çiçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çiçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2016 Pazartesi

FİLBAHRİ...Eve Gelen Bahar...




çiçekçi tezgahlarında rengarenk,
mis kokulu çiçekler.
bahçedeki yerden bitme çalının,
bahar dalları.
pembe beyaz çiçeklerle bezenmiş
meyve ağaçları
içime çektiğim nefesle,
hissederim baharı.

su dolu bardağın içinde
iki dal filbahri...
belli ki annem sokağa çıkmış.
metruk köşkün bahçesinden
kopardığı iki dal filbahri ile
evimize baharı getirmiş.



21 Şubat 2016 Pazar

FREZYALAR...Kış Günleri...Evler





Camın önündeki vazoda sarı beyaz Frezya'lar,
Bir tül gibi inen akşamın seyrine dalmışlar. 
Frezya'lar, dışarıdaki ışıklara bakakalmışlar.

Kimi aydınlık, çoğu karanlık pencereler,
Sahipleri vardıkça evlerine aydınlanacaklar.
Frezya'lar, cam önünde yapayalnız kalmışlar.

2 Mayıs 2015 Cumartesi

GÖZTEPE 60. YIL PARKI...Renkler Çıldırmış!

Balkondaki sardunyalarımın tomurcukları bir bir açılıp, kıpkırmızı renkleriyle gözümüz gönlümüz açılınca, başka renklerde başka çiçeklerle balkonu daha da şenlendirmek için bir saksı daha aldım. İkinci saksıya hercai menekşe dikmeye karar verdim ve fideleri satın almak için sokağa çıktım. Çiçek bahanesiyle çıkıp bahar havasının verdiği coşkuyla yürümeye doyamayıp, yolu uzatınca kendimi nerede buldum dersiniz.


Park girişinde merdivenlerden görünüş

Bir iki fide için yollara düşen bencileyin, karşımda Göztepe 60. Yıl Parkı'nı görünce gözlerime inanamadım. Parkın girişinde fide satışı da yapılıyordu. Bir kaç basamak merdivenle inilen parkı önce yüksekten merdiven başından fotoğraflamak istedim. Öyle güzel tasarlanmış tarhlar vardı ki seçmekte zorlandım

27 Nisan 2013 Cumartesi

BAHAR SARHOŞLUĞU...

Nihayet bahar geldi. Sabah saatlerinde apartmanın bahçesi güneş ışıklarının oyun bahçesiydi adeta. Güneşin yakmayan sıcağı ile ısınan hava bahar dallarındaki çiçeklerden, yeni yapraklanan ağaçlardan topladığı kokuları büyük bir cömertlikle ortalığa yayıyordu. Başımı hafifçe kaldırıp gökyüzüne bakarken, mis gibi havayı olanca gücümle içime çekiyorum. İnsanı sarhoş eden bin bir çiçeğin yaprağın kısaca tabiatın kokusu ciğerlerimi dolduruyor. 



Bu yaşlı koca dünya ne baharlar gördü. Milyonlarca yıldır tekrarlanan bu ritüel'den katiyen ödün vermedi. Bu öyle bir kanun ve nizam ki; ne bir eksik, ne bir fazla. Her şey, canlı-cansız tüm varlıklar kendi kodlarındaki bilgilerle hareket ediyor. Onlar biliyor ki; karlar eriyip, hava ısındığında tüm tabiat canlanacak. Yine biliyor ki; bu işler sırasıyla olacak. Sırası gelen dünyada arz-ı endam edecek. 

26 Ağustos 2012 Pazar

KÜÇÜK GARİP BİR BAHÇENİN HİKAYESİ...

Uzun yıllardır kullandığımız yaz evinin önündeki küçücük bahçeyi bir türlü istediğimiz gibi tanzim edemedik. Aslında, görenleri imrendirecek bir bahçeye sahip olamayacağımız yıllar öncesinden belli olmuştu.



Çünkü, evimize yaz başında geldiğimizde çiçek dikim mevsimi çoktan geçmiş oluyor. İlkbaharda, Mart-Nisan aylarında gelip bahçe bakımlarını yapmış olan komşularımızın çiçeklerle donanmış bahçelerine bakıp bakıp iç geçirmekten başka elimizden bir şey gelmiyordu. Onların tavrı da maalesef, "çalış seninde olur" 
acımasızlığında idi. 



O saatten sonra bizim yapacağımız, çiçekçiden seçtiğimiz çeşitli çiçek fidelerini saksılara dikmek, yani çiçekli bahçe özlemini verandada duvar üstüne yerleştirdiğimiz saksılardaki çiçeklerle gidermekti.




Aslında ilk yıl, bir kaç gül fidesi dikmiştik. Ve bir kaç yıl tüm bilgisizliğimize rağmen gülleri yaşatmayı da başarmıştık. Güller bizi, biz gülleri sevdik ama bizim gülleri başkaları da sevmiş olmalı ki, güllerimiz birer ikişer eksildiler.





Bu arada, zaten iki karış olan bahçede üç tane ağacımız var. Biri dallarının uçlarında pembe pembe çiçekleri olan başka bahçelerden imrenip de diktirdiğim Oya Ağacı isimli fazla büyümeyen süs ağacımız, diğer ikisi ise davetsiz misafir erik ağaçları. Baktık ki bahçeyi bir düzene sokamıyoruz bari meyve ağacı yetişsin de istifade edelim diyerek Allah ne verdiyse kiraz, şeftali, kayısı çekirdeklerini bahçeye atar olmuştuk. 



Gel zaman, git zaman bir gün bahçemizde ince bir gövde boy verdi. Ellemedik. Her sene geldiğimizde biraz daha boylandığını ve gövdesinin de kalınlaştığını görüyorduk. Aynı şekilde bir ince gövde daha kendine yer bulmuştu bahçemizde. Onlar için yapacağımız herhangi bir şey yoktu. Gerçekten yok muydu? hiç bilmiyorum. "Saldım çayıra, Mevlam kayıra" bizim dünkü fidanlar kocaman ağaç oldular. 



Ağaçlar dallanıp, budaklandıkça da minik bahçemizin üzerinde koruyucu kalkan gibi güneşi, havayı engellediler. Bahçeyi çiçeklendirme umudumuz hepten yok oldu. Hiçbir şey yapamıyorsak, çim de mi yapamayız? deyip, bahçemizi bir güzel çimlendirdik. İlk bir kaç yıl bahçemiz -Allah için!- çok şık bir bahçe oldu ama ilgi ve alaka yeterince olmayınca, ağaçların gölgelediği yerlerde kellikler oluştu.




Ben artık bahçeyle uğraşmaktan, onunla ilgili hayaller kurmaktan ve onun için endişelenmekten vazgeçtim. Bundan böyle bütün yaptığım, güneş çekildikten sonra hortumla su vermek.


Adım Hıdır, elimden gelen budur!!!  








Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...