19 Şubat 2019 Salı

HANGİSİNİ TERCİH EDERSİN? MİM

Mimlenmek blog dünyasının bir gerçeği ama bazen mimlere cevap vermek zor olabiliyor. Vaktinde cevap veremediğim için mahcup olduğum arkadaşlarım var. Bu defa fazla gecikmedim umarım. Mim daveti blog ve instagram arkadaşım Makbule Abalı'dan geldi. Haberini ise deeptone verdi. Bu iki değerli arkadaşımıza buradan selam olsun. Makbule hanım'ın mimini buradan okuyabilirsiniz.


Şimdi gelelim mim sorularına ve verdiğim cevaplara; 

1-Hangisini tercih edersin? Uçabilme yeteneği mi yoksa su altında nefes alabilmeyi mi? Neden?
Kuşlar gibi uçmak isterim. Çocukluğumda rüyalarımda sık sık yemyeşil kırların üzerinde uçtuğumu hatırlıyorum. Benim için uçmak, özgür olmak, gitmek, keşfetmek demek. 

18 Şubat 2019 Pazartesi

İRMİKLİ KESME TATLI...Dışı Sert...Tadı İçinde Saklı...

Sıcak yaz günlerinde bol sulu meyveler, soğutulmuş karpuzlar varken tatlı pişirmek, hele şerbetli tatlı pişirmek hiç aklıma gelmez. Ancak, bazı zamanlar vardır ki teslim olur toplumun çoğunluğuna uyarsın. Bayramlardan bahsediyorum. Bir süredir yaz aylarına tesadüf eden Ramazan ve Kurban Bayramı'ndan. Kış soğuklarını yaşarken yaz günleri de aklına nereden geldi derseniz. Bir kenarda taslak halinde duran ve bir türlü elim varıp da yayınlayamadığım tatlı tarifini paylaşmak istiyorum.


Geçtiğimiz yaz Kurban Bayramında yazlık yerde olmamıza rağmen bayram adetlerinden olan bayram tatlısı için balkonlarında baklava yufkası açan komşularımı görünce ister istemez etkilendim. Bazen, bana ne diyemiyorsun. Onlar bana el emeği baklavalarından ikram ederken ben onlara evin önünden geçen karpuzcudan aldığım karpuzu kesersem ayıp olurdu.

12 Şubat 2019 Salı

TAHİNLİ KEK...Üzeri Susamlı...

Yazlık sitelerde bazı ev sahipleri evlerinin bir bölümünü kiraya verirler. Bu durum aniden ortaya çıkan bir ihtiyaç sebebiyle olabileceği gibi gelir kaynağı olsun diye sırf kiraya vermek üzere ev satın alan aileler de vardır. Ev sahipleri, pansiyon işletir gibi kiraya vermektense evlerini sezonluk vermeyi tercih ederler. Böyle bir komşumuz yani kiraya vermek üzere fazladan evi olan komşumuz evvelki yıl evine sezonluk bir kiracı bulduğu için çok memnundu. Bu kiracı aileyi bizlerde sevdik ve yaz boyunca komşuluk yaptık. Ailenin babası Susam-Tahin ticareti işindeydi ve ev sahibi komşumuzun anlattığına göre çok da cömert insanlardı.


Günlerden bir gün aynı komşumuzun balkonunda ailece oturmuş sohbet ederken çayın yanında ikram edilen kekin aroması ve lezzeti o kadar hoşuma gitti ki gayrı ihtiyari tarifini istedim. Komşum hatırlamaya çalışarak kekin malzemesini sayarken, tahin ticareti yapan kiracısının verdiği tahin ile yine onların verdiği tarifle pişirdiğini söyledi. Yanlış hatırlamıyorsam hamuruna ve piştikten sonra da üzerine olmak üzere iki su bardağı tahin ile pişirmişti. Aramızda şakasını yaptığımız bedava tahinle yapılan kek muhabbeti yaz boyunca sohbetlerimizde bizi güldürmeye devam etti.

13 Aralık 2018 Perşembe

MÜSLÜM Baba...Arabeskin Efsane İsmi...

Beş yılı aşkın bir süre önce "Müslüm Baba'ya Acil Şifalar" başlıklı bir yazı ile yoğun bakımda yatmakta olan Müslüm Gürses hakkında duygularımı ve dileklerimi paylaşmıştım. Acil şifa dileklerim maalesef  ecele yenildi ve Müslüm Gürses bu dünyadan göçtü, gitti. Beş yıl sonra Baba'nın ardından hayırsever, değerbilir, vefakar birileri güzel bir işe kalkıştılar ve Müslüm Gürses'in hayatını beyaz perdeye aktardılar. Ben durur muyum? Elbette hayır. Sanata, sanatçıya saygılı olan insanlara biz de ilgi ve alakamızı eksik etmeyiz.


Vizyona girdiği gün olmasa da takip eden haftalardan birinde bir gün sinemanın yolunu tuttuk. Bilet için yanaştığım bankodaki görevliye yekten "Müslüm nasıl gidiyor?" diye sordum. Medyada filmle ilgili gişe sonuçlarından o kadar çok bahsedildi ki; sadece maliyetini çıkarabilmesi için bile milyonlarca bilet satılması gerektiği o kadar söylendi, yazıldı çizildi ki ben de onların tesiriyle olsa gerek böyle bir şey sorabildim. Film bildiğim kadarıyla 1000 kopya ile vizyona girdi. Büyük bir yatırım ile binbir itina ile gerçekten özenle yapılmış bir film.

27 Ekim 2018 Cumartesi

ŞORTUMA DA BAŞÖRTÜME DE KARIŞMA...Kadın Dayanışması...

