Okuma Keyfi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Okuma Keyfi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2022 Pazar

KOLERA GÜNLERİNDE AŞK...Gabriel García Márguez

Bazı kitapları okumak zor olur. Bir kaç defa başıma geldiği için biliyorum. Kitaplarımı genellikle tavsiye üzerine veya yazarın başka bir kitabını okuyup, beğendiğim için satın alırım. Yeni kitabıma başlamak için de acele eder ve ilk bulduğum müsait bir vakitte büyük bir keyifle kapağını açarım. Onca kitabın arasından seçtiğim için yaşatacağı keyifli zamanların sevinciyle başlarım ilk sayfadan okumaya. O ilk sayfanın su gibi aktığı çok kitaplar okudum ama bazen de öyle olmaz. 


Kolera Günlerinde Aşk tam da böyle bir kitaptı. İlk elime aldığımdan beri kitaba kaçıncı başlayışım hatırlamıyorum. Yazardan yana sorunum olamaz çünkü yakın zamanda aynı yazarın Yüzyıllık Yalnızlık kitabını okudum. Kitabın çevirmeni Şadan Karadeniz ise kitapta yer alan bilgilere göre kariyeri muhteşem bir mütercim. Tüm bu araştırmalardan sonra kabahati kendimde aradım ve kitabı tekrar tekrar elime aldım. Bu böyle aylarca sürdü. Ne elimdeki kitabı bitirebildim ne de onu bırakıp, başka bir kitaba başlayabildim. 

29 Mayıs 2020 Cuma

RÜSTEM PAŞA...*Kehle-i İkbal...Yazar Cahit Ülkü...

Yaz günlerinin rehavetinde, güneşin çılgın sıcağından kaçarak evin serin bir köşesinde kitap okumak yıllardır tatil ritüelim oldu. Güneşin tepede olduğu saatlerde etraf sakindir. Bir kaç kişi şapka ve güneş gözlüklerine rağmen meyve ağaçlarının serinliğinden istifade bahçe duvarlarına yakın hızlıca geçer, giderler. Komşu evlerden gelen bebek ağlamaları, bahçelerde oyun oynayan çocukların çığlıkları bu saatlerde duyulmaz olur. Bu dingin saatlerde ufak bir tabak içinde soğutulmuş ince kavun dilimleriyle serin bir köşede kitap okumak büyük bir zenginliktir.


Geçtiğimiz yaz bana bu zenginliği yaşatan kitaplardan biri de Cahit Ülkü'nün Masal Olmayan Masallar adını verdiği 'üçleme'nin ikinci kitabı Rüstem Paşa. Sonradan öğrendiğim bu üçleme serinin birinci kitabı Pargalı İbrahim Paşa, üçüncü kitap ise II. Selim. Birbirinin devamı olduğu anlaşılan bu üçlemenin okunması halinde o devrin daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum. Okul yıllarında tarih derslerini angarya gören gençlerin bir çoğunun ilerideki yıllarda pişmanlık yaşadıklarını biliyorum. Şahsen ben de zaman zaman bazı konular gündeme geldiğinde öğrenme ihtiyacı hissediyorum. Benim bu konuda tercihim tarihi romanlar. Tarihi olayları, belgesel gerçekliğinde ama roman tadındaki eserlerden öğrenmeyi seviyorum.

24 Temmuz 2019 Çarşamba

SICAK KÜLLERİ KALDI...Oya Baydar...

Yazlıkta okumak için bu yıl da kitap siparişi verecek iken kış günlerinden kalma henüz okunmamış kitaplarımın olduğunu farkettim. Evdeki hazır kitapların yanı sıra kitaplığımda yıllardır duran okunmuş kitaplardan birini de tekrar okumak istedim ki, eski dostlarım beni vefasız bilmesin. İkinci defa okuyacağım kitap olarak Oya Baydar'ın Sıcak Külleri Kaldı romanını seçtim. Yakın siyasi tarihimizi bir aşk hikayesinin kahramanları üzerinden çok güzel bir kurgu ile anlattığını hatırladığım kitabın detaylarını tamamen unutmuş olduğum için isabetli bir seçim oldu.


