blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2023 Cumartesi

MERHABA! Yine ve Yeniden...

Söze nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Uzun zaman oldu yazmayalı. En son, aşağı yukarı bir yılı aşkın bir süre önce paylaştığım Kolera Günlerinde Aşk tanıtım yazısını saymazsak yaklaşık üç yıldır bloğumdan uzak kaldım. Bumerang'dan gelen reklam teklifleri vesilesiyle bir kaç defa uğradığımda yokluğumdan endişelenen arkadaşlarımın mesajlarıyla karşılaştım. Çok duygulandım. Kendilerine buradan bir defa daha teşekkür ederim. Adı sanal dünya olsa da sonuç olarak bizler insanız. Yüz yüze gelmiş olmasak bile bu sayfalarda gerek yazılarımız gerekse bırakılan yorumlarla birbirimizi tanıdık ve sevdik.



Buralardan ayrı düşmem Pandemi dönemi ile başladı. Kısıtlandığımız, yalnızlaştığımız o günlerde olanları takip etmek için gün boyu başından ayrılmadığımız televizyonun yanı sıra daha çok ve çabuk haber alabilmek için twitter hesabımı aktif olarak kullanmaya başladım. Dolayısıyla, blog yazılarım taslak olarak kaldı. Televizyon haberlerinde görüp, duyduğumuz kayıp haberleri için üzülürken ailemizden de hiç beklenmedik ani bir kayıp haberi alınca o günlerde bir çok şey anlamını yitirdi. 

15 Ekim 2022 Cumartesi

Bitget, profesyonel traderlar için CCXT Kütüphanesi ile entegre oldu

Açık kaynak kütüphanesi, algoritmik ve bot işlemleri için veri analizine kolay erişim sağlıyor

Bitget, profesyonel traderlar için CCXT Kütüphanesi ile entegre oldu

Lider global kripto para borsası Bitget, CryptoCurrency Exchange Trading Library (“CCXT”) ile entegrasyonu duyurdu ve yatırımcıların işlem algoritmaları ve botlar oluşturmak için platformun geçmiş ve gerçek zamanlı verilerine kolayca erişmelerini sağladı.

BITGET’E ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN!

CCXT, farklı kripto işlem veri kütüphanelerine bağlanmak için ortak bir arayüz sağlayan dünyanın önde gelen açık kaynak kütüphanelerinden biri olarak seçildi. Güçlü bir araç, çeşitli yüksek kaliteli borsalarda yürütülen kapsamlı bir işlem stratejisine izin verir. Protokol, tamamen özelleştirilebilen, kullanıcı arayüzü açısından genelleştirilmiş bir API bağlantısıdır ve işlem geliştiricileri, kodlayıcılar ve yüksek vasıflı traderlar arasında geniş çapta tanınmaktadır.

Kütüphane JavaScript, Python ve PHP gibi en popüler programlama dillerini destekler. En yenilikçi vadeli işlem ürünleri ve sosyal işlemler özellikleriyle donatılmış Bitget, dünya çapında 2 milyon kullanıcıya hizmet vererek dünyanın en büyük kripto türevleri ve Copy Trade borsalarından biri haline geldi. CCTX'in uzmanlığından da yararlanan Bitget, kullanıcılarına piyasa verilerini analiz etme, algoritmik işlemler, stratejiyi geriye dönük test etme ve bot programlama konusunda kolaylık sağlayabilir. 

19 Şubat 2019 Salı

HANGİSİNİ TERCİH EDERSİN? MİM

Mimlenmek blog dünyasının bir gerçeği ama bazen mimlere cevap vermek zor olabiliyor. Vaktinde cevap veremediğim için mahcup olduğum arkadaşlarım var. Bu defa fazla gecikmedim umarım. Mim daveti blog ve instagram arkadaşım Makbule Abalı'dan geldi. Haberini ise deeptone verdi. Bu iki değerli arkadaşımıza buradan selam olsun. Makbule hanım'ın mimini buradan okuyabilirsiniz.


