni hikayelerin yazılmadığını zannediyordum. Yanılıyormuşum!


Gazetemin 3. sayfasında yer alan habere göre evleneceklerini zanneden kadın, işlerinin iyi gitmediğini söyleyen sevgilisine devamlı para desteği sağlar. Bir süre sonra adamın evlenmek niyetinde olmadığını anlayıp, ayrılmak isteyince de adam zorbalık yapar. 

2 Mayıs 2012 Çarşamba

EVLİLİKTE YOL ARKADAŞLIĞI...

Kadının evlenmek suretiyle statü kazandığı düşüncesi toplumun tüm katmanlarında kabul görmüş yerleşik bir kanıdır. Evli bir kadın bekar bir kadına göre toplum nazarında daha bir makbuldür. Kadın, eş-gelin aynı zamanda yenge, elti v.s. gibi sıfatlarla donanmış olarak toplum içerisinde bir statü kazanır. Benim kanaatim, bu sıfatların gayesi gelin hanımda yeni ailesine karşı aidiyet duygusunun gelişip, yerleşmesini sağlamak. Sorumluluk da yükleyen bu sıfatlar genç gelinin gelişimine katkı sağlar. 




Gelin hanım, evliliğinde kazandığı deneyim, bilgi ve beceriler ile büyür ve gelişirken kocası aynı performansı gösteremeyebilir. Erkek egemen toplumda yaşadığının bilincinde olarak tüm gücü ve hakları elinde bulundurduğunu düşünen koca, kendini yenileyerek geliştirmek zahmetine bilerek katlanmaz. Toplumun yani diğer erkeklerin onu destekleyeceğini düşünür. 

13 Mart 2012 Salı

AŞKA DÜŞMEK...

Aşkın tarifini sorarlar aş tarifi sorar gibi. Aşk, ne bir kaba girer aş gibi ne de ateş ister pişmek için. Aşkın ne mekana ihtiyacı vardır, ne de herhangi bir yerde olmaya. Aşk, gözle görülmez, kulakla işitilmez. Aşk, görünmeyen ateşle yanmaktır. Aşk, sonsuzlukta kaybolmaktır. Aşk, görmeyen gözle, duymayan kulakla kendine yol bulmaktır.



Aşk, bedendeki tüm duyuların birleşip tek olmasıdır.
Aşk, bedenin ruha, ruhun bedene dönüşmesidir. 
Aşk, her nefeste son nefes gibi hissetmektir.
Aşk, beşeri duyguları barındırır ama o duygulardan varestedir.
Aşk, bazen ılık bir meltem, bazen bora, fırtınadır.
Aşk, tüm duyu ve duyguların hakimiyetinde yaşamaktır. 
Aşk, duyguların aklı ele geçirmesidir.
Aşk, akıl ve mantığın binbir parçaya bölünerek yok olmasıdır.
Aşk, gözlerin kör, kulakların sağır olmasıdır. 
Aşk, köle olmaktır.
Aşk, planlanmaz. 
Aşk, planların suya düşmesidir. 
Aşk, hesap-kitap bilmez.
Aşk, bütün bunlar ve daha da fazlasıdır. 


Böylesine zor ve çetin bir deneyimi yaşamak için aşka düşmek gerekir.
Aşk, sadece ve ancak ona meyyal olanlarındır.





30 Kasım 2011 Çarşamba

KADIN ÇİÇEK DEĞİLDİR...

Televizyonda kadına şiddet konusunda fikirleri sorulan bazı beyler şiddeti kınadıklarını ifade ederken "Kadın çiçektir" gibi bir garip söylem tutturmuş gidiyorlar. İşin garibi, kendi yalanlarına kendileri de inanıyorlar. Böyle işlerle -kadına şiddet ile- kendilerinin hiç alakaları olmazmış gibi "Kadına el kalkar mı? Kadın çiçektir" diyorlar. Bu lafı ilk söyleyen de yanlış hatırlamıyorsam meşhur bir türkücüydü kendileri. 



Şair şiirlerinde kadının dudağını goncaya benzetip, kirpiklerini kalbine saplanan bir ok gibi anlatabilir. Siyah saçlarını gecenin karanlığına benzetirken, varlığını güneşin doğuşu olarak tarif edebilir. Bunlar, teşbih -benzetme- sanatıdır ve şiirin dilidir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...