Hz. Mevlana'nın bir sözü vardır "Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır" diye. İşte bu değerli söz aynı zamanda okuduğumuz kitapları ne kadar anladığımızla da ilgili. Bu kitabı bugün bu kadar az hatırlamamın sebebi de bu cümlede gizli. İlk defa okuduğumda belki de kurgusundan dolayı ince detayları anlamadığımı gösteriyor. Bu defa romanın örgüsünü anlayarak okuduğumu düşünüyorum. Uzun yıllar hafızamda kalacaktır.

6 Ekim 2018 Cumartesi

KEŞİŞİN ON GÜNÜ...Muammer Yüksel...

Yazarını tanımadığım, sırf ismindeki "keşiş" kelimesi için seçip, sepete attığım kitabı elime aldığımda inşallah vaktimi boşa harcatmaz diye içimden geçirmiştim. Kitabın ismine ve kapak fotoğrafına bakınca dünya üzerinde yaşanmış çok eski zamanlara ait bir şeyler okuyacağımı tahmin ediyordum. Ödüllü veya çok satanlar listesinden seçtiğim kitapları okumak için acele ederim ama bu kez seçim farklı olduğu için yazlığa getirdiğim kitabıma başlamak için eve yerleşmeyi bekledim. Köyden gelen taze süt ile pişirdiğim sütlü kahve eşliğinde okumak üzere kitabımla balkona çıkarken düşüncelerim bunlardı.


Yazarın ilk kitabı olarak Haziran/2002 de birinci baskısı yapılan romanın ilk sayfasında yer alan kısa bir öz geçmişten öğrendiğimize göre yazarımız bir doktor, hem de cerrah. 1959 yılında Urfa'da doğan yazar ilk, orta ve lise eğitimini Ankara'da tamamladıktan sonra Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1984 yılında mezun olmuş. Uzmanlık alanı olarak Beyin Cerrahi'sini seçen Muammer Yüksel, halen beyin cerrahi uzmanı olarak görev yapmaktadır. Tıp aleminde bir espri vardır, bilirsiniz. "Tıbbiyeden her şey çıkar, ara sıra da doktor çıkar" derler. Yazarımız da bu sözü doğrular şekilde doktorluğunun yanısıra bir çok kitabın yazarı olarak edebiyat dünyasında yerini çoktan almış.

26 Nisan 2018 Perşembe

ŞEKER PORTAKALI...José Mauro de Vasconcelos...Zezé

Kahramanı çocuk olan romanları çok daha farklı seviyorum. Çoğunlukla yazarın kendi çocukluğu olan bu romanlar benim için bir nevi başucu kitabı gibidir. Dertlerimi yakınlarıma açan bir insanım ama kederimi kendi içimde yaşamak istediğim zamanlar da oluyor. Öyle zamanlarda, daha evvel kaç kere okuduğum hiç önemli değil, sevdiğim bir kitaptaki roman kahramanı çocuğun hüzünlerine ortak olurum. Onunla ağlar, onunla gülerim. Gözlerimden akan yaşlarla kederimi unutur, sevinçleriyle de sızılarımın azaldığını hissederim.

 

Bugün burada bahsedeceğim kitabımız üç kitaplık seri romanın ilki olan Şeker Portakalı'da kahramanı çocuk olan bir roman. Yazarı, José Mauro De Vasconcoles, yarı kızılderili yarı portekiz yoksul bir ailenin 11 çocuğundan biri olarak 26 Şubat 1920 de doğdu. İki yıl tıp eğitimi olan yazar deyim yerindeyse hiçbir işte dikiş tutturamadı. Girip çıkmadığı, yapmadığı iş kalmadı ama 1942 yılında yazdığı ilk romanı Yaban Muzu ile gözlem ve anlatıcılık yeteneğini ortaya koydu. Ardından gelen diğer romanlarıyla ünü Brezilya'nın sınırlarını aştı. Kitapları hala tüm dünya ülkelerinde büyük bir ilgiyle okunan yazar 1984 Temmuz'unda hayata veda etti.

2 Mart 2018 Cuma

AHMET HAMDİ TANPINAR...Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Lise edebiyat derslerinde mutlu olduğumu, edebiyat öğretmenimi de çok sevdiğimi hatırlıyorum. Edebiyat kitabımızda yerli ve yabancı yazarların eserlerinden seçilmiş birer sayfalık okuma parçaları olurdu. O okuma parçaları üzerinden, yazarı ve eserini ders olarak işlerdik. O yıllarda çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmak gibi bir dert yoktu herhalde ki öğretmenimiz derste işlediğimiz kitapları okuma ödevi vermezdi.


