27 Mart 2013 Çarşamba

SAFRANBOLU-AMASRA YOLLARINDA...Gezi Fotoğrafları!..

Yıllar önce devam ettiğim resim kursu öğretmenimiz çalışmalarımıza konu olması hasebiyle fotoğraf çekmemiz için geziler düzenliyordu. Bu gezilerden biri de Safranbolu- Amasra seyahatiydi. Bu gezide çektiğim fotoğraflardan birebir yaptığım yağlı pastel