Şimdi gelelim mim sorularına ve verdiğim cevaplara; 

1-Hangisini tercih edersin? Uçabilme yeteneği mi yoksa su altında nefes alabilmeyi mi? Neden?
Kuşlar gibi uçmak isterim. Çocukluğumda rüyalarımda sık sık yemyeşil kırların üzerinde uçtuğumu hatırlıyorum. Benim için uçmak, özgür olmak, gitmek, keşfetmek demek. 

12 Mayıs 2018 Cumartesi

ANNELER GÜNÜ...Bir Zamanlar...

5 Mayıs 1955 tarihinde Türk Kadınlar Birliğinin girişimleri ile her yıl mayıs ayının ikinci pazar gününde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de "Anneler Günü" kutlanmasına karar verildi. O yılın annesi olarak da 93 Harbinin kadın kahramanlarından Erzurumlu Nene Hatun yılın annesi seçildi. Anneler Günü'nün resmen kabulünden sonra toplumda yaygınlaşması ne kadar zaman aldı bilmiyorum. Küçüklüğümde annemin kabul günlerinde akraba ve komşu teyzelerimizin Anneler Günü hediyelerini ballandıra ballandıra anlattıklarına kulak misafiri olmuşluğum vardır.


O yıllarda Anneler Günü hediyesini çocukları alırdı. Belki çocukları namına hediye alan babalar olmuştur ama ben şahit olmadım. Çocuğun hediye alabilmesi için ise çalışıp, para kazanması veya en azından okula başlaması gerekirdi. Velhasılı, hediyemizi günlük harçlığımızdan arttırdığımız parayla almamız gerekiyordu. O günlerde Anneler Günü'yle alakalı olarak en büyük endişem anneme alacağım hediyenin seçimiydi. Aklımca, hediyeleri ile böbürlenen teyzelerin yanında annemin de gururla göstereceği bir hediye almaktı. Halbuki, o teyzelerin çocukları büyüktü ve aralarında evli barklı olanları bile vardı. Hatta, gelininin en ufak bir yanlışında kaynana kesilen teyzeler bile gelinlerinden gelen hediyelerle komşularına hava atmayı unutmazlardı.

17 Haziran 2017 Cumartesi

FÜRUZAN...Sevilen Yazara Kitap İmzalatma Serüveni...

Kadıköy Belediyesinin Haydarpaşa garında düzenlediği 9. Kitap Günlerinin afişlerinde Onur Konuğu olarak Füruzan'ın adını görünce etkinliğe gitmem şart olmuştu. Aslında bu hissiyatıma ben de şaşırdım. Kitap okumayı çok severim ama yazarları takibettiğim görülmemiştir. Belki de kitap okumaya klasiklerle başladığım için bu dünyadan çoktan göç etmiş olan yazarlarını tanıma gibi bir düşüncem olamazdı. İşin ilginci, bu durum daha sonra okuduğum çağdaş yazarlar için de aynı şekilde devam etti. Okuduğum kitapların yazarlarını görüp, tanımak aklıma bile gelmedi. Belki de onları kafamda oturttuğum yerlerinde kalsınlar istedim.


Türk gençliğinin sağ-sol diye kamplara ayrıldığı 60'lı yılların sonlarında yaşananların romanı 47'liler ile tanıdığım Füruzan, ikinci romanı Berlin'in Nar Çiçeği ile beni tabiri caizse yüreğimden vurdu. Bu kitaplar olmasa da sadece Parasız Yatılı adlı hikayesini okusanız bile Füruzan'a karşı yüreğiniz yufkalaşır. Yazarlara olan kayıtsızlığımdan bahsettim ama bunda benim suçum olmadığı gibi aslında şaşılacak da bir şey yok. Çünkü, bugün elimdeki eski kitaplarına baktığımda yazara dair hiç bir bilginin olmadığını görüyorum. 47'lilerin arka kapağında sadece siyah beyaz bir fotoğraf var, arkasından yayımlanan Berlin'in Nar Çiçeği'nde ise yazara ait en ufak bir bilgi olmadığı gibi fotoğrafı da yok.