Geçtiğimiz yıl Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı eseri sosyal medyada çok paylaşılınca dikkatimi çekti. Okul sonrası, edebiyat derslerinde işlediğimiz kitaplardan aklımda kalanları okumak hevesine kapılmış, çoğunu da alıp okumuştum. Kitaplarımızı bu günkü gibi evden sipariş vererek değil de kitap evlerinden aldığımız yıllarda kitap rafları arasında dolaşır, methini işittiğimiz veya kapak resmini beğendiğimiz kitapların ilk sayfalarına şöyle bir göz atardık. Kitap kokulu raflar arasındaki bu zevkli küçük turlar sırasında Ahmet Hamdi Tanpınar'ın kitapları nedense karşıma çıkmamış.

17 Haziran 2017 Cumartesi

FÜRUZAN...Sevilen Yazara Kitap İmzalatma Serüveni...

Kadıköy Belediyesinin Haydarpaşa garında düzenlediği 9. Kitap Günlerinin afişlerinde Onur Konuğu olarak Füruzan'ın adını görünce etkinliğe gitmem şart olmuştu. Aslında bu hissiyatıma ben de şaşırdım. Kitap okumayı çok severim ama yazarları takibettiğim görülmemiştir. Belki de kitap okumaya klasiklerle başladığım için bu dünyadan çoktan göç etmiş olan yazarlarını tanıma gibi bir düşüncem olamazdı. İşin ilginci, bu durum daha sonra okuduğum çağdaş yazarlar için de aynı şekilde devam etti. Okuduğum kitapların yazarlarını görüp, tanımak aklıma bile gelmedi. Belki de onları kafamda oturttuğum yerlerinde kalsınlar istedim.


Türk gençliğinin sağ-sol diye kamplara ayrıldığı 60'lı yılların sonlarında yaşananların romanı 47'liler ile tanıdığım Füruzan, ikinci romanı Berlin'in Nar Çiçeği ile beni tabiri caizse yüreğimden vurdu. Bu kitaplar olmasa da sadece Parasız Yatılı adlı hikayesini okusanız bile Füruzan'a karşı yüreğiniz yufkalaşır. Yazarlara olan kayıtsızlığımdan bahsettim ama bunda benim suçum olmadığı gibi aslında şaşılacak da bir şey yok. Çünkü, bugün elimdeki eski kitaplarına baktığımda yazara dair hiç bir bilginin olmadığını görüyorum. 47'lilerin arka kapağında sadece siyah beyaz bir fotoğraf var, arkasından yayımlanan Berlin'in Nar Çiçeği'nde ise yazara ait en ufak bir bilgi olmadığı gibi fotoğrafı da yok.

19 Mart 2017 Pazar

TARIK BUĞRA...Milli Mücadele...Küçük Ağa...

Eskide yaşanmış olayların çoğu hafızamızdan silinir gider de bazıları dün gibi hatırlanır. Evimizin bir dönem gazetesi olan Tercüman'ın köşe yazarlarından Tarık Buğra'nın veda yazısı gibi. Yazacağı bir kitap üzerinde çalıştığını, gazetenin sahibi Kemal Ilıcak'ın müsaadesiyle günlük yazılarına ara vereceğini bildiriyordu. Gazeteci olarak bildiğim Tarık Buğra'nın kitap yazacağını öğrenmek şaşırtmıştı ve bir o kadar da üzülmüştüm. Daha sonraları öğrenecektim ki; geçim derdi diye bir gerçek var ve bir çok yazar para kazanmak için farklı işlerde çalışmışlar. Kemal Ilıcak'a minnet duyarak, gazeteci-yazar için sevinmiş ve bir arkadaşıma da bu durumdan söz etmiştim.


Gel zaman git zaman, günlerden bir gün aynı arkadaşımla Beyoğlu'nda yürürken bir kitapçının vitrininde üzerinde Tarık Buğra'nın adı yazılı Küçük Ağa isimli bir kitap gördüm. Göğsüme bastırdığım kitap paketi ile dükkandan çıkarken arkadaşım hafif alaycı, şakacı bir tavırla kitabı işaret ederek, "yazara destek olmak için aldın değil mi?" gibi bir şeyler mırıldandı. Başımızda kavak yellerinin estiği, aşk romanları okuduğumuz o günlerde arkadaşım o kitabı okuyacağıma inanmıyordu ve haksız da sayılmazdı. O kitap benim için sadece, günlük yazılarını takip ettiğim yazarla son buluşma hatıramız gibiydi.

