Beş-on hanımın toplanıp, ikindi çayı içtikleri ev ortamında bazen birdenbire bir sessizlik olur. Sessizlik, adeta elle tutulacak kadar somuttur. Ne bir ses, ne bir nefes duyulur. Ev sahibesi ve misafir hanımlar, yeyip-içtiklerinin ağırlığı, uzun saatlerdir yaptıkları sohbetin yorgunluğu ile bir anlık içlerine kapanmışlar, kimbilir hangi düşüncelere dalıp, gitmişlerdir. Bu hal, en fazla sekiz-on saniye sürer. Hanımlar, öylecene sadece susarlar. Böyle bir halin çöktüğü odada hanımın biri durumdan vazife çıkarır ve "Kız doğdu" der.
Çocukluk günlerimde ilk duyduğumdaki şaşkınlığımı hala hatırlarım. Koskoca dünyada aynı anda belki binlerce kız doğuyor ama o gün için ben bir tane kız doğmuş gibi algılamıştım. Büyüklerimizin yanında soru sormamızın ayıp sayıldığı günlerdi. Ayrıca, laf dinlemekle suçlanacağım için de susup, oturmuştum. Yeni doğmuş bir bebeğin hallerini tam olarak bilmediğim için kundaklı, minicik bir bebek hayal ederken, sus-pus oturan bir ailenin varlığı hiç de inandırıcı gelmemişti. Ben çocuk aklımla, doğumda sevinmeyen bir aileyi hayalimde canlandırmaya çalışırken hanım teyzeler, bir iki gülüşmeden sonra başka konulara geçmiş ve hararetli sohbetlerine kaldıkları yerden devam etmişlerdi.
9 Şubat 2018 Cuma
19 Ocak 2018 Cuma
PANCAR TURŞUSU...Pazar Alışverişi...
Madem kış mevsimi geldi turşular kurulsun diyorduk ama havaların hali ne böyle. Arada bir kaç gün yağışlı kış havasını gördük görmedik ardından hava bir açtı mis gibi yazdan kalan günler yaşadık, hala da yaşıyoruz. Ama biz bu yazdan kalan günlere kanmadık tabii ki. Yine o günlerden birinde hava pırıl pırıl günlük güneşlik iken turşuluk sebze almak için semtimizin pazarını gezmeye çıktık. Pazarın sonuna kadar yürürken bir yandan ürünlerin tazeliğine bir yandan da fiyatlara göz atıyorduk.
Pazar alışverişini seviyorum ama satın aldıklarımı elimde taşımak zor oluyor. Daha önceleri önemsemediğim halde son günlerde bir pazar arabamın olmamasına taktım. Haksız da sayılmam aslında, pazar yerine herhangi bir araçla gelinmiş olsa da pazarı dolaşırken pazar arabaları büyük kolaylık. Hem, pazar alışverişinin zevki pazar arabasıyla çıkar, öyle değil mi? Patates, soğan, elma, portakal gibi sert meyve ve sebzeleri pazar arabasının en altına koyarız. Daha sonra dayanıklılık durumuna göre diğer sebze ve meyveleri sırasıyla alıp, en üste ezilmeye müsait olanları yerleştiririz. Para ödeyeceğimiz zaman da kenarda, bıraktığımız yerde bizi bekler.
Pazar alışverişini seviyorum ama satın aldıklarımı elimde taşımak zor oluyor. Daha önceleri önemsemediğim halde son günlerde bir pazar arabamın olmamasına taktım. Haksız da sayılmam aslında, pazar yerine herhangi bir araçla gelinmiş olsa da pazarı dolaşırken pazar arabaları büyük kolaylık. Hem, pazar alışverişinin zevki pazar arabasıyla çıkar, öyle değil mi? Patates, soğan, elma, portakal gibi sert meyve ve sebzeleri pazar arabasının en altına koyarız. Daha sonra dayanıklılık durumuna göre diğer sebze ve meyveleri sırasıyla alıp, en üste ezilmeye müsait olanları yerleştiririz. Para ödeyeceğimiz zaman da kenarda, bıraktığımız yerde bizi bekler.
28 Aralık 2017 Perşembe
ISPANAK YEMEĞİ...Lezzetinde Sağlık Gizli...
Geçen kış, yıkaması zor geldiği için her pazara çıkışta görmezden gelip ıspanak tezgahının yanından geçip, gidiyordum. Kış sonunda bir gün markette demet halinde görünce hoşuma gitti. Pazarcıların kaç kilo diye sormalarından mıdır bilmiyorum yarım kilo sebze almaya alışkın değilim. Market tezgahındaki bağlanmış az miktar ıspanak cazip geldi. Ancak, kazın ayağı öyle değilmiş. Pazardan kilolarca ıspanak alsam yıkamakta bu kadar zorlanmazdım. Demetin bağcığını açtığımda ne göreyim? Ispanağın dallarına, yapraklarına yapışmış kalmış el kadar çamurlar vardı. Temizleyebilmek için kaç su değiştirdiğimi hatırlamıyorum. Bu kötü deneyimden sonra ıspanak yeniden kara listeye girdi elbette.
Ancak, yanlış veya gereksiz olduğuna inandığım hiç bir düşünce ve davranışta ısrar etmem. Kendimde beğendiğim iyi huylarımdan biridir. Bu defa da böyle oldu. Geçen hafta pazara gittiğimde tezgahta gördüğüm ıspanağa bu defa duyarsız kalamadım. Yemeğini özlediğimi farkettim. Tadını özlemişim. Başkalarına kötü, tuhaf gelebilen o kekremsi tadını. Ama yine de tedbirli davrandım ve 750 kg. tarttırdım.