25 Mayıs 2017 Perşembe

GÜL BÖREK...Ufacıcık...Yumuşacık...

Sofra düzeninde, ikramlıkların servisinde, misafir sayısı önemlidir. Beş-on arkadaşımızı ağırladığımız sofralardaki düzen bellidir. Her kadın, mutlaka yakın-uzak akrabalarını, arkadaşlarını veya komşularını evinde ağırlamıştır. Çünkü, evde misafir ağırlamak geleneklerimizde var. Avrupai yaşam tarzına özenen, evlerinde misafir kabul etmeyen ve bu şeklin savunuculuğunu yapan çok kadın biliyorum ki, evlerde toplanmanın zevkini inkar etmezler.


Ancak, yaşam içinde öyle tanışmalar oluyor ki; mesela, bir tatil köyünde veya mesleki toplantılardaki tanışmalarda, yani devam etmesi zamana muhtaç olan veya yakın olmayı istemediğiniz bazı tanıdıkları dışarıda ağırlamak en doğrusu. Evimiz mahremimizdir. İyi tanımadığımız insanları evimize kabul etmemek gibi bir hakkımız vardır. Her ne kadar sosyal çevrenin genişliği önemli olsa da ailemizi korumak adına dikkatli olmakta fayda var.

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Buzdolabının Yanına En Çok Yakışan Derin Dondurucu

Derin dondurucunun buzdolabının yanında durması gerektiğine inananlardanım. Hem pratik oluyor hem de birinden çıkardığını diğerine koyabiliyorsun. İşin estetik tarafı da var, dik ve dikdörtgen bir buzdolabının yanına, aynı şekle sahip bir derin dondurucu gerekiyor! Uğur Soğutma’nın UED 5170 DT A++ isimli modelini bu nedenle beğendim: Aynı bir buzdolabına benziyor.

Tek kapılı bir buzdolabı düşünün, UED 5170 DT A++ görünüm olarak buna benziyor. İçinde 5 tane şeffaf plastikten sepet var. Bu tasarım oldukça kullanışlı, çünkü içine koyduğunuz besinler daha derli toplu duruyor. Sepetler şeffaf olduğu için, dışarıdan baktığınızda bile içinde ne olduğunu görebiliyorsunuz. Dış kapağı rahatça açılıyor, bazı buzdolaplarında olduğu gibi kapakla güreşmeniz gerekmiyor! Buna rağmen mükemmel bir yalıtımı var. O kadar ki, elektrik kesilse bile derin dondurucu içindekiler 15 saat boyunca çözülmeden durabiliyor. Sık sık elektrik kesilen bir yerde yaşıyorsanız, en çok bu özelliğini beğeneceksiniz.

1 Mayıs 2017 Pazartesi

ATATÜRK'ÜN EN SEVDİĞİ YEMEK...Etsiz Kuru Fasulye-Pilav...

Facebook'da "Mustafa Kemal Atatürk İle İlgili Az Bilinenler" başlıklı bir yazı paylaşıldı. Daha önce okuduğum bir yazıydı ama unuttuklarım vardır diye yeniden okudum. Verilen bilgilerin hepsi ayrı ayrı değerliydi. İçlerinde en çok, Atatürk'ün sevdiği yemeğin "Etsiz Kuru Fasulye ve Pilav" olması hoşuma gitti. Takipçilerim bilirler babamın Kuru Fasulye sevgisini ve biz çocuklarına Kuru Fasulyeyi sevdirme çabasını. Rahmetli babam her gün yese bıkmayacak kadar sevdiği kuru fasulye yemeğine sofrada bize "En birinci yemek kuru fasulye" diye tezahürat yaptırırdı.