19 Kasım 2016 Cumartesi

BADEM AĞACI...Michelle Cohen Corasantı

Kitap okumayı seviyorum, kitap benim için bir ihtiyaç ama her önüme gelen kitabı da okumam. Kitap seçerken biraz titiz davranırım. Bazen, zevkimizin uyuştuğu bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine veya önemli bir edebiyat ödülü kazandığı için bazen de konusu itibariyle ilgi alanıma giren kitapları tercih ederim. Burada anlatacağım kitabı seçme sebebim belki bademi çok seviyor olmam olabilir ama esas neden Filistin-İsrail savaşında devamlı toprak kaybeden ve dünyadan tecrit edilmiş durumdaki Filistin'i bilip, anlama isteğiydi.


Çok ilgili olmasam da güncel siyasetten uzak kalmak mümkün değil. Uzak kalamıyoruz ama sadece haberlerde verilen bilgilerle olanları kavramak da mümkün değil. Eskiye dair benim bildiğim; bu günkü Filistin ve İsrail topraklarında vaktiyle Araplar, Yahudiler, Hristiyanlar beraber yaşarken 1800'lü yıllarda başlayan siyonizm hareketiyle ve gizli sürdürülen Yahudi göçlerinin sonucunda nüfusu da artan Yahudiler 1948 yılında İsrail devletini kurdular.

3 Kasım 2016 Perşembe

YÜZYILLIK YALNIZLIK...Gabriel Garcia Marquez

Her zaman olduğu gibi bu yıl da yazlığa giderken yanıma bir kaç kitap almıştım. Kitaplardan birini, Puslu Kıtalar Atlası'nı dayanamayıp hemen okumuş ve sıcağı sıcağına da sizlerle paylaşmıştım. İhsan Oktay Anar'ın bu eseri, benim için çok farklıydı. Çok kitap okuduğumu söyleyemem ama seçtiğim kitaplar, her zaman dünyanın çeşitli ülkelerine ait olmuştur. Sadece haritada yerini bildiğim veya turist olarak bulunmuş olduğum ülkeleri ve insanlarını kitaplar vasıtasıyla tanımayı severim.


Bu nedenle, değişik coğrafyalardaki birbirlerinden farklı ülkelere ait çok kitap okudum ama İhsan Oktay Anar'ın romanını okuduktan sonra yazara karşı duyduğum büyük hayranlığı ve saygıyı başka bir kitap ve yazarına karşı duyduğumu hatırlamıyordum. Bu duygu ve düşüncelerle elime aldığım diğer kitabım Gabriel Garcia Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık romanı benim için büyük bir sürpriz oldu. Zira, gerçeklikle olağanüstü olayların ustaca bir kurgu içinde okuyucuya verildiği bu kitap ve yazarına da aynı hayranlığı duydum.

12 Temmuz 2016 Salı

PUSLU KITALAR ATLASI...İhsan Oktay Anar

Geçen yıl galiba kış sonuydu, gazetemde ilgimi çeken bir haber aynen şöyle başlıyordu. "İhsan Oktay Anar'ın unutulmayan ilk romanı Puslu Kıtalar Atlası, bu kez usta çizer İlban Ertem'in masalsı çizgileriyle çizgi roman olarak karşımızda." Haber baştan sona benim için çok bilinmeyenli bir denklemdi adeta. Kitaplarla aram hiçbir zaman kötü olmadı. Kitaplara olan ilgim bazı yıllar azalmış olabilir ama genel duruma bakarsak kitap satın almayı severim, aldığım kitapları hemen olmasa da mutlaka okurum, gazetemin kitap ekini çoğu zaman merakla incelerim, kitap kurdu olmasam da kendimi bir kitap sever olarak tanıtabilirim.


