Reçelin marmelata göre belirgin farkı içindeki meyvelerin diriliklerini muhafaza etmesi. Bu durum reçellerin başarılı olup, olmadığının da bir ölçütüdür. Gerçi, rengi ve kokusu meyvesi hakkında bir ipucu verir ama doğrusu reçeli meyvesinden tanımaktır. Bunun için de meyvenin bütünlüğünün bozulmaması, dağılmaması gerekir. Reçel için olmuş ama olgunlaşmamış, sert ve diri meyveler tercih edilmelidir. Bütün bunlar doğru ama bazen işler istediğimiz gibi gitmez ve biz de oluruna bırakırız.
Mevsim itibariyle meyve çeşitlerinin olağanüstü olduğu günler yaşıyoruz. Haftalık semt pazarında gördüğüm kimi meyveyi bitmek üzere olduğu için son defa olarak kimisini de yeni bollaştığı veya çok sevdiğim için almaya kalkınca doğal olarak mutfak pazar yerine döndü. Meyveleri nasıl ki üretici emek vererek yetiştiriyor ise biz de para verip satın alıyoruz ve eve taşıyarak da bir manada emek veriyoruz. Bu sebeple, meyvelerimizin çöpe gitmesini istemeyiz.
Erik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Ekim 2019 Cuma
17 Eylül 2012 Pazartesi
ERİK MARMELATI ile MADEN SUYUNUN Köpüklü Birlikteliği!!!
Bulunduğumuz bölgede ağır yaz sıcakları henüz başladı. Sıcaklarla baş edebilmek için yapılacak en temel şey tabii ki su içmek. Ancak, vücudun terleme ile kaybettiği madensel tuzları suyla geri almak mümkün olmadığından günde en az bir bardak da maden suyu içmek gerekiyor. Burada, maden suyunun tadını sevmeyenler ve istese de kolay içemeyenlerin hoşuna gideceğini zannettiğim bir karışımdan bahsetmek istiyorum.
Bir önceki yazımda bahsettiğim bahçemizin eriklerini, daha önceki yıllarda tencerede kaynattıktan sonra kabuk ve çekirdeklerinden arındırmak için iri delikli bir kalburdan geçiriyordum. Bu defa farklı bir yol denedim ve daha pratik olduğunu gördüm.
Bir önceki yazımda bahsettiğim bahçemizin eriklerini, daha önceki yıllarda tencerede kaynattıktan sonra kabuk ve çekirdeklerinden arındırmak için iri delikli bir kalburdan geçiriyordum. Bu defa farklı bir yol denedim ve daha pratik olduğunu gördüm.
Etiketler:
Dünya,
Erik,
Havadan sudan,
Hayat,
köpük,
Maden suyu,
marmelat,
Marmelat ve reçeller,
mevsim,
Mutfak Keyfi,
ömür,
Rabia Serteli,
sıcak,
su,
yaşam,
yaz
28 Ağustos 2012 Salı
YAMANDIR BİZİM BAHÇENİN ERİKLERİ...
Yaz evimizin bahçesindeki davetsiz misafirlerden yani erik ağaçlarından bir önceki yazımda bahsetmiştim. Küçük bahçemizi ağaçlandırma çalışmaları için en sevdiğimiz, en güzel meyvelerin çekirdeklerini yıllarca toprağa attıktan sonra dalı-yaprağı ile erik ağacı, ama gel gör ki; yeşilken acımtrak/ekşi, olgunlaşınca lök kıvamında meyvesi ile hemcinslerine benzemeyen bu ağaçların hangi çekirdekten çıktığı, o çekirdekleri hangi dost görünen düşmanımızın attığı bugün bile merak konusudur.
Meyvesever bir aile olarak erik çeşitlerini de severek tüketiriz. Can erik, papaz eriği, mürdüm, bardak ilk aklıma geliverenler. Bizim erikler ise hiçbir kategoriye girmiyorlar maalesef. Yaz başında parlak yeşil rengine aldanıp da dallara hamle yapanlar ağızlarındaki hem acı, hem de ekşi eriği ne yapacaklarını bilemeden bahçemizin önünden uzaklaşıverirler.
26 Ağustos 2012 Pazar
KÜÇÜK GARİP BİR BAHÇENİN HİKAYESİ...
Uzun yıllardır kullandığımız yaz evinin önündeki küçücük bahçeyi bir türlü istediğimiz gibi tanzim edemedik. Aslında, görenleri imrendirecek bir bahçeye sahip olamayacağımız yıllar öncesinden belli olmuştu.
Çünkü, evimize yaz başında geldiğimizde çiçek dikim mevsimi çoktan geçmiş oluyor. İlkbaharda, Mart-Nisan aylarında gelip bahçe bakımlarını yapmış olan komşularımızın çiçeklerle donanmış bahçelerine bakıp bakıp iç geçirmekten başka elimizden bir şey gelmiyordu. Onların tavrı da maalesef, "çalış seninde olur" acımasızlığında idi.
