Ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2016 Cumartesi

YAS GÜNLERİ...

Hepimiz ailemizle, akrabalarımız ve arkadaşlarımızla varız. Onlar yakınlıkları nisbetinde hayatımızda yer alıyorlar. Ömür boyu aynı evi paylaştıklarımız veya her vesileyle sık sık görüştüklerimiz olduğu gibi ayda-yılda bir gördüklerimiz veya ancak telefonda sesini duyduğumuz yakınlarımız da olabiliyor. Benim hayatımda da başta ailem olmak üzere sevdiğim, varlığından mutluluk duyduğum akrabalarım, komşularım ve arkadaşlarım var. Her biri çok kıymetli olmakla birlikte yaşamımdaki yerleri doğal olarak farklıdır.


Hayatımdaki yeri en farklı olan kişi ise artık yok. O'nu kaybettim. Daha doğru bir ifadeyle ailece, hem babaanne hem anneanne olan annemizi kaybettik. Evlat olarak yaşayacağımız iki büyük acıdan biriydi annemizin kaybı. Yıllar önce babamızı kaybettiğimizde annemiz ile teselli olurken, bugün annemizin kaybı ile tesellisiz bir acı yaşıyoruz.

10 Kasım 2015 Salı

10 KASIM...Kasımpatıların Misyonu ve Siren Sesleriyle Yas Yılları

Dün akşam evimizin salonunda oturmuş televizyon izliyor, reklam aralarında da bilgisayarımdan sanal dünyaya bir göz atıyordum. Tam o sırada, televizyondan gelen tanıdık bir sesle irkildim. Ekrana baktığımda Atatürk'ün fotoğrafını görünce beni irkilten sesi hatırladım. Bu, çocukluğumda her 10 Kasım'da nereden geldiğini bilmediğim acı acı öten siren sesiydi.


O tarihlerde her 10 Kasım'da saat dokuzu beş geçe siren sesleri yankılanırdı. Okul öncesi çocukluğumda sirenler çalmaya başladığında taşkömürü ile ısıtılmış oturma odamızda annemle saygı duruşuna geçerdik. Siren seslerini duyan annem mutfaktan koşa koşa gelir, beni kucakladığı gibi yanına diker, yanyana ayakta, siren sesleri bitinceye kadar beklerdik. Annemin dudakları kıpır kıpır Atamızın ruhuna fatiha okurdu. 

10 Kasım 2014 Pazartesi

10 KASIM'da MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ü Anıyoruz...




Ölüm, Allah'ın emri ve takdiridir, kaçış yoktur. Ancak, ölüm sadece bedenlerimiz için geçerlidir. Ruhlar ölmez ve onlar anıldıkça bu dünyada da yaşamaya devam ederler. Hele ki; milletinin en zor gününde ordusunu yeniden kurmuş, işgalcileri ülkeden kovmuş, yepyeni bir devlet kurmuş, davranış ve sözleriyle ışık olmuş bir lider, milletiyle ilelebet yaşayacaktır. 


Bizim için o lider MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'TÜR. Benim inancım odur ki; Atatürk, Türk Milletinin yeryüzünde bekası yani daima var olması için Allah(c.c) tarafından seçilmiş ve gönderilmiştir.

Bunun için ne kadar şükretsek azdır!




14 Mart 2014 Cuma

GİDENLERİN ARDINDAN...

Bazı yıllar ailelere uğur getirir. Birbiri ardından iyi haberler alınır. Bir düğün davetiyesi, bir doğum müjdesi, gençlerin okul başarıları derken dudaklarınızdaki gülümseme adeta yüzünüze yapışır. Mutlusunuzdur. Kendinizi hafiflemiş, coşkun ve neşeli hissedersiniz. Bazı yıllarda ise ailenin üzerine kara bulutlar çöker. Yüzler gülmez olur. Çünkü, aile ve akrabaların yaşadıkları olumlu veya olumsuz tüm olaylar sizi de etkiler. Ailede yaşanan mutluluklarla siz de mutlu olur, acı çeken, ağlayan mutsuz bir yakınınız var ise sizin de kolunuz-kanadınız kırılır, meyus olursunuz.