Gel gör ki! durum hiç de öyle değilmiş. Memleketimde aynı zamanda Felsefe Hocası olan İhsan Oktay Anar diye bir yazar varmış, üstüne bir de unutulmayan kitabı Puslu Kıtalar Atlası. Anar'ın ilk kitabı olan ve ilk baskısı 1995 yılında yayımlanan kitaptan haberim olmadığı gibi daha sonra kitaplar yazmaya, yayımlamaya devam eden yazar hakkında da en ufak bir bilgim yoktu. Haberde konusu geçen çizgi roman olayı ise o da ayrı bir fasıl. Çizgi Roman'la alakam ilkokul yıllarında okuduğum Tom Miks, Teksas ve benzeri kitaplardan ve gazetelerdeki günlük çizgi bant yayınlardan öteye geçmezdi.

15 Nisan 2016 Cuma

YAŞAR KEMAL...Ağrıdağı Efsanesi...Ve Töre...

Memleketimiz malum olduğu üzere yedi coğrafi bölgeye ayrılır. Coğrafi bölgenin tanımını yapmak gerekirse, "Doğal, beşeri ve ekonomik özellikler yönünden sınırları içinde benzerlik gösteren geniş alanlara bölge denir." Her coğrafi bölge halkının günlük yaşantıları kendilerine hasdır. Birbirine sınır olan bölge halklarının töreleri az da olsa benzerlik gösterir ama batı ile doğu bölgeleri arasında çok büyük farklılıkların olduğu bir gerçektir.


Bu farklılıklara en iyi örnek olarak töreden bahsedebiliriz. Ülkenin batısında ve de büyük şehirlerde yaşayanlar olarak töre kelimesini yazılı ve görsel basında bir takım haberler vesilesiyle duyarız. Bu haberler içinde bilhassa töre cinayetleri ve kan davaları başta gelir. Törenin tanımı için Türk Dil Kurumu, "bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş, davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünüdür."der.

29 Mart 2016 Salı

YAŞAR KEMAL...Bir Ada Hikayesi...

Kitaba olan düşkünlüğüm okumayı öğrenmeyle başladı diyebilirim. Yazılı olan her kağıt parçasını okumaya meraklıydım. Belki de bu sayede okumayı daha okula başlamadan çözmüştüm. Annem ve iki kardeşimle küçük bir kafile halinde aynı semtte oturan dedemlere yürüyerek giderken yerde gördüğüm herhangi bir kağıt parçası beni cezbeder, dururdum. Yerden herhangi bir şey alınmayacağını bildiğim için de elime almadan, yere çömelerek okumaya çalışırdım. Bu ya bir gazete parçası ya da bir kitap sayfası olurdu.


İleriki yıllarda da okuma aşkım artarak devam etti. Okumayı çok seviyordum ve bulduğum her kitabı okuyordum. Beni en çok etkileyen ise insanların çektiği acıları, katlandıkları eziyetleri, yokluk ve yoksullukla olan mücadelelerini anlatan eserlerdi. Mesela, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban romanında anlattığı yokluk, yoksulluk yıllarındaki memleketimin haline çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Aslında, acı her yerde aynıydı, Amerikalı yazar John Steinbeck'in Gazap Üzümler'ini okurken de çok ağlamıştım. Ancak, kendi insanımın çektiği acıları okumak beni daha fazla etkiliyordu ve ben günlerce kendime gelemiyordum. Bu yüzden konusu insanların acıları, yoksulluk ve adaletsizlik olan yerli eserlerden tümüyle olmasa bile yollarımızı ayırdık.

2 Ocak 2016 Cumartesi

ÇALIKUŞU...Reşat Nuri Güntekin...Okuduğum İlk Roman

Bu güne kadar okuduğum kitapları saymadım, bilemem ama ilk okuduğum kitap dün gibi hatırımda. İlkokul'u bitirdiğim yıldı. O yıllarda okulu bitirmek için sene sonunda sözlü sınav yapılırdı. Ara sınıfların karnelerini alıp, yaz tatiline çıktığı günlerde bizler son bir gayret kitaplarımızı tekrar gözden geçirmeye başladık. Sınıflardan birinde yer alan imtihan heyetinde sınıf öğretmenimiz, başöğretmenimiz ve bir mümeyyiz vardı. Sınıfın dışında kapı önünde de biz öğrenciler yüreğimiz ağzımızda sıramızın gelmesini beklerdik.