Kurtuluş Savaşı Başkomutanı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün adını olur olmaz yerde, olur olmaz şekilde, gerekli-gereksiz kullanmak, başkalarıyla kıyaslamak gayretkeşliği içerisinde değilim, hiç de olmadım. Atatürk'ü önce evimizde, daha sonra ilk okuldan başlayarak eğitim hayatımız boyunca öğrendik ve sevdik. Bu vatan topraklarında herkesin de aynı duyguları taşıdığını zannederek büyüdük. Daha sonraki yıllarda, dünyadaki çeşitli ideolojilerin etkisinde kalan gençler Atatürk hakkında hadlerini aşan laflar ettiler. Güneş balçıkla sıvanmaz dedik ve bizim yüreğimizdeki Atatürk sevgisi hiç eksilmedi.

19 Nisan 2017 Çarşamba

VATANDAŞ...Karındaş...Vatan Kardeşliği...

Son seçimlerde oy kullandıktan sonra facebook'daki sayfamda duygularımı paylaşmış, vatandaşlık görevimi yerine getirdiğimi ve kısaca temennilerimi yazmıştım. Ancak, kendi yazdığıma kendim yabancı kalmıştım. Zira, vatandaş kelimesini günlük hayatımızda kullanmadığımızı, sadece seçim günlerinde hatırladığımızı farkettim. Halbuki, vatandaş olmanın derinlikli bir manası var. Sonuna aldığı "daş" ekiyle kardeş manasına gelen karın-daş gibi birleştirici ve aidiyet hissi taşıyan bir kelime. Burada haksızlık yapmak istemem, vatandaş kelimesini bir de seyyar satıcılar kullanırlardı eskiden. Gel vatandaş! diye bağırarak müşteri toplamaya çalışırken.


Kardeşi olmayan insanlara belki izah edemem ama kardeşi olanlar bilir. Kardeşlik, annenin kendi içinde büyüttüğü çocuğuyla arasındaki bağa benzeyen, aynı annede beslenip, büyümenin yarattığı bir sevgi bağı ile bağlanmaktır. Çocukları üzerinde anne babaların emekleri olduğu gibi kardeşlerin de birbirleri üzerinde emekleri vardır. İnsanlar aile kurup, kendi çocuklarını büyütürken kardeşleriyle olan bağlarında bir gevşeme hissedilse bile o bağ hiç bir zaman kopmaz.

10 Nisan 2017 Pazartesi

KADINA BAKIŞ...Kadının Bakışı...

Bir arkadaşımla telefon sohbeti yapıyoruz. Daha doğrusu o anlatıyor, ben dinliyorum. Bir vesileyle iki kelam etmek için açtığım telefon uzadıkça uzadı. Tanımadığım bir arkadaşı ameliyat olmuş onu anlatıyor, ben de arada üzüldüğümü ah! vah! ederek ifade ediyorum. Gençlik günlerinden uzaklaştıkça sohbetlerimiz hastalık, ölüm haberleriyle karamsar, iç kapayıcı ve dertlendirici bir hale büründü. Nerede! o gençlik günleri, bir söyleyip bin güldüğümüz tasasız günler. Ne çabuk geçip, gittiler.


"Ben söyledim ameliyat sonrası bakım çok önemli, istirahatine dikkat et ama dinleyen kim." diye anlatan arkadaşım devam ediyor, "Ben ameliyatımın sonrasında çok dikkat etmiştim." Dinliyorum ama konu uzadıkça, bende yorgunluk alametleri başladı. Dikkatim dağıldı, aklım başka yerlere gidip, gidip geliyordu ki arkadaşımın bir sözü beni kendime getirdi. Vaktiyle geçirdiği ameliyat sonrasında taburcu olurken doktorunun tembihini anlatıyor. Beni o anlık dalgınlığımdan uyandıran da bu oldu. Doktor, "Kocanın kravatı yere düşerse almak için eğilme, ayağınla al" demiş.

