şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2018 Cuma

AHMET HAMDİ TANPINAR...Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Lise edebiyat derslerinde mutlu olduğumu, edebiyat öğretmenimi de çok sevdiğimi hatırlıyorum. Edebiyat kitabımızda yerli ve yabancı yazarların eserlerinden seçilmiş birer sayfalık okuma parçaları olurdu. O okuma parçaları üzerinden, yazarı ve eserini ders olarak işlerdik. O yıllarda çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmak gibi bir dert yoktu herhalde ki öğretmenimiz derste işlediğimiz kitapları okuma ödevi vermezdi.


Geçtiğimiz yıl Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı eseri sosyal medyada çok paylaşılınca dikkatimi çekti. Okul sonrası, edebiyat derslerinde işlediğimiz kitaplardan aklımda kalanları okumak hevesine kapılmış, çoğunu da alıp okumuştum. Kitaplarımızı bu günkü gibi evden sipariş vererek değil de kitap evlerinden aldığımız yıllarda kitap rafları arasında dolaşır, methini işittiğimiz veya kapak resmini beğendiğimiz kitapların ilk sayfalarına şöyle bir göz atardık. Kitap kokulu raflar arasındaki bu zevkli küçük turlar sırasında Ahmet Hamdi Tanpınar'ın kitapları nedense karşıma çıkmamış.

21 Şubat 2016 Pazar

FREZYALAR...Kış Günleri...Evler





Camın önündeki vazoda sarı beyaz Frezya'lar,
Bir tül gibi inen akşamın seyrine dalmışlar. 
Frezya'lar, dışarıdaki ışıklara bakakalmışlar.

Kimi aydınlık, çoğu karanlık pencereler,
Sahipleri vardıkça evlerine aydınlanacaklar.
Frezya'lar, cam önünde yapayalnız kalmışlar.

23 Ocak 2016 Cumartesi

ZAMAN GEÇİYOR...Yaşıyorsan, Yaşlanırsın...

Bu aralar, zaman kavramını çok fazla konuşur olduk. Ben dahil etrafımdaki herkes aklımızı fena taktık. Zamanın hızlı geçtiğini düşünüyoruz. Zamanın hızlı geçmesinden rahatsızız. Sohbet esnasında laf dönüp, dolaşıp her defasında hızla akıp giden zamana geliyor ve başlıyoruz şikayete. Aslında, sadece zaman geçse hiç derdimiz değil. Bizim derdimiz geçen zamanla birlikte yaş alıp, yaşlanmak. Kadınıyla, erkeğiyle insanlar yaşlanmak istemiyor. Hepimiz yaşlanmaktan ölesiye korkuyoruz.


Kozmetik sanayii, estetik cerrahi ve cümle estetisyenler, yazılı ve görsel basında yer alan reklamlarında devamlı yeni ürünleri ve yeni yöntemleri duyurarak bunu bize empoze ediyorlar. Yaşlılığın ayıp bir şey olduğu algısını zihinlerimize yerleştirmeye çalışıyorlar. "Bu kadar ürün ve yöntem varken yaşlanmak niye, bunları satın al ve genç kal"diyorlar. Buradaki anahtar kelime satın almak yani ticaret. Bize gençlik sattıklarını düşünüyorlar. Tüm bu beyin yıkamaların sonucunda da olan bize oluyor. Geçen günler ve haftalar bize yaşlanmayı hatırlatıyor ve biz de başlıyoruz ahlanıp, vahlanmaya.

11 Aralık 2015 Cuma

KAYMAKLI AYVA TATLISI...Lezzetinde Şiir Var

Sonbahar'ın altın meyvesi ayva kış günlerinin güneşsiz, yağışlı, soğuk günlerinde market, pazar tezgahlarını şenlendirir. Sahip olduğu sarı renk ışığın, sevincin, üretim ve verimliliğin rengidir. İnsana sevinç ve coşku verir. İlham vericidir. Bunun en güzel örneği Ayva Tatlısı için yazılmış şiiri siz de beğeneceksiniz. Şair Nevzat Hacıbektaşoğlu, sevdiği kadına duyduğu özlemi çok sevdiği Ayva Tatlısı'ndan aldığı ilhamla bakın ne güzel anlatmış.