Yanlış hatırlamıyorsam iki hafta sonunda imtihanlarımız bitti ve bizim için de yaz tatili başladı. Sosyal faaliyetlerin hiç denecek kadar az olduğu, hayatın sadece aile ve akrabalar ekseninde sürdüğü, can sıkıntısının had safhada olduğu uzun yaz günlerinin birinde günlerimi aydınlatan bir komşu, bir yeni gelin tanıdım. Tanışma ve tebrik ziyaretine hediyesiyle giden annemin peşine takıldığım için hiç pişman olmadığım ender ev ziyaretlerinden biriydi.

17 Aralık 2015 Perşembe

KÜRK MANTOLU MADONNA...Sabahattin Ali

Vaktiyle okumuş olduğum kitaplar her yeni jenerasyonla yeniden ortaya çıkıp, gündeme oturunca evdeki kitaplığıma bir el atıyorum. Mütevazi kitaplığımda mevcut ise bir göz atıp, hatırlamaya çalışıyorum ama çoğu zaman aradığım kitabı bulamıyorum. Bunun sebebi okunmak üzere alınmış bazı kitaplarımın iade edilmemiş olması ama daha ziyade okuduğum çoğu kitabın bana ait olmaması.


Okul zamanı sınıfımızdaki kitaplıktan kitap okumaya alıştığımız için yaz tatillerinde okumak için kitap satın almak aklımıza gelmezdi. Mahalleden arkadaşlarla evimize yakın bir kütüphaneye üye olur, seçtiğimiz kitapları belli bir süreliğine eve götürürdük. O yıllarda kitaplarımı neye göre seçiyordum hatırlamıyorum. Tahminimce, ders kitaplarında kısaca bahsedilen, okuma parçası adı altında bir-iki sayfasını okuduğumuz eserlerin tamamını okuma merakıydı.

25 Kasım 2015 Çarşamba

ALBERT CAMUS...YABANCI

İstanbul ahalisi bildim bileli şehrin kalabalığından şikayet eder ama bu durum artık dillere pelesenk oldu. Bir araya gelen dostlar, yolda karşılaşan arkadaşlar hatır sorar gibi şehrin kalabalığından dem vurur oldular. Hele, en az bir kaç kuşak İstanbul'lu olup, bu şehrin eski değerlerini bilenlerin durumu daha da fecaat. İstanbul'un gitgide genişleyen sınırlarını, sınırlara sığmayan insan kalabalığını kabullenmeleri zor görünüyor.


İstanbul'un aşırı büyümesini (şikayet demeyelim de) yadırgayan biri olarak büyüklüğün bilincine bugün vardım diyebilirim. Anadolu yakasında, Kadıköy ile Tuzla İlçeleri arasında yaptığım otobüs yolculuğunda bir kitap bitirdim. Şehirlerarası seyahatlerimde çantama mutlaka bir kitap atarım ama şehiriçi otobüs yolculuğunda kitap okumak zor olur. Her durakta yolcu alan otobüslerdeki gürültü-patırtı kitaba odaklanmayı zorlaştırdığı için camdan etrafı seyretmeyi tercih ederim. 

21 Ekim 2015 Çarşamba

YAHUDİ ÖYKÜLERİ...İliya'nın Hatırasına...

Memleketimin diğer illerinde nasıldır bilemem ama İstanbul'da, eski tabirle ekalliyet, türkçe adıyla azınlık, şimdiki cahillerin tanımlamasıyla yabancılardan konu açıldığında çoğumuzun anlatacak bir anısı vardır. Kiminin ermeni ustası olmuştur vaktiyle, öve öve bitiremez, kiminin rum komşusu olmuştur gözleri parlar hatırlayınca, kimi ise mahallesindeki yahudi tuhafiyecinin müşteriye olan saygısını hâlâ unutmamıştır. Eskiden yani mübadeleden önce azınlıkların ayrı mahalleleri (gettoları) vardı. Dolayısıyla komşuluk ilişkileri belki zayıftı ama dükkan sahibi yahudiler, zanaatkar ermeniler ve rum meyhanecilerle esnaf-müşteri ilişkileri sağlamdı.


Mübadele ve sonrasındaki göçlerle sayıları iyice azalan azınlıkların mahalleleri kayboldu. Ancak, ata-dede mezarlarının bulunduğu bu toprakları aziz vatanı bellemiş ve terketmeyi asla düşünmeyen yaşlılar ve bazı aileler belli semtlerde daha yoğun olmakla beraber tüm İstanbul'a dağılmış vaziyette yaşamlarını sürdürüyorlar.