1 Mart 2017 Çarşamba

ÜÇGEN BÖREK...Çay Sofrasında Bereket...

Misafir ağırlanan çay sofralarında ev sahibesinin en çok dikkat ettiği husus ikramlık servisinin pratik olmasıdır. Zira, sofrada tabaklara servis edilecek börek çeşitleri, tuzlular, tatlılar, salatalar sıra beklemektedir. Bu arada değinmeden geçmeyelim çay sofralarının en baş ikramlığı börek çeşitleridir. Hele ki; el açması börek olan sofrada diğer ikramlıklar sadece teferruattır. Hem göze hem de mideye hitap eden bir veya iki çeşit el açması börek hazırlamış olan ev sahibesi ne kadar gururlansa hakkıdır. Nar gibi kızarıp, kabarmış böreklerin görünüşü en iştahsız insanı bile baştan çıkarabilir.


İkramlıkların pratik olması istenir ama nar gibi kızarmış böreğin önceden dilimlenerek sofraya getirilmesini de gönül arzu etmez. Çünkü, sofralarda sunum da önemlidir. Şık bir servis tepsisinde sofraya getirilen böreğin önce gözleri şenlendirmesi gerekir. Daha sonra dilimlenerek tabaklara servis yapılır. Bu durum arzu edilendir ama kalabalık sofralarda çok da uygun değildir. Kalabalık sofralar için gerekli olan pratik çözümlerdir. Masaya yerleştirilen ikramlıklar kesip, dilimlemeye gerek bırakmayacak şekilde servise hazır olmalıdır. Bunun için de görsellik bir tarafa bırakılarak börekler önceden dilimlenerek sofraya getirilirler.

19 Ocak 2017 Perşembe

ELMALI PAY...Apple Pie

Elma benim için kış aylarının vazgeçilmez bir kaç meyvesinden biridir. Her gün en az bir tane elma tüketmezsem eksikliğini hissederim. Her bir çeşidini severim ama sadece kış aylarında. Kış biter benim elma aşkım da biter. Gelecek kış yine yadıma düşecektir ama yazın elmayı hatırlamam bile. Kışın elmaları çiğ olarak tüketmenin yanı sıra pişirerek tüketmek de mümkün. Kompostosunu sevdiğimi söyleyemem ama tatlısı hiç de fena olmaz. Hatta, portakal suyunda pişirdiğim elma tatlısının tarifini sizlerle de paylaşmıştım.


Elmayı çiğ ve pişirerek tüketmek dışında bazı hamur işlerinde de kullanırım. Eski yıllarda misafirlerimize Elmalı Turta pişirirdim. Daha sonra kolayıma geldiği için poğaça şeklinde Elmalı Pay pişirmeye başladım. Uzun müddet misafir sofralarımızın vazgeçilmez bir çeşidi oldu. Daha sonra ise bildiğiniz üzre kek çeşitlerinde kullanmaya başladım. Elmalı keklerim hem görünüş olarak hem de lezzet olarak beğenilince ben de Elmalı Pay'larımı unuttum.

7 Ocak 2017 Cumartesi

BOHÇA BÖREĞİ...Çay Sofralarının Lezzeti

Bu yaz, yazlık komşuma akrabası bir hanım misafir geldi. Ben de bir kaç gün sonra komşumla misafirini çaya davet etmek istedim. İstanbul'da bilmediğimiz ama Anadolu'nun dört bir tarafından göçle gelen komşularımızdan öğrendiğimiz güzel bir adettir komşunun misafirini ağırlamak. İstanbul'da komşuluk vardı hatta bazı komşularımızı akraba yakınlığında sever ve sayardık ama misafirlerine evimizi açtığımızı hatırlamıyorum. Eğer müsait olunursa sadece hanımlar olarak gündüz çaya davet edilirdi.