Ayva Tatlısı

ah be kadın
yazsam, yazarken ağlatıyorsun
yazmasam, düşünürken ağlıyorum
sen ne biçim belasın özlediğim
ne tatlısın canımın çektiği
şimdi mevsimin
ayva tatlısı
kaymaklı

Nevzat Hacıbektaşoğlu

23 Aralık 2013 Pazartesi

İSTANBUL'DA KAR YAĞIYORDU...

İstanbul'da iki gündür kar yağıyordu. Kahvaltı sofrasını pencere kenarındaki masaya hazırlamıştım. Çaydanlıkta demlenen çayın kokusu, kızarmış ekmek kokusuna karışmış, sabahın erken saati olduğu için evin içi serince ve dışarıda kar yağıyordu. Mis gibi demli çayla doldurduğum fincanları sofraya bırakırken gözüm bir an pencereden dışarıya gitti. Biraz evvel serpiştiren kar değişmiş lapa lapa yağıyordu. Kar taneleri iriydiler ama kuş tüyü gibi hafifçe uçuşarak ağır ağır hiç acele etmeden sessizce aşağıya iniyorlardı. 



Belki de güle oynaya düşüyorlardı. Ben sadece yağışın güzelliğine bakakaldım, büyülenmiş gibiydim. Kar taneleri o kadar yavaş düşüyorlardı ki; dışarı çıkıp, koşarsam onları yere düşmeden yakalayacağımı zannediyordum. Onlarsa yere düştüklerinde yok olacaklarını biliyorlarmış gibi bilhassa ağırlaşıp, salına salına, döne döne yere doğru düşerken hiç acele etmiyorlardı. Böyle ne kadar kaldım bilmiyorum. Daldığım rüyadan uyandığımda gökyüzünden düşen kar taneleri seyrekleşmeye başlamıştı.  

14 Kasım 2013 Perşembe

ORHAN VELİ KANIK...14 KASIM 1950...Ölümünün 64 üncü yılında anıyoruz!

Orhan Veli Kanık, 1950 yılında aramızdan ayrılmış. Bu ölüm tarihi kesin olmasa, ben yemin edebilirim şairin o tarihte ölmediğine. Haydi bebeklik, çocukluk yıllarımdan geçtim ama ilk gençlik yıllarımda şiirlerini şiir defterime özenle yazdığım şairin o yıllarda hayatta olmadığını nasıl kabul edeyim!






Bahar aylarında içimize çektiğimiz mis gibi havanın sarhoşluğunda dilimizin ucuna geliveren mısraları kulağımıza fısıldayan Şair Orhan Veli bizimle değil miydi?

5 Kasım 2013 Salı

ÖLMEK...Öleceğini Bilmenin Dayanılmaz Ağırlığı

Eşref-i mahlukat olarak tanımlanan insan, diğer yaradılanlardan farklı olarak akıl, fikir, düşünce, muhakeme ve daha bir çok üstün yetenekle donatılmıştır. Bu üstünlük bir yandan da insanın handikapıdır. Çünkü, üstün yaratılan insanın büyüklüğüne yaraşır davranışlar göstermesi beklenirken aksine çoğu insan üstünlüğünü güçsüzler üzerinde kullanmaktan çekinmemiştir. Oysa üstünlük, azamet ve güç, muhtaçları korumak ve kollamak için kullanılırsa sahibine şeref kazandırır. Bunun için de insanın mütevazi olması gerekir. Üstünlüğünü bile bile mütevazi olabilmek kolay olmadığı için tevazu sahipliği de ayrı bir meziyettir.