Bu yıl maalesef bizim için kayıplar yılı oldu. Bu kış, yeni yıla girmeden, sonbaharda sararan yapraklarımız düşmeye başladı. Tedavisi süren sevdiğimiz bir komşumuz, güney kıyılarındaki seyahatinden dönen bir arkadaşımız, uzak illerde yaşayan yine çok sevdiğimiz eski bir ahbabımız ve en son kaybımız dayımız.

1 Şubat 2014 Cumartesi

BARIŞ MANÇO'nun Değerli Anısına...

Kadını, erkeği bilhassa çocuklar ve gençler olarak milletçe çok üzüldük. Ama insan tam olarak ancak kendi duygularını biliyor. Hissettiğim duygu yoğunluğunu bugün gibi hatırlıyorum. Bütün ölümler erkendir ama Barış Manço'nun ölümü gerçekten erkendi. Veya biz onu kaybetmeye hazır değildik. Cenaze törenine katılamadığım için adeta konuşlandığım radyonun başında program muhabirinin yaptığı her ropörtajdan sonra çalmaya başladığı her şarkı ile benim yüreğim yeniden yeniden kabarıyordu.



Barış Manço, kelimenin tam anlamıyla halka malolmuş, sevilen bir insandı. Çocuklar ve eğitim için televizyonu ve sanatını çok yararlı ve verimli bir şekilde kullandı. O'nun şarkıları, salt eğlence maksatlı şarkılar değildi. Eğlendirirken eğitmek amacını da güdüyordu. Neşeyle, coşkuyla ve aşkla ördüğü şarkılarında arkadaşlık, sevgi ve saygıyı en güzel kelimelerle kurduğu en zarif cümlelerle anlatırdı.

5 Kasım 2013 Salı

ÖLMEK...Öleceğini Bilmenin Dayanılmaz Ağırlığı

Eşref-i mahlukat olarak tanımlanan insan, diğer yaradılanlardan farklı olarak akıl, fikir, düşünce, muhakeme ve daha bir çok üstün yetenekle donatılmıştır. Bu üstünlük bir yandan da insanın handikapıdır. Çünkü, üstün yaratılan insanın büyüklüğüne yaraşır davranışlar göstermesi beklenirken aksine çoğu insan üstünlüğünü güçsüzler üzerinde kullanmaktan çekinmemiştir. Oysa üstünlük, azamet ve güç, muhtaçları korumak ve kollamak için kullanılırsa sahibine şeref kazandırır. Bunun için de insanın mütevazi olması gerekir. Üstünlüğünü bile bile mütevazi olabilmek kolay olmadığı için tevazu sahipliği de ayrı bir meziyettir.





Aslında, tüm azametine rağmen insan bir bakıma zavallıdır. Çünkü, öleceğini bilen tek canlı insandır ve ölüm gerçeği en büyük korkusudur. Ölüm, insan zihninde, yitmek, yok olmak, sahip olduklarından ve sevdiklerinden ayrı kalmak demektir. İnsanoğlu belki de kendisine verilen üstün yeteneklerinin bedelini ölüm korkusu ile ödemektedir. 

28 Ocak 2013 Pazartesi

ŞADIRVAN'da Islak Çıplak Ayaklar...

Her müslüman gibi çocukluk yıllarımdan beri çeşitli vesilelerle bir çok camii ziyaret etmişliğim vardır. Küçük bir çocukken bilhassa Ramazan aylarında mahallemizin camiinde zamanın ünlü vaizlerinin vaazlarını dinler, geceleri de Teravih namazı için koşa koşa gider annemle birlikte kadınlar mahfilindeki yerimizi alırdık. Ayrıca, ailedeki diğer büyüklerle beraber İstanbul'un Selâtin camilerini dolaşırdık. Ramazan boyunca mümkün olduğu kadar çok camide teravih namazı kılmak adettendi ve bence güzel bir gelenekti. 