Anadolu'da yatılı misafiri olan evin hanımına bir nefes aldırmak, onun yükünü hafifletmek ve hep birlikte hoşça vakit geçirmek için misafirle beraber tüm aile köylüler tarafından sırayla yemeğe davet edilir. Hatta gelen misafirler kalabalık ise yatıya bile alınır. Yatıya kalmış olan misafirler, sabah kahvaltısında da ağırlandıktan sonra gitmelerine izin verilir. Bütün bunları nereden bildiğimi soracak olursanız, genç kızlığımda komşularımızın gelin alma töreni için otobüsle Adapazarı'na gitmişliğim vardır.

19 Aralık 2016 Pazartesi

PAÇA ÇORBASI...Kemiklerin Gıdası

Yaşadığımız müddetçe bazı kazalara maruz kalırız. Bilhassa, trafik kazaları vücudumuz için büyük risk oluştururlar. Takla atan arabadan sağ çıkanlara veya arabanın çarpıp, havalandırdığı yayanın sağ kurtulmasına seviniriz ve ucuz atlatmış deriz. Ne büyük yanılgı. O an veya yıllar boyunca bile ortaya çıkmayabilir ama emin olun er-geç bir gün o kaza size kendini hatırlatır. Sadece, trafik kazası değil elbette. Evde, yolda, merdivenden hatta damdan düşenler de dahil olmak üzere vücut, düşme hızı ve düştüğü yüksekliğe göre etkilenir. Düşmeler sırasında çok organ tehlike altında ise de asıl tehlike kemikler içindir.


Kemikler bebeklerde yumuşak ve esnektir. Ergenlik çağının bitiminde gelişimi duran kemiklerin esnekliği kaybolur ve sertleşirler. Bu nedenle, yetişkinlikte düşmelere bağlı kemik kırılmaları çok görülür. Yaşlılıkta ise kemikler zaten kırılgandır. Yoğunluklarını kaybettikleri için ters bir harekette bile kırılabilirler. Öyle ki; yaşlılıkta kendiliğinden kırılan kemiklerin düşmeye sebebiyet verdiği bilinmektedir.

9 Aralık 2016 Cuma

EKŞİ ELMALAR...Yılmaz Erdoğan

Ekşi Elmalar'ı vizyona girdiği gün izlemek için titizlenmeme rağmen maalesef haftalar sonra izleyebildim. Vizyondan kalkmadan yetişmiş olmam tesellim oldu. Uzun yıllar önce TRT'deki Umut Taksi dizisini izlerken dizinin yazarı ve oyuncusu olan Yılmaz Erdoğan'ın ileride iyi işlere imza atacağını hissettiğimi dün gibi hatırlıyorum. TRT hegemonyasının kalktığı ve özel televizyonların bir bir açıldığı yıllarda halkın TRT'ye ilgisi azalmıştı. Katı devlet kurallarıyla idare edilen TRT halkın nabzını tutmaktan çok uzak, kendi bildiğini okuyordu. Bu nedenle de insanlar özel kanallardaki programlara öylesine daldılar ki, ülkeye televizyonu getiren TRT'nin varlığını dahi unuttular.


TRT'nin yasakladığı şarkıların ve sanatçıların yer aldığı özel kanallardaki programları ben de zevkle izlerdim ama Yılmaz Erdoğan'ın yazıp, oynadığı TRT'deki diziyi de hiç kaçırmazdım. Kendimce, geleceğini parlak gördüğüm sanatçının ilk zamanlarına, ilk işlerine şahitlik ediyordum. Yıllar içinde Yılmaz Erdoğan'a dair öngörüm gerçekleşti ve kaleminin gücü, çalışkanlığıyla ona inananları haklı çıkardı. Takip edenler bilir, yazdıklarında kendine has bir lezzet vardır.

26 Kasım 2016 Cumartesi

HUMUS...Nohut...Ve Daha Fazlası...

