mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2015 Cumartesi

GÜNEŞİN İLK IŞIKLARI...Kış bitti!

Sonbahar neyse de kış mevsimi pek bir iç karartıcı. Sabahları yeni bir güne uyanmanın mutluluğu ile perdeleri açıp, gökyüzüne bakarsın. Bin bir zahmetle çıkmış ama her an kaybolacak olan güneşin zayıf ışıklarını, mendil kadar bir maviliği görürsen sevinirsin. Güneşli havalara tutkun yüreğin ve dudaklarında takılı kalmış ufak bir gülüşle yaz güneşinin hayaline dalarsın.


Kışın öyle günler olur ki; kara kara yağmur bulutlarının kapladığı gökyüzünde güneş günlerce yüzünü göstermez. Hele karlı günlerde gökyüzü ara ara kapkara olur da gündüz vakti akşam oldu sanırsın. Kapkara bulutlar yeryüzüne karları gönderdikten sonra gökyüzünün rengi biraz açılır gibi olur, hatta biraz sonra gökyüzü mavi rengini bile gösterir ama hiç ümitlenmezsin. Çünkü, bilirsin ki hava "kar toplamaktadır". 

2 Ocak 2014 Perşembe

MUTLULUĞUN PEŞİNDEN GİDENLER...

Yeni tanıştığım bir hanımefendi ile yaptığımız ayaküstü sohbet sırasında havadan sudan bahsederken aniden derin bir nefes alıp hüzünlü, dertli bir havaya büründü. Ben merakla ne olduğunu sorunca, son bir kaç yıldır eşiyle ayrı düştüklerini söyledi. Anlattığına göre beyefendi emekli olduğu yıl yaz sonunda yazlık evlerinden İstanbul'a dönmek istememiş ve bir kış mevsimini yalnız başına orada geçirmiş. 




Ve bir daha yazları yanına gelen hanımıyla kışın İstanbul'a dönmemiş. Bir kış mevsimiydi ve yeni tanıştığım konuşkan hanımefendi pek üzgündü. İstanbul'daki annesi ve kardeşleri ile eşi arasında kalmıştı ve anladığım kadarıyla onları tercih etmişti.

23 Aralık 2013 Pazartesi

İSTANBUL'DA KAR YAĞIYORDU...

İstanbul'da iki gündür kar yağıyordu. Kahvaltı sofrasını pencere kenarındaki masaya hazırlamıştım. Çaydanlıkta demlenen çayın kokusu, kızarmış ekmek kokusuna karışmış, sabahın erken saati olduğu için evin içi serince ve dışarıda kar yağıyordu. Mis gibi demli çayla doldurduğum fincanları sofraya bırakırken gözüm bir an pencereden dışarıya gitti. Biraz evvel serpiştiren kar değişmiş lapa lapa yağıyordu. Kar taneleri iriydiler ama kuş tüyü gibi hafifçe uçuşarak ağır ağır hiç acele etmeden sessizce aşağıya iniyorlardı. 



Belki de güle oynaya düşüyorlardı. Ben sadece yağışın güzelliğine bakakaldım, büyülenmiş gibiydim. Kar taneleri o kadar yavaş düşüyorlardı ki; dışarı çıkıp, koşarsam onları yere düşmeden yakalayacağımı zannediyordum. Onlarsa yere düştüklerinde yok olacaklarını biliyorlarmış gibi bilhassa ağırlaşıp, salına salına, döne döne yere doğru düşerken hiç acele etmiyorlardı. Böyle ne kadar kaldım bilmiyorum. Daldığım rüyadan uyandığımda gökyüzünden düşen kar taneleri seyrekleşmeye başlamıştı.  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...