O saatten sonra bizim yapacağımız, çiçekçiden seçtiğimiz çeşitli çiçek fidelerini saksılara dikmek, yani çiçekli bahçe özlemini verandada duvar üstüne yerleştirdiğimiz saksılardaki çiçeklerle gidermekti.
Aslında ilk yıl, bir kaç gül fidesi dikmiştik. Ve bir kaç yıl tüm bilgisizliğimize rağmen gülleri yaşatmayı da başarmıştık. Güller bizi, biz gülleri sevdik ama bizim gülleri başkaları da sevmiş olmalı ki, güllerimiz birer ikişer eksildiler.
Bu arada, zaten iki karış olan bahçede üç tane ağacımız var. Biri dallarının uçlarında pembe pembe çiçekleri olan başka bahçelerden imrenip de diktirdiğim Oya Ağacı isimli fazla büyümeyen süs ağacımız, diğer ikisi ise davetsiz misafir erik ağaçları. Baktık ki bahçeyi bir düzene sokamıyoruz bari meyve ağacı yetişsin de istifade edelim diyerek Allah ne verdiyse kiraz, şeftali, kayısı çekirdeklerini bahçeye atar olmuştuk.
Gel zaman, git zaman bir gün bahçemizde ince bir gövde boy verdi. Ellemedik. Her sene geldiğimizde biraz daha boylandığını ve gövdesinin de kalınlaştığını görüyorduk. Aynı şekilde bir ince gövde daha kendine yer bulmuştu bahçemizde. Onlar için yapacağımız herhangi bir şey yoktu. Gerçekten yok muydu? hiç bilmiyorum. "Saldım çayıra, Mevlam kayıra" bizim dünkü fidanlar kocaman ağaç oldular.
Ağaçlar dallanıp, budaklandıkça da minik bahçemizin üzerinde koruyucu kalkan gibi güneşi, havayı engellediler. Bahçeyi çiçeklendirme umudumuz hepten yok oldu. Hiçbir şey yapamıyorsak, çim de mi yapamayız? deyip, bahçemizi bir güzel çimlendirdik. İlk bir kaç yıl bahçemiz -Allah için!- çok şık bir bahçe oldu ama ilgi ve alaka yeterince olmayınca, ağaçların gölgelediği yerlerde kellikler oluştu.
Ben artık bahçeyle uğraşmaktan, onunla ilgili hayaller kurmaktan ve onun için endişelenmekten vazgeçtim. Bundan böyle bütün yaptığım, güneş çekildikten sonra hortumla su vermek.
Adım Hıdır, elimden gelen budur!!!
Çünkü, evimize yaz başında geldiğimizde çiçek dikim mevsimi çoktan geçmiş oluyor. İlkbaharda, Mart-Nisan aylarında gelip bahçe bakımlarını yapmış olan komşularımızın çiçeklerle donanmış bahçelerine bakıp bakıp iç geçirmekten başka elimizden bir şey gelmiyordu. Onların tavrı da maalesef, "çalış seninde olur" acımasızlığında idi.
O saatten sonra bizim yapacağımız, çiçekçiden seçtiğimiz çeşitli çiçek fidelerini saksılara dikmek, yani çiçekli bahçe özlemini verandada duvar üstüne yerleştirdiğimiz saksılardaki çiçeklerle gidermekti.
Aslında ilk yıl, bir kaç gül fidesi dikmiştik. Ve bir kaç yıl tüm bilgisizliğimize rağmen gülleri yaşatmayı da başarmıştık. Güller bizi, biz gülleri sevdik ama bizim gülleri başkaları da sevmiş olmalı ki, güllerimiz birer ikişer eksildiler.
Gel zaman, git zaman bir gün bahçemizde ince bir gövde boy verdi. Ellemedik. Her sene geldiğimizde biraz daha boylandığını ve gövdesinin de kalınlaştığını görüyorduk. Aynı şekilde bir ince gövde daha kendine yer bulmuştu bahçemizde. Onlar için yapacağımız herhangi bir şey yoktu. Gerçekten yok muydu? hiç bilmiyorum. "Saldım çayıra, Mevlam kayıra" bizim dünkü fidanlar kocaman ağaç oldular.
Ağaçlar dallanıp, budaklandıkça da minik bahçemizin üzerinde koruyucu kalkan gibi güneşi, havayı engellediler. Bahçeyi çiçeklendirme umudumuz hepten yok oldu. Hiçbir şey yapamıyorsak, çim de mi yapamayız? deyip, bahçemizi bir güzel çimlendirdik. İlk bir kaç yıl bahçemiz -Allah için!- çok şık bir bahçe oldu ama ilgi ve alaka yeterince olmayınca, ağaçların gölgelediği yerlerde kellikler oluştu.
Ben artık bahçeyle uğraşmaktan, onunla ilgili hayaller kurmaktan ve onun için endişelenmekten vazgeçtim. Bundan böyle bütün yaptığım, güneş çekildikten sonra hortumla su vermek.
Adım Hıdır, elimden gelen budur!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