Aslında, tüm azametine rağmen insan bir bakıma zavallıdır. Çünkü, öleceğini bilen tek canlı insandır ve ölüm gerçeği en büyük korkusudur. Ölüm, insan zihninde, yitmek, yok olmak, sahip olduklarından ve sevdiklerinden ayrı kalmak demektir. İnsanoğlu belki de kendisine verilen üstün yeteneklerinin bedelini ölüm korkusu ile ödemektedir. 

27 Nisan 2013 Cumartesi

BAHAR SARHOŞLUĞU...

Nihayet bahar geldi. Sabah saatlerinde apartmanın bahçesi güneş ışıklarının oyun bahçesiydi adeta. Güneşin yakmayan sıcağı ile ısınan hava bahar dallarındaki çiçeklerden, yeni yapraklanan ağaçlardan topladığı kokuları büyük bir cömertlikle ortalığa yayıyordu. Başımı hafifçe kaldırıp gökyüzüne bakarken, mis gibi havayı olanca gücümle içime çekiyorum. İnsanı sarhoş eden bin bir çiçeğin yaprağın kısaca tabiatın kokusu ciğerlerimi dolduruyor. 



Bu yaşlı koca dünya ne baharlar gördü. Milyonlarca yıldır tekrarlanan bu ritüel'den katiyen ödün vermedi. Bu öyle bir kanun ve nizam ki; ne bir eksik, ne bir fazla. Her şey, canlı-cansız tüm varlıklar kendi kodlarındaki bilgilerle hareket ediyor. Onlar biliyor ki; karlar eriyip, hava ısındığında tüm tabiat canlanacak. Yine biliyor ki; bu işler sırasıyla olacak. Sırası gelen dünyada arz-ı endam edecek. 

16 Nisan 2013 Salı

LALE ZAMANI...Şiir Defterim.

Baharla beraber sokak ve caddelerde, çiçek dükkanlarının önünde, parklarda, her lale gördüğüm yerde bir şiir düşer aklıma "Lalelim", ardından da bordo renkli deri ciltli şiir defterim. Binbir itina ile özene bezene yazdığım onca şiir arasından hafızamda kalmış yegâne şiir, Orhon Murat Arıburnu'nun Lalelim isimli şiiridir çünkü.  
                                    
                                       Lalelim, 
                                       Lalelide oturur.
                                       Laleli, 
                                       Lale kokar Lalelimden.
                                       Laleliden geçilir,
                                       Lalelimden geçilmez.



Çocuksu duygularla hayal dünyasında yaşadığım ilk gençlik çağlarımda kendime ait bir şiir defterim olsun istemiştim. Sevdiğim şairlerin en sevdiğim şiirlerini, başka başka bahçelerden derlenmiş, çeşitli renklerde, değişik kokulu çiçeklerden yapılmış bir çiçek buketi gibi, defterin sayfalarına yerleştireyim, rastgele açtığım sayfalardaki şiirlerden fallar tutayım.

7 Aralık 2012 Cuma

SEVİLMEK İSTİYORSAN... Önce Sevmeyi Bileceksin!

Sevmeyi mi sevilmeyi mi tercih edersiniz diye sorduğumuzda insanların çoğu sevilmeyi isterler. Nedendir bilinmez ama bilhassa genç kızlar bu soruya cevap verirken yüzlerinde utangaç bir tebessüm uzaklardaki bir sevgiliyi düşünür gibi bakışları hülyalı, omuzlarının arasına aldıkları başlarını hafifçe yana doğru eğerek,
-Sevilmek isterim, diye cevap verirler. Hem de çok sevilmek isterim.!!! 



Bu genç kızların sevilmekten ne anladıklarını ve nasıl bir sevgili düşlediklerini kestirmek hiç de zor değil. Devamlı peşlerinde koşan her isteklerini yerine getiren yerli yersiz iltifatlar yapıp hediyeler alan köle gibi emirlerini bekleyen bir erkek hayal ederler. Genç kızların tümünü şamil değilse de aslında pek çok kadın için böylesi bir ilişki, böyle bir erkek cazip gelebilir. Sevilmek, herkes için (kadın-erkek farketmez) kişinin gururunu okşayan bir şeydir. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...