18 Mayıs 2018 Cuma

ETLİ YAPRAK DOLMASI...Üzeri Yoğurtlu Lezzet Bombası...

Yazımın başlığı biraz abartılı oldu kabul ediyorum ama bu lezzetli yemeği başka nasıl takdim ederim bilemedim. Şairin dediği gibi "bilmezdim kelimelerin bu kadar kifayetsiz olduğunu" etli dolmanın tadına varmadan önce. Aslında, benim dolma sevgim çok eskilere gitmez. Küçükken bu yemeği sever miydim hatırlamıyorum. Tüm çocuklar gibi benim de favori yemeğimin köfte patates olma ihtimali çok yüksek. Hele yaz mevsiminde köfte patatesin yanına karışık kızartma da eklenmişse bugün bile değmeyin keyfime.


Neyse, anlatmak istediğim aslında başka. Henüz 9-10 yaşlarında ilkokul öğrencisiydim. Kış sonu ilkbahar gelmiş, bir tatil günü evde öğle yemeği için sofraya oturmuştuk. Biraz önce annem kocaman bir tencereden tabaklarımıza etli yaprak dolmalarımızı doldurmuş, elindeki yoğurt dolu kaseden tabaklarımıza yoğurt almamızı gözleriyle takip ediyordu. Ben de tabağıma iki kaşık yoğurdumu almış beklerken pencereden görünen masmavi gökyüzünde tembel tembel gezinen ufak beyaz bulutları seyrediyordum. Dışarıda tam bir bahar havası vardı, günlük güneşlik.

12 Mayıs 2018 Cumartesi

ANNELER GÜNÜ...Bir Zamanlar...

5 Mayıs 1955 tarihinde Türk Kadınlar Birliğinin girişimleri ile her yıl mayıs ayının ikinci pazar gününde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de "Anneler Günü" kutlanmasına karar verildi. O yılın annesi olarak da 93 Harbinin kadın kahramanlarından Erzurumlu Nene Hatun yılın annesi seçildi. Anneler Günü'nün resmen kabulünden sonra toplumda yaygınlaşması ne kadar zaman aldı bilmiyorum. Küçüklüğümde annemin kabul günlerinde akraba ve komşu teyzelerimizin Anneler Günü hediyelerini ballandıra ballandıra anlattıklarına kulak misafiri olmuşluğum vardır.


O yıllarda Anneler Günü hediyesini çocukları alırdı. Belki çocukları namına hediye alan babalar olmuştur ama ben şahit olmadım. Çocuğun hediye alabilmesi için ise çalışıp, para kazanması veya en azından okula başlaması gerekirdi. Velhasılı, hediyemizi günlük harçlığımızdan arttırdığımız parayla almamız gerekiyordu. O günlerde Anneler Günü'yle alakalı olarak en büyük endişem anneme alacağım hediyenin seçimiydi. Aklımca, hediyeleri ile böbürlenen teyzelerin yanında annemin de gururla göstereceği bir hediye almaktı. Halbuki, o teyzelerin çocukları büyüktü ve aralarında evli barklı olanları bile vardı. Hatta, gelininin en ufak bir yanlışında kaynana kesilen teyzeler bile gelinlerinden gelen hediyelerle komşularına hava atmayı unutmazlardı.

4 Mayıs 2018 Cuma

İYİYİM DEMEK ADET OLMUŞ...

Birbirimize hal hatır sorduğumuzda iyiyim demek adettendir ya biz bir süredir bu adeti unuttuk gitti. Bilhassa, orta yaşlı insanlar arasındaki (kadın erkek farketmiyor) sohbetlerde bu durum çok açık. İyiyim kelimesinin ağzımızdan çıkmasıyla beraber dediğimizden bin pişman olmuş gibi hemen ekliyoruz;
-İyiyim demek adet olmuş.
Ne güzel işte, abuk sabuk adetleri uyguluyoruz da bu adeti neden küçümsüyoruz.


Kalkmış, giyinmiş sokağa çıkmış arkadaşlarımızla buluşmuşuz. Bunu İstanbul gibi büyük bir şehirde başarmışız, daha ne istiyoruz. Ama yok! iyiyim diyemiyoruz. Hastane, doktor, tahliller, ağrılar, sızılar vs...anlatmaktan adeta zevk alıyoruz. Halbuki, hastaneye gidip, doktorumuza ulaşmış, muayene olup, ilaçlarımızı da almışız, aslında bütün bunlar bile iyiyim demek için yeterli.

26 Nisan 2018 Perşembe

ŞEKER PORTAKALI...José Mauro de Vasconcelos...Zezé

Kahramanı çocuk olan romanları çok daha farklı seviyorum. Çoğunlukla yazarın kendi çocukluğu olan bu romanlar benim için bir nevi başucu kitabı gibidir. Dertlerimi yakınlarıma açan bir insanım ama kederimi kendi içimde yaşamak istediğim zamanlar da oluyor. Öyle zamanlarda, daha evvel kaç kere okuduğum hiç önemli değil, sevdiğim bir kitaptaki roman kahramanı çocuğun hüzünlerine ortak olurum. Onunla ağlar, onunla gülerim. Gözlerimden akan yaşlarla kederimi unutur, sevinçleriyle de sızılarımın azaldığını hissederim.

 

Bugün burada bahsedeceğim kitabımız üç kitaplık seri romanın ilki olan Şeker Portakalı'da kahramanı çocuk olan bir roman. Yazarı, José Mauro De Vasconcoles, yarı kızılderili yarı portekiz yoksul bir ailenin 11 çocuğundan biri olarak 26 Şubat 1920 de doğdu. İki yıl tıp eğitimi olan yazar deyim yerindeyse hiçbir işte dikiş tutturamadı. Girip çıkmadığı, yapmadığı iş kalmadı ama 1942 yılında yazdığı ilk romanı Yaban Muzu ile gözlem ve anlatıcılık yeteneğini ortaya koydu. Ardından gelen diğer romanlarıyla ünü Brezilya'nın sınırlarını aştı. Kitapları hala tüm dünya ülkelerinde büyük bir ilgiyle okunan yazar 1984 Temmuz'unda hayata veda etti.

26 Mart 2018 Pazartesi

BATON KEK...Lezzetinde Ceviz Var...

Bahar aylarıyla birlikte açık havada gezmeler başladı. Aslında, her türlü hava şartlarında dışarıda yaşamaya çok alıştık. Genci, yaşlısı kimse evde oturmak istemiyor. Bilhassa, hemcinslerim evde otururlarsa hayatı kaçıracaklarını düşünüyorlar. Ne diyebilirim ki; onlar haklı ben de öyle düşünüyorum. Bir gün evde kalırsam ertesi gün mutlaka çıkıyorum. Dışarıda aldığım ilk nefes bana "Oh! dünya varmış" dedirtiyor.


Cevizli Kek'imin nefasetinden bahsetmek için başladığım yazımda gezmelerden bahis açmam tesadüf değil elbette. Gezmeyi seven, her fırsatta hayatın tadını çıkartmak isteyen bir arkadaşım var ve onunla birlikte gezmek çok hoşuma gider. Arkadaşımla fikirlerimizin ayrıldığı yerler vardır ama bu durum bizim iyi arkadaş olmamıza mani olmaz. Fikir ayrılığına düştüğümüz bir konu da gittiğimiz yerlerde güzel bir mekanda iyi bir yemek yeme arzumu arkadaşımın paylaşmıyor olması. Ona kalsa çoğu zaman çay-simit yeter.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...