Bir önceki Ev Telefonu...Bir Zamanlar...başlıklı yazımda anlattığım gibi ailemin 70'li yıllardaki telefon bağlatma hevesi kursağında kalmış, hayalleri suya düşmüş olabilir ama her şeye rağmen hayat devam eder. Gel zaman git zaman 80'li yıllara gelindiğinde telefon görüşmeleri eziyet olmaktan çıkmış, ahizeyi kaldırır kaldırmaz çevir sesi geliyordu. Belli ki telefon şebekeleri ıslah edilmiş ve sistem yeni yatırımlarla bir nebze de olsa rahatlamıştı. Telefon alt yapısına yapılan yeni yatırımların farkındaydık ama eve telefon bağlatma konusunda babamın herhangi bir gayreti olmadı.
Nasıl olsa acil durumlarda iş yerindeki telefonları kullanıyorduk ve PTT'nin madeni jetonla çalışan ankesörlü telefonları da haberleşmede işe yarıyordu. Söylenenleri geç algılayanlar için ara sıra hala kullandığımız 'jeton düşmedi' veya 'köşeli jeton kullanmak' gibi argo deyimler o günlerden kalmadır.
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Şubat 2020 Çarşamba
9 Ağustos 2019 Cuma
MANTI...Aile Hatırası...
Kim ne derse desin hamur işini seviyoruz. Ailece bir araya geldiğimizde eskileri anarken aklımıza hemen rahmetli annemizin çeşit çeşit börekleri gelir. Benim hazır yufka ile hazırladığım börekler maalesef onların yerini tutmuyor. Aksine, onları daha da özlettiriyor. Bu özlemi bitirmek için yapmam gerekeni biliyorum ama bir yandan da ekmeğimi bile dikkatli tüketirken bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demekten kendimi alamıyorum.
Bizim evde mutfak annemizindi ama babamız boğazına düşkündü ve yemekten anlardı. Çok sık olmasa da annemden börek pişirmesini de isterdi. Bir keresinde, başka bir şehirden gelen yatılı misafirimizin hediye getirdiği böreği o kadar çok beğenmişti ki rica minnet misafir teyzemizi hamur sofrasının başına oturtmuştu. Bir keresinde de akrabalarımıza dünür olan bir teyzemizin böreklerinin methini işitince o hanım teyzemizi de evimizde ağırlamak için annemi ikna etmişti. Her iki olayda da okuldan gelen ben o tepsi tepsi el açması böreklerin ihtişamını ve babamın hanım teyzelere yağdırdığı iltifatları, hala hatırlarım.
Bizim evde mutfak annemizindi ama babamız boğazına düşkündü ve yemekten anlardı. Çok sık olmasa da annemden börek pişirmesini de isterdi. Bir keresinde, başka bir şehirden gelen yatılı misafirimizin hediye getirdiği böreği o kadar çok beğenmişti ki rica minnet misafir teyzemizi hamur sofrasının başına oturtmuştu. Bir keresinde de akrabalarımıza dünür olan bir teyzemizin böreklerinin methini işitince o hanım teyzemizi de evimizde ağırlamak için annemi ikna etmişti. Her iki olayda da okuldan gelen ben o tepsi tepsi el açması böreklerin ihtişamını ve babamın hanım teyzelere yağdırdığı iltifatları, hala hatırlarım.
16 Ekim 2018 Salı
OKULLU OLMAK...Çocukların Eğitim Hakkı...
Geçtiğimiz yıl gazetemde okuduğum bir haberde 12 yıllık (4+4+4) zorunlu eğitimin kademelerinde toplam 2 milyon çocuğun okula gitmediği yazıyordu. Haberin detayını okumuştum ama daha sonra unuttum, gitti. Geçen gün Facebook paylaşımlarında gördüğüm bir fotoğraf geçen yıl okuduğum o haberi hatırlattı. Bugün, okullu olmayan kaç çocuğumuz var bilmiyorum ama olumlu herhangi bir değişiklik olduğunu da zannetmiyorum. Hem sayıda azalma olsa dahi tüm çocuklar okullu olmadıkça bu eğitim savaşı kazanılmış sayılmaz.