Katıldığım cenazeler vesilesiyle de İstanbul'un çeşitli camilerinin avlularında bulundum. Bahsetmeden geçemeyeceğim, çocukluğumda eski adetlere göre kadın kısmı cenaze törenine katılmazdı. Kadınlar cenaze evinde kabristandan dönüp, gelecek erkekler için sofra hazırlar ve ölenin ruhu için helva kavururlardı. Mahalledeki bir camide cenaze namazı kılındıktan sonra mezarlığa gitmeden evvel cenaze evinin önünde bir ufak tören daha yapılır, evde bekleyen kadınlardan ve komşularından helallik alınırdı. Bu sırada, ölenin yakınlarının feryatlarına da yürek dayanmazdı.

20 Ekim 2012 Cumartesi

BİR AKTÖRÜN ÖLÜMÜ...Babalarını Kaybeden Kızların Acısı...

Annesi babası hayatta olan bir insan bence ölümün acısını tatmamıştır. Yakın veya uzak çevresinde bir çok yakınını, akrabasını, hatta sevgilisini veya eşini dahi kaybetmiş olabilir ve bu kayıplar karşısında çok üzülmüş, çok gözyaşı dökmüş de olabilir. Ama hayır! o aslında ölümün acısını henüz tatmamıştır. Ölüm acısı, sadece anne ve babanın kaybında yaşanır. Hele kızlar için babalarının kaybı ilk anlarda dayanılacak gibi değildir. 



Bu dünyadaki varlığını daha doğrusu varoluşunu borçlu olduğu babanın kaybı, kız evlat için kendisinin bile anlayamayacağı ve anlamakta zorlanacağı bir acıyı yüreğine yerleştirir. Baba kız evlat için hayatın kendisidir. Hayat olmayınca, yaşanabilir mi? İşte, kız evladın yüreğine gelip oturan acının sebebi budur. Babasını kaybeden kız evlat, olmayan bir hayatı yaşamaya çalışacaktır. Babasız bir hayatı kabullenemediği için de evin içinde babasının ayak seslerini duymaya devam eder. 

28 Nisan 2012 Cumartesi

EVLİLİK BİR AKİTTİR... Gerekirse Feshedilir...

Boşanmış veya boşanma arefesinde olup, ayrı yaşamakta olan karı-kocalar arasındaki şiddet olayları dikkat çekici bir artış gösteriyor. Gün geçmiyor ki bir cinayet haberini gazetemizde okumayalım. Basından takip ettiğimiz kadarıyla olayların ortak özelliği, koca şiddeti yaşanan evlilikte kadının evliliği bitirmek üzere harekete geçmiş olmasıdır. Yani kadın evinden ayrılarak boşanma davası açmıştır.



Bu cinayetleri;
"Vay! sen kim oluyorsun, senin haddine mi düşmüş de beni boşamaya kalkıyorsun". 
"Ya benimsin, ya kara toprağın" replikleriyle bezenmiş bir tiyatro oyununda seyreder gibiyiz. İşin kötüsü oyun da tuttu galiba. Gerçekçilik akımına uygun olarak her oyunda gerçek kişiler ölüyor ama bu oyuna uygun karakter sayısı o kadar çok ki oyun hâlâ devam ediyor. 

28 Şubat 2012 Salı

YALNIZLIK KADERİMİZ...

Yalnızlığı büyük bir acı olarak değerlendiren ve "yalnızlık Allah'a mahsus" diyen insanoğlu, yalnızlığı baş edemeyeceği bir dert olarak görür. Elbette, insan aile kurmak ve diğer aileler ile birlikte bir toplum meydana getirmek üzere yaratılmıştır. Bu sebeple de yalnızlığı kendisine yakıştıramaz ve yalnızlığı ancak Allah'ın taşıyabileceği ağır bir yük olarak görür. Haklıdır da hepimiz biliriz ki bir fincan kahve içmek için bile bir arkadaşa ihtiyaç duyarız.


YALNIZLIK KADERİMİZ...

Bütün bunları yadsımam mümkün değil. Benim anlatmak istediğim insanın kaderi olan bazı yalnızlık anları. Mesela, hasta yatağımızda ağrıyı sızıyı tek başımıza çekiyoruz. Cezaevlerinde özgürlüğe kavuşmak için bekleyenlerin en yakınları dahi yanında olamaz. 
Ölüm anında son nefesini veren insan yapayalnızdır. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...