16 Ekim 2015 Cuma

BABİL'İN KERVAN TACİRİ...Paranın Değerini Bilmek

Gazetemin ekonomi sayfasındaki habere göre son yıllarda tasarruf yapmıyormuşuz. Zannedersem bu durumu banka mevduatlarından veya piyasadaki para miktarından anlıyorlar. Tasarruf başlıklı önceki yazımda tasarruf konusunu genel manada ele almıştım. Bu defa ise paranın tasarrufunu anlatmak istedim. Paranın tasarrufunu basit bir anlatımla tanımlamak gerekirse; Hayatımızı idame ettirebilmek için paraya ihtiyacımız vardır. İhtiyacımızdan fazla olan paramızı harcamayarak biriktirirsek tasarruf yapmış oluruz. 


Paranın tasarrufu çoğu zaman yanlış anlaşılır. Parasını tasarruflu kullanan insanlar cimri olmakla suçlanır. Oysa cimrilik başka bir şeydir. Cimrilik, gerektiği yerde harcama yapmamak, ihtiyacından kısmak demektir ki bu hal insanın aile ve sosyal ilişkilerinde sorunlar yaşamasına sebep olur. Cimri insan sevilmez. Ancak, savurgan insan da sevilmez. Her insan, toplumdaki konumuna uygun ve kazancıyla doğru orantılı bir hayat sürmelidir. Bilhassa aile kurmuş insanlar, ne cimri ne de savurgan olmalıdır. En doğrusu, hem ihtiyaçlarını karşılayıp, hem de gelecek için tasarruf yapmaktır.

10 Mart 2015 Salı

YAŞAR KEMAL...Kapitalizm'in ne vatanı vardır ne de milliyeti...

Kapitalizm, beynelmilel bir soyguncu şebekesidir. Kapitalizmin ne vatanı vardır, ne de milliyeti. Kapitalizm, kendisine karşı direnen her gücü yok etmek zorundadır. Beynelmilel bir soygun şebekesi olan kapitalizm, asliyeti, kuruluşu, varoluşu, özü, temeli itibariyle hiçbir zaman milliyetçi olamaz. Somut bir örnek versem daha iyi ederim: Türkiyeyi ele alalım, Türkiye’deki kapitalistleri… 




Türkiye'deki kapitalistlerin menfaatleri dünya kapitalistlerinin menfaatleriyle birliktir. Türk halkının da men-faatleriyle taban tabana zıttır. Şöyle ki, işlenmiş madde getirir Türkiye'ye dışarıdan Türk kapitalisti. Bu işlenmiş maddeyi Türk halkına satar. Yüzdesini alır sattığı malın, gerisini Avrupa'daki, Amerika'daki ağasına gönderir. Türk halkı onun için sömürülecek topluluktur. 

23 Ekim 2014 Perşembe

YOL...AMY BLOOM...Bir Kadının Kızıyla İmtihanı...

Bu yaz başında, tatilde okumak üzere dört tane kitap almıştım. O dört kitaptan biri olan Leyla'nın Evi'ni sabredemeyip hemen okumuş, bitirivermiştim de sıcağı sıcağına bloğumda da paylaşmıştım. Kalan diğer üç kitaptan biri Türk Edebiyat Tarihinin önemli yazarlarından Ahmet Mithat Efendi'ye ait, diğeri Afganistan asıllı Khaled Hosseini'nin, sonuncusu ise Amerikalı bir yazarın romanıydı.




Yazlığa yerleştikten sonra okumak üzere kitaplardan birini seçmem gerektiğinde biraz zorlandığımı itiraf edeyim. Çünkü, üç kitap da okumak için can attığım, onca kitap içinden bilerek ve isteyerek seçtiğim kitaplardı. Kitapları seçerken herkes gibi benim de bazı kriterlerim vardır. Mesela, daha önce bir-iki kitabını okumuş ve beğenmiş olduğum bir yazarın yeni kitabını okumak isterim. Veya tamamen merak saikiyle, adını duyduğum ama hiç okumadığım bir yazarı tanımak için veya konusu ilgimi çeken bir kitabı yazarını tanımasam da tercih edebilirim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...