Son yıllarda sosyal medyada, televizyonlarda bir takım adamlar kimisi modern görünümlü kimisi sakallı, kerameti kendinden menkul hoca efendiler kameraların karşısına geçip, ahkâm kesiyorlar. İnsanların yaşayışlarına, giyim kuşamlarına, hal ve tavırlarına karışmak diyebiliriz ama bence karışmanın da ötesinde hüküm veriyorlar. Kendilerince olması gerekeni din üzerinden empoze etmeye çalışıyorlar. Toplum bilimci, sosyolog veya psikologların alanına girecek konularda bile gayet rahat, fütursuzca fetva vermeye kalkıyorlar.


Halbuki bir dindara, insanları *zemmetmek yakışmaz. Dindar insan, hele ki din alimi ise insanlara kusur atfetmez. Onları rencide etmez. Şeytanın aklına gelebilecek fikirleri insanların aklına sokmaz. Aksine, insanlarda gördükleri iyi hasletleri överler. Yanlış yolda olanları münasip bir lisanla ikaz ederler. İlim sahibi, alim kişi büyüklenmez, bilmeyenleri hakir görmez. Alaycı bir dil kullanmaz. Duruşu ciddidir ama insanlarla olan münasebetlerinde her daim mütebessimdir.

16 Ekim 2018 Salı

OKULLU OLMAK...Çocukların Eğitim Hakkı...

Geçtiğimiz yıl gazetemde okuduğum bir haberde 12 yıllık (4+4+4) zorunlu eğitimin kademelerinde toplam 2 milyon çocuğun okula gitmediği yazıyordu. Haberin detayını okumuştum ama daha sonra unuttum, gitti. Geçen gün Facebook paylaşımlarında gördüğüm bir fotoğraf geçen yıl okuduğum o haberi hatırlattı. Bugün, okullu olmayan kaç çocuğumuz var bilmiyorum ama olumlu herhangi bir değişiklik olduğunu da zannetmiyorum. Hem sayıda azalma olsa dahi tüm çocuklar okullu olmadıkça bu eğitim savaşı kazanılmış sayılmaz.


Bir çocuğun okula gidememesi demek, bir aile çocuğunu okula gönderemiyor demektir. Halbuki, anne-babalar okul çağına gelmiş çocuklarını okula göndermekle iftihar eder, gurur duyarlar. Burada, okula gidemeyen çocuk ve onu okula gönderemeyen bir ana-baba var. Olaya hangi tarafından bakarsak tam bir trajedi. Ailenin durumu da iç acıtıcı ama benim içime asıl dokunan okula gitmeyen çocuğun durumu.

6 Ekim 2018 Cumartesi

KEŞİŞİN ON GÜNÜ...Muammer Yüksel...

Yazarını tanımadığım, sırf ismindeki "keşiş" kelimesi için seçip, sepete attığım kitabı elime aldığımda inşallah vaktimi boşa harcatmaz diye içimden geçirmiştim. Kitabın ismine ve kapak fotoğrafına bakınca dünya üzerinde yaşanmış çok eski zamanlara ait bir şeyler okuyacağımı tahmin ediyordum. Ödüllü veya çok satanlar listesinden seçtiğim kitapları okumak için acele ederim ama bu kez seçim farklı olduğu için yazlığa getirdiğim kitabıma başlamak için eve yerleşmeyi bekledim. Köyden gelen taze süt ile pişirdiğim sütlü kahve eşliğinde okumak üzere kitabımla balkona çıkarken düşüncelerim bunlardı.


Yazarın ilk kitabı olarak Haziran/2002 de birinci baskısı yapılan romanın ilk sayfasında yer alan kısa bir öz geçmişten öğrendiğimize göre yazarımız bir doktor, hem de cerrah. 1959 yılında Urfa'da doğan yazar ilk, orta ve lise eğitimini Ankara'da tamamladıktan sonra Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1984 yılında mezun olmuş. Uzmanlık alanı olarak Beyin Cerrahi'sini seçen Muammer Yüksel, halen beyin cerrahi uzmanı olarak görev yapmaktadır. Tıp aleminde bir espri vardır, bilirsiniz. "Tıbbiyeden her şey çıkar, ara sıra da doktor çıkar" derler. Yazarımız da bu sözü doğrular şekilde doktorluğunun yanısıra bir çok kitabın yazarı olarak edebiyat dünyasında yerini çoktan almış.

28 Temmuz 2018 Cumartesi

HİNDİSTAN CEVİZLİ KEK...Hoş Kokulu...Yumuşacık...

Her yıl bahar aylarının gelmesiyle aklımıza düşen ve yaz sıcaklarının başlamasıyla da koşup geldiğimiz yazlık evimizde benim için son derece sıkıcı olan yerleşme sürecinin sonunda nihayet komşularla günlük olağan görüşmelerimiz başladı. Site içinde, kumsalda, denizde, çarşı-pazarda, akşam yürüyüşlerinde karşılaştıkça birbirimizden haberdar oluyoruz. Bu karşılaşmalarımız sırasında hal hatır sorar, birbirimizi kahve veya çay içmeye davet ederiz.


Çaylı, kahveli balkon sefalarını hepimiz severiz ama arkadaşlarla önceliğimiz bütün kış iple çektiğimiz deniz sefalarıdır. Ne yapacaksak programımızı deniz saatlerine göre ayarlarız. Denizde günlük en az bir-birbuçuk saatlik yüzme seansları ve sonrasında güneşlenmenin ardından ancak bir program yaparız. Bu konuda hiç bir arkadaşım taviz vermez. Ancak, program yapmamızı her ne kadar deniz belirliyormuş gibi göstermiş olsam da esas belirleyici yatılı misafirlerdir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...