Son yıllarda beslenmeyle ilgili hemen hemen her ürün için farkındalık yaratılıyor. Bildim bileli soframızda yer alan, yediğimiz-içtiğimiz gıdalarla ilgili gün geçmiyor ki yararlarını anlatan bir yazı karşıma çıkmasın. Bunlardan biri de nohut. Bizim soframızda nohut değişik şekillerde yeteri kadar yer alır. Rahmetli babamın tabiriyle "ağır makineli" Etli Nohut yemeği, yanında pilav ve karışık turşu ile soğuk kış günlerinin sevilen bir yemeğidir. Derin dondurucuda sakladığım haşlanmış nohutla da ihtiyaç halinde nefis Nohutlu Pilavlar pişiririm. Bazen de çay sofralarında değişik bir renk ve çeşni olarak kızarmış ekmek dilimlerine sürülmek üzere Humus hazırlarım.


Velhasılı biz nohutu seviyoruz ve yeteri kadar da tüketiyoruz. Ancak, bazı insanlar veya aileler nohut yemeklerini sevmiyor olabilir. Çünkü, nohutun sayılamayacak kadar çok faydasının yanı sıra bazı olumsuz yönleri de var. Mesela, bazı insanlarda aşırı tüketime bağlı olarak şişkinlik, gaz ve hazımsızlığa neden olabilmektedir. Aslında, dikkatli davranılırsa hiç bir sorun yaşanmaz. Şöyle ki; iki öğün üst üste değil de belli aralıklarla günde bir öğün tüketildiği takdirde nohutun içeriğindeki zengin protein, vitamin, mineral ve liflerinden mahrum kalmamış oluruz.

19 Kasım 2016 Cumartesi

BADEM AĞACI...Michelle Cohen Corasantı

Kitap okumayı seviyorum, kitap benim için bir ihtiyaç ama her önüme gelen kitabı da okumam. Kitap seçerken biraz titiz davranırım. Bazen, zevkimizin uyuştuğu bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine veya önemli bir edebiyat ödülü kazandığı için bazen de konusu itibariyle ilgi alanıma giren kitapları tercih ederim. Burada anlatacağım kitabı seçme sebebim belki bademi çok seviyor olmam olabilir ama esas neden Filistin-İsrail savaşında devamlı toprak kaybeden ve dünyadan tecrit edilmiş durumdaki Filistin'i bilip, anlama isteğiydi.


Çok ilgili olmasam da güncel siyasetten uzak kalmak mümkün değil. Uzak kalamıyoruz ama sadece haberlerde verilen bilgilerle olanları kavramak da mümkün değil. Eskiye dair benim bildiğim; bu günkü Filistin ve İsrail topraklarında vaktiyle Araplar, Yahudiler, Hristiyanlar beraber yaşarken 1800'lü yıllarda başlayan siyonizm hareketiyle ve gizli sürdürülen Yahudi göçlerinin sonucunda nüfusu da artan Yahudiler 1948 yılında İsrail devletini kurdular.

12 Kasım 2016 Cumartesi

YALANCI TAVUK GÖĞSÜ...Üzeri Kakao Soslu

Evde misafir ağırlamak adeti yavaş yavaş terkedilecek gibi görünüyor. Gençler yani çalışan kesim, iş hayatının yorucu temposu, ulaşım zorlukları ve zaman darlığı nedeniyle dışarıda buluşmaya başladılar. İleri yaşlardaki hanımlar da misafir ağırlama zahmetinden kurtulmak için paralı günlerini dışarıda bir mekanda yapıyorlar. Benim çevremde ise her şekilde görüşebiliyoruz. Kış aylarının soğuk günlerinde evlerde toplanmak hoşumuza gidiyor. Bahar aylarında ise açık havadan istifade etmek için deniz kenarında veya deniz manzaralı açık mekanlarda buluşuyoruz. Grubumuz küçükse şehir içinde nostalji gezileri yaptığımız da oluyor.


Hal böyleyken, rahmetli dayımın kızlarından küçüğü telefonla ziyaretime geleceğini bildirdi. Malûm, yakın zamanda annemizi kaybettiğimiz için taziye ziyaretleri tek-tük de olsa devam ediyor. Dayı kızı beni de düşünerek dışarıda buluşmayı teklif etti ise de taziye ziyareti olduğu için eve davet ettim. Aynı semtte büyüdüğümüz için ortak çok hatıramız vardır. Adeta kardeş gibi bir yakınlık hissederim. Geleceğini söyleyince çok sevindim. Başbaşa sohbetimiz de benim için mutluluktu ama bir kaç akraba daha davet ederek ziyareti daha da anlamlı hale getirmek istedim. Her şey istediğim gibi oldu. Çağırdıklarım davete icabet ettiler ve misafirime de çok hoş bir sürpriz oldu.

8 Kasım 2016 Salı

KURABİYE...Fındıklı...Mis Gibi Tereyağlı

Yıllardır ikindi çayının yanına hatta kahvenin yanına bile yakıştığını düşündüğüm elmalı, üzümlü, kakaolu çeşit çeşit kekler pişirdim. Pişirdiğim keklerin çoğunu da bu sayfalarda iftiharla paylaştım ama bu yıl kek pişirmeye biraz ara verdim. Blogger arkadaşlarımın kurabiye tariflerini okudukça, fotoğraflardaki ağız sulandıran kurabiyeleri gördükçe bana da kurabiye pişirme hevesi geldi. Kek hamuru çırpmaktansa kurabiye hamuru yoğurmayı tercih ettim. Böylece, uzun yıllardan sonra ilk pişirdiğim kurabiye Fındıklı Kurabiye oldu.


Fındıklı kurabiyenin hamurunda tarifine uygun olarak margarin yağı kullandım. Niyetim mis gibi tereyağlı kurabiye pişirmekti ama belki ağır olur diye son anda tereyağı fikrinden vazgeçtim. Kurabiyelerim hiç de fena olmadı. Ama yine de tereyağlı kurabiye pişirmek aklımdaydı ve sonucunu merak ediyordum. Hatta, sizlerle de paylaştığım Fındıklı Kurabiye...Atıştırmalık başlıklı yazımda tereyağlısını denersem sonuçtan bilgi vereceğime dair de söz vermiştim.

3 Kasım 2016 Perşembe

YÜZYILLIK YALNIZLIK...Gabriel Garcia Marquez

Her zaman olduğu gibi bu yıl da yazlığa giderken yanıma bir kaç kitap almıştım. Kitaplardan birini, Puslu Kıtalar Atlası'nı dayanamayıp hemen okumuş ve sıcağı sıcağına da sizlerle paylaşmıştım. İhsan Oktay Anar'ın bu eseri, benim için çok farklıydı. Çok kitap okuduğumu söyleyemem ama seçtiğim kitaplar, her zaman dünyanın çeşitli ülkelerine ait olmuştur. Sadece haritada yerini bildiğim veya turist olarak bulunmuş olduğum ülkeleri ve insanlarını kitaplar vasıtasıyla tanımayı severim.


Bu nedenle, değişik coğrafyalardaki birbirlerinden farklı ülkelere ait çok kitap okudum ama İhsan Oktay Anar'ın romanını okuduktan sonra yazara karşı duyduğum büyük hayranlığı ve saygıyı başka bir kitap ve yazarına karşı duyduğumu hatırlamıyordum. Bu duygu ve düşüncelerle elime aldığım diğer kitabım Gabriel Garcia Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık romanı benim için büyük bir sürpriz oldu. Zira, gerçeklikle olağanüstü olayların ustaca bir kurgu içinde okuyucuya verildiği bu kitap ve yazarına da aynı hayranlığı duydum.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...