Ancak, yanlış veya gereksiz olduğuna inandığım hiç bir düşünce ve davranışta ısrar etmem. Kendimde beğendiğim iyi huylarımdan biridir. Bu defa da böyle oldu. Geçen hafta pazara gittiğimde tezgahta gördüğüm ıspanağa bu defa duyarsız kalamadım. Yemeğini özlediğimi farkettim. Tadını özlemişim. Başkalarına kötü, tuhaf gelebilen o kekremsi tadını. Ama yine de tedbirli davrandım ve 750 kg. tarttırdım.
Etiketler:
domates,
Dünya,
Havadan sudan,
Hayat,
Ispanak,
ıspanak yemeği,
insan,
kış,
kıyma,
Mutfak Keyfi,
pirinç,
Rabia Serteli,
salça,
sebze,
soğan,
yaşam
18 Aralık 2017 Pazartesi
KABAK TATLISI...Az Şekerli...
Yazının başlığını okuyanların ilk düşündüğü, "Hayrola! kabak tatlısının yanında kahve mi içiyoruz" olacaktır, büyük ihtimalle. N'apalım, tıp ilminin mümtaz temsilcilerinden Prof. Dr. Canan Karatay Efendigil şekeri uzun zaman önce bize yasakladı. İki lafından biri "Şeker yemeyeceksiniz". Diğer lafı ise malumunuz "Ekmek yemeyeceksiniz". Yiyebileceğimiz ürünler de şarta bağlı. Organik olmalarına dikkat edilecek ve mümkünse evde üretilecek.
Pazardan, marketten aldıklarımızı pişirmekten bile bazen imtina ediyor iken yoğurttan sirkeye kadar her türlü ihtiyacımızı evimizde imal etmeye güç yetirebilir miyiz. Yanlış anlaşılmasın, Canan hocaya saygım sonsuz, dediklerine inanıyorum, hepsi doğrudur ama bir de gerçekler var. Şu meşhur reklamdaki gibi "Hayaller organik, gerçekler fabrik."
Pazardan, marketten aldıklarımızı pişirmekten bile bazen imtina ediyor iken yoğurttan sirkeye kadar her türlü ihtiyacımızı evimizde imal etmeye güç yetirebilir miyiz. Yanlış anlaşılmasın, Canan hocaya saygım sonsuz, dediklerine inanıyorum, hepsi doğrudur ama bir de gerçekler var. Şu meşhur reklamdaki gibi "Hayaller organik, gerçekler fabrik."
Etiketler:
Dünya,
Havadan sudan,
Hayat,
insan,
Kabak,
Kabak Tatlısı,
kış,
pazaryeri,
Prof. Dr. Canan Karatay Efendigil,
Rabia Serteli,
tatlı,
Tatlı Keyfi,
yaşam
7 Aralık 2017 Perşembe
AİLE ARASINDA...Gülse Birsel...
Yazlıktan dönüşte sinema siftahını AYLA filmiyle yapacağımı düşünüyordum ama grip sebebiyle yatağa düşünce bu mümkün olamadı. Biraz iyileşip, ayaklanınca da Gülse Birsel'in filmi AİLE ARASINDA vizyona girdi. Böyle olunca, "neye niyet, neye kısmet" diyerek, aileden ufak bir grupla kadın kadına pazar günü Gülse Birsel'in filmini izlemeye gittik. Sinemaya yalnız gitmeye özen gösteren çok sinemasever olduğunu biliyorum. Ben de yanımda devamlı konuşan, soran veya eleştiri yapan kişilere tahammül edemem ama sinema çıkışında bir yerlerde oturup, filmin kritiğini yapmayı da çok severim.
Filmi beraber izlediğim grup da benim kafada olduğu için kendimizi filme verdik. Ancak bazı yerlerde, sevmediğim şeyi neredeyse kendim yapacaktım. Maalesef, bazı sahnelerde diyalogları duyamadım. Filmden mi yoksa sinemadan mı kaynaklandığını bilemediğim bir sebeple bazı sahnelerde sesler çok yüksek olduğu için diyaloglar birbirine karıştı. Kalemini ve esprilerini sevdiğim, dizilerinin müptelası olduğum Gülse Birsel'in ilk filminin tek karesini, tek repliğini kaçırmak istemediğim için bu durum ister istemez biraz rahatsız etti.
Filmi beraber izlediğim grup da benim kafada olduğu için kendimizi filme verdik. Ancak bazı yerlerde, sevmediğim şeyi neredeyse kendim yapacaktım. Maalesef, bazı sahnelerde diyalogları duyamadım. Filmden mi yoksa sinemadan mı kaynaklandığını bilemediğim bir sebeple bazı sahnelerde sesler çok yüksek olduğu için diyaloglar birbirine karıştı. Kalemini ve esprilerini sevdiğim, dizilerinin müptelası olduğum Gülse Birsel'in ilk filminin tek karesini, tek repliğini kaçırmak istemediğim için bu durum ister istemez biraz rahatsız etti.
Etiketler:
Aile Arasında,
Dünya,
film,
Gülse Birsel,
Havadan sudan,
Hayat,
hikaye,
insan,
komedi,
matine,
Necati Akpınar,
Ozan Açıktan,
Rabia Serteli,
sinema,
Sinema Keyfi,
yaşam
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