Bir çocuğun okula gidememesi demek, bir aile çocuğunu okula gönderemiyor demektir. Halbuki, anne-babalar okul çağına gelmiş çocuklarını okula göndermekle iftihar eder, gurur duyarlar. Burada, okula gidemeyen çocuk ve onu okula gönderemeyen bir ana-baba var. Olaya hangi tarafından bakarsak tam bir trajedi. Ailenin durumu da iç acıtıcı ama benim içime asıl dokunan okula gitmeyen çocuğun durumu.
Bir çocuğun okula gidememesi demek, bir aile çocuğunu okula gönderemiyor demektir. Halbuki, anne-babalar okul çağına gelmiş çocuklarını okula göndermekle iftihar eder, gurur duyarlar. Burada, okula gidemeyen çocuk ve onu okula gönderemeyen bir ana-baba var. Olaya hangi tarafından bakarsak tam bir trajedi. Ailenin durumu da iç acıtıcı ama benim içime asıl dokunan okula gitmeyen çocuğun durumu.
Etiketler:
aile,
çocuk,
çocuk hakları,
devlet,
Dünya,
eğitim hakkı,
fakirlik,
Havadan sudan,
Hayat,
Hayata Dair,
insan,
Japonya,
okul,
okullu olmak,
öğrenci,
Rabia Serteli,
yaşam
18 Mayıs 2018 Cuma
ETLİ YAPRAK DOLMASI...Üzeri Yoğurtlu Lezzet Bombası...
Yazımın başlığı biraz abartılı oldu kabul ediyorum ama bu lezzetli yemeği başka nasıl takdim ederim bilemedim. Şairin dediği gibi "bilmezdim kelimelerin bu kadar kifayetsiz olduğunu" etli dolmanın tadına varmadan önce. Aslında, benim dolma sevgim çok eskilere gitmez. Küçükken bu yemeği sever miydim hatırlamıyorum. Tüm çocuklar gibi benim de favori yemeğimin köfte patates olma ihtimali çok yüksek. Hele yaz mevsiminde köfte patatesin yanına karışık kızartma da eklenmişse bugün bile değmeyin keyfime.
Neyse, anlatmak istediğim aslında başka. Henüz 9-10 yaşlarında ilkokul öğrencisiydim. Kış sonu ilkbahar gelmiş, bir tatil günü evde öğle yemeği için sofraya oturmuştuk. Biraz önce annem kocaman bir tencereden tabaklarımıza etli yaprak dolmalarımızı doldurmuş, elindeki yoğurt dolu kaseden tabaklarımıza yoğurt almamızı gözleriyle takip ediyordu. Ben de tabağıma iki kaşık yoğurdumu almış beklerken pencereden görünen masmavi gökyüzünde tembel tembel gezinen ufak beyaz bulutları seyrediyordum. Dışarıda tam bir bahar havası vardı, günlük güneşlik.
Neyse, anlatmak istediğim aslında başka. Henüz 9-10 yaşlarında ilkokul öğrencisiydim. Kış sonu ilkbahar gelmiş, bir tatil günü evde öğle yemeği için sofraya oturmuştuk. Biraz önce annem kocaman bir tencereden tabaklarımıza etli yaprak dolmalarımızı doldurmuş, elindeki yoğurt dolu kaseden tabaklarımıza yoğurt almamızı gözleriyle takip ediyordu. Ben de tabağıma iki kaşık yoğurdumu almış beklerken pencereden görünen masmavi gökyüzünde tembel tembel gezinen ufak beyaz bulutları seyrediyordum. Dışarıda tam bir bahar havası vardı, günlük güneşlik.
Etiketler:
aile,
asma yaprağı,
dolma tarifi,
Dünya,
etli yaprak dolması,
Havadan sudan,
Hayat,
insan,
mutfak,
Mutfak Keyfi,
Rabia Serteli,
yaşam,
yemek tarifleri
20 Mart 2018 Salı
KARNIKARA (KURU BÖRÜLCE) SALATASI...Ekşili...Bol Yeşillikli...
Karnıkara'yı nerede görsem çok eskilere giderim. Bir tarihte resmi bir işin takibi için annemle babam birlikte Ankara'ya gitmişlerdi. Gidişleri ani bir kararla olduğu için annem eve yemek bırakamadı. Bir miktar para bırakarak bizi Allah'a emanet edip, gittiler. Çocukluktan yeni çıktığım genç kızlığa adım atacağım günlerdi. Mutfakla ilgim sadece annemi seyretmekle kısıtlıydı. Radyodaki şarkılara eşlik ederek yemek pişirmesini izlemek hoşuma giderdi. Yardımlarımızı kabul etmez, ayak altında dolaşmamızdan hoşlanmazdı.
Yasak olanları yapmanın bir çekiciliği vardır ya ben de fırsat bu fırsattır diye ev hanımlığına soyundum ve mutfağa girdim. Niyetim yemek pişirip, kardeşlerimi doyurmak ama farklı tariflerle. Annemin rutin menüsünün dışına çıkıp, değişik yemekler denemek istiyordum. Evde ne kadar yemek kitabı, dergi, gazete ilaveleri varsa hepsini gözden geçirdim. Evimizde pek pişmeyen bir kaç yemek tarifini sıraya koydum. Hiç unutmam, ortasına haşlanmış yumurta konularak pişirilen Rulo Köfte'yle hiç üşenmeden uğraşmıştım.
Yasak olanları yapmanın bir çekiciliği vardır ya ben de fırsat bu fırsattır diye ev hanımlığına soyundum ve mutfağa girdim. Niyetim yemek pişirip, kardeşlerimi doyurmak ama farklı tariflerle. Annemin rutin menüsünün dışına çıkıp, değişik yemekler denemek istiyordum. Evde ne kadar yemek kitabı, dergi, gazete ilaveleri varsa hepsini gözden geçirdim. Evimizde pek pişmeyen bir kaç yemek tarifini sıraya koydum. Hiç unutmam, ortasına haşlanmış yumurta konularak pişirilen Rulo Köfte'yle hiç üşenmeden uğraşmıştım.
Etiketler:
aile,
anne,
baklagiller,
Çay Keyfi,
çay sofrası,
Dünya,
Havadan sudan,
Hayat,
insan,
karnıkara,
kuru börülce,
mutfak,
Mutfak Keyfi,
Rabia Serteli,
salata,
yaşam
16 Eylül 2015 Çarşamba
MODERN AİLE...Feminizm...Kültür Erozyonu...
Bir zamanlar, bekarlığında baba evinde, evlendikten sonra koca evinde nesilden nesile aktarılan bilgilerle kadınlık ve annelik görevlerini hakkıyla yerine getiren kadınlar genellikle kayınpederin evine yani kocasının büyüdüğü baba ocağına gelin giderdi. Gelin ismi de buradan geliyor. Aileye gelen manasına. Yeni evinde kayınvalidesi ve kayınpederi ile hatta daha da fazlası kocasının bekar kardeşleri de dahil geniş bir aile olarak aynı evi paylaşırlardı. Gelinin aileye kattığı torunlarla da aynı çatı altında bir kaç nesil birden yaşardı.
Sonra tüm dünyayı etkisi altına alan feminizm akımı ile kadınlarımız Duygu Asena'nın 1987 yılında yayımlanan KADININ ADI YOK isimli kitabını okumaya başladılar. Bu kitapla beraber feminizm hareketi yazılı ve görsel medyada tartışılmaya başlandı. Kadınların ekonomik, toplumsal ve cinsel baskılardan kurtulmasını amaçlayan bu düşünce akımı kadınların ezberini bozdu. Feminizm akımının etkisiyle kadınlar konumlarını irdelemeye başladılar ve mevcut yaşantılarından rahatsızlık duydular.
Sonra tüm dünyayı etkisi altına alan feminizm akımı ile kadınlarımız Duygu Asena'nın 1987 yılında yayımlanan KADININ ADI YOK isimli kitabını okumaya başladılar. Bu kitapla beraber feminizm hareketi yazılı ve görsel medyada tartışılmaya başlandı. Kadınların ekonomik, toplumsal ve cinsel baskılardan kurtulmasını amaçlayan bu düşünce akımı kadınların ezberini bozdu. Feminizm akımının etkisiyle kadınlar konumlarını irdelemeye başladılar ve mevcut yaşantılarından rahatsızlık duydular.
Etiketler:
aile,
blogger,
çekirdek,
çocuk,
Duygu Asena,
Dünya,
erkek,
evlilik,
feminizm,
Havadan sudan,
Hayat,
Hayata Dair,
insan,
kadın,
modern,
Rabia Serteli,
yaşam
18 Temmuz 2014 Cuma
ZEYTİNYAĞLI BİBER DOLMASI...Özel Sofraların Olmazsa Olmazı...
Bayramlarda veya özel günlerde ailece toplandığımız sofralar için menü hazırlamak bazen zor olur. Davetliler yakınlarımız olduğu için onların yemek zevklerini biliriz. Dolayısıyla, menüyü ona göre hazırlamak zorunda kalırız. Aile sofralarında ninesiyle, torunuyla gencinden yaşlısına her yaş grubundan birey olacağı için onların hepsine ayrı ayrı hitap edebilecek bir menü ortaya çıkarmak gerekir. Bütün bunlar, aslında aile sıcaklığını hissetmenin bedeli olsa gerek.
Aile sofralarında insan kendini ayrıcalıklı hisseder. Ne güzel bir iltifattır; teyzenizin veya yengenizin menüdeki bir yemeği sırf siz seviyorsunuz diye pişirmiş olması. Çocukluk yaşlarından itibaren aile büyüklerinden ilgi gören, özel zevklerine saygı duyulan kişiler, hayatları boyunca tatminkâr ve mutlu insan olurlar. Çünkü, gösterilen bu özen ailedeki çocukların adam yerine konması demektir. Söz hakkı verilmesi demektir. Kişilik haklarına saygı demektir. Farklılıklara saygı demektir.
Aile sofralarında insan kendini ayrıcalıklı hisseder. Ne güzel bir iltifattır; teyzenizin veya yengenizin menüdeki bir yemeği sırf siz seviyorsunuz diye pişirmiş olması. Çocukluk yaşlarından itibaren aile büyüklerinden ilgi gören, özel zevklerine saygı duyulan kişiler, hayatları boyunca tatminkâr ve mutlu insan olurlar. Çünkü, gösterilen bu özen ailedeki çocukların adam yerine konması demektir. Söz hakkı verilmesi demektir. Kişilik haklarına saygı demektir. Farklılıklara saygı demektir.
2 Nisan 2013 Salı
İŞSİZLİK... Ahlâk Sükût Ederse!
Uygun fiyatlarla hediyelik eşya satan dükkanlardan birinde diğer bir kaç müşteri ile birlikte raflardaki ufak-tefek ev ve süs eşyalarına bakınarak, dolaşıyoruz. Bu arada bebeğinin arabasını iterek dükkana girerken bir yandan da telefonuyla konuşan genç bir kadın dikkatimi çekti. Dükkan küçük olduğu için anlattıklarını ister, istemez hep beraber dinliyoruz. Genç kadın eşinin çok çalıştığını, işlerinin yoğun olduğunu yanayakıla anlatıyorken biraz durdu, dinledi. Karşı taraf ne dedi ise genç kadın eşinin hem iş yoğunluğunun devam ettiğini, hem de maaşına üç yıldır zam alamadığını söyledi.
Bunları söylerken üzgün ve bir o kadar da kızgındı. Eşinin bu duruma bir süre daha katlanmak zorunda olduğunu ilave etti, yüksekliği giderek artan ses tonuyla. Ve zannediyorum o an nerede olduğunu da unuttu, çok sinirlenmişti, bağırırcasına, "Patron efendinin işleri çok iyi" dedi. "İyi olmasa evini değiştirir mi?"
"Çalışanlarına beş kuruş zammı çok görüyor ama kendine caddede yeni ev alabiliyor."
Bunları söylerken üzgün ve bir o kadar da kızgındı. Eşinin bu duruma bir süre daha katlanmak zorunda olduğunu ilave etti, yüksekliği giderek artan ses tonuyla. Ve zannediyorum o an nerede olduğunu da unuttu, çok sinirlenmişti, bağırırcasına, "Patron efendinin işleri çok iyi" dedi. "İyi olmasa evini değiştirir mi?"
"Çalışanlarına beş kuruş zammı çok görüyor ama kendine caddede yeni ev alabiliyor."
30 Aralık 2012 Pazar
KABAK TATLISI...Yılbaşı Bereketi...
Çocukluğum radyolu günlere denk düşer. Rahmetli babamız mütedeyyin bir insandı ve radyo başında kutladığımız yılbaşı gecelerinde bulunmazdı ama bize de karışmazdı. Annemiz, mütedeyyinin de fevkinde bir babanın kızıydı ama ne babasının ne de eşinin düşüncelerini umursardı. Babamızın pek tasvip etmemesine rağmen 31 aralık gecesi annemiz için hoşça vakit geçirilmesi gereken bir geceydi. Okulda olduğumuz için hazırlıkları hatırlamıyorum ama okul dönüşü annemizi mutfakta diğer günlere göre farklı bir telaş içinde bulurduk. Mutfak masasının üzerinde soğumaya bırakılmış kabak tatlısı baş roldeydi. Çünkü, kabak tatlısının yeni yılda evimize bereket getireceğine inanırdı.
Annemiz akşam için o günlerin şartlarına göre zengin, iştah açıcı bir sofra kurardı. Bize göre -mükellef- soframızda yemek yendikten sonra babamız evde oturmaz giderdi. Zannedersem, bu günün deyimiyle -alternatif kutlama- yapmak için yani ibadet için toplanırlardı. Babamız gittikten sonra yemek masamızı yeniden düzenlerdik. Bu defa masamız -mandalina, portakal, elma, muz- çeşitli meyveler, bu gece için özel alınmış zengin çeşitli kuru yemiş ve cevizli sucukların dilimlendiği tabaklarla donanırdı. Soframız o haliyle ilkokulda büyük bir ciddiyetle kutlanan yerli malı haftasında sınıfımızda donattığımız masaya benzerdi.
Annemiz akşam için o günlerin şartlarına göre zengin, iştah açıcı bir sofra kurardı. Bize göre -mükellef- soframızda yemek yendikten sonra babamız evde oturmaz giderdi. Zannedersem, bu günün deyimiyle -alternatif kutlama- yapmak için yani ibadet için toplanırlardı. Babamız gittikten sonra yemek masamızı yeniden düzenlerdik. Bu defa masamız -mandalina, portakal, elma, muz- çeşitli meyveler, bu gece için özel alınmış zengin çeşitli kuru yemiş ve cevizli sucukların dilimlendiği tabaklarla donanırdı. Soframız o haliyle ilkokulda büyük bir ciddiyetle kutlanan yerli malı haftasında sınıfımızda donattığımız masaya benzerdi.
4 Aralık 2012 Salı
KEREVİZ...Ön Yargı ve Eski Bir Tarif...
Kereviz, kış sebzeleri içerisinde belki de en sevilmeyendir. Çoğu insanın bilhassa çocukların ve erkeklerin teklif edildiği anda reddettiği ve yemeyi katiyen düşünmediği talihsiz bir sebzedir vesselâm. Aslında, ön yargıların kurbanıdır. Çünkü, albenisi olmayan renksiz bir sebzedir. Dış görünüşü itibarıyla şekilsiz de diyebilirim ama Yer Elması ile kıyaslandığında kerevize haksızlık yapmış olmayayım.
Çocukluğumuzda bizim evde kereviz etli ve terbiyeli olarak hazırlanırdı. Dolayısıyla, ana yemekti ve yemek mecburiyetindeydik. Bu gün rahmetle andığımız annemiz, yemeğin içine patates ilave ederdi de kereviz yeme işkencesi bir nebze de olsa kolaylaşırdı. Neyse, uzun lafın kısası bir gün bizim sofrada büyükçe bir servis tabağının içerisinde rengârenk, maydanozla süslenmiş, resim gibi bir yemek gördük. Annemizin o güne kadar ki yaptıklarına hiç benzemiyordu.
Çocukluğumuzda bizim evde kereviz etli ve terbiyeli olarak hazırlanırdı. Dolayısıyla, ana yemekti ve yemek mecburiyetindeydik. Bu gün rahmetle andığımız annemiz, yemeğin içine patates ilave ederdi de kereviz yeme işkencesi bir nebze de olsa kolaylaşırdı. Neyse, uzun lafın kısası bir gün bizim sofrada büyükçe bir servis tabağının içerisinde rengârenk, maydanozla süslenmiş, resim gibi bir yemek gördük. Annemizin o güne kadar ki yaptıklarına hiç benzemiyordu.
Etiketler:
aile,
anne,
blogger,
Dünya,
Hayat,
insan,
Kereviz,
kış,
Mutfak Keyfi,
Rabia Serteli,
sebze,
sofra,
yaşam,
Zeytinyağlı,
Zeytinyağlılar
12 Kasım 2012 Pazartesi
KURUFASULYE'DEN BİR HİKAYE...
Çocukluk günlerimizden ne çok şey hatırlarız. O günlere gitmek için hipnotize edilmemiz gerekmez. Bir fotoğraf, bir şarkı veya önümüze konan bir tabak yemeğin kokusu bizi şefkatli kollarına aldığı gibi uzun yıllar öncesinde yaşanmış bir an'ın içine yerleştiriverir. 60'lı yılların başlarındayız. Sofranın etrafına dizilmiş oturuyoruz. Tabaklarımızda etli kurufasulye. Babamız soruyor;
Bütün o yıllar boyunca babamızın bize ısrarla dikte ettirdiği yegâne şahsi fikri -dogması- bu oldu. Hâlâ bilemem, ailemizin en birinci yemeği olduğunu haykırırken gerçekten kurufasulye'yi seviyor muydum? Yoksa, maksadım sadece babamın coşkusuna katılmak mıydı? Freuden düşünceye göre kız çocuklarının ilk aşkı babaları olduğu düşünülürse, burada kuru fasulye sevgisi maalesef ki -fasulyeden- bir durum arzediyor.
-En birinci yemek hangisi?
Kardeşimle birlikte ellerimiz havada işaret parmağımızı kaldırmış, bağırıyoruz;
-Kurufasulyeee !!!
Kardeşimle birlikte ellerimiz havada işaret parmağımızı kaldırmış, bağırıyoruz;
-Kurufasulyeee !!!
Bütün o yıllar boyunca babamızın bize ısrarla dikte ettirdiği yegâne şahsi fikri -dogması- bu oldu. Hâlâ bilemem, ailemizin en birinci yemeği olduğunu haykırırken gerçekten kurufasulye'yi seviyor muydum? Yoksa, maksadım sadece babamın coşkusuna katılmak mıydı? Freuden düşünceye göre kız çocuklarının ilk aşkı babaları olduğu düşünülürse, burada kuru fasulye sevgisi maalesef ki -fasulyeden- bir durum arzediyor.
Etiketler:
aile,
baba sevgisi,
dermason,
etli kurufasulye,
evlat,
Havadan sudan,
Hayat,
insan,
İspir,
Kurufasulye,
Mutfak Keyfi,
Rabia Serteli,
yaşam,
yemek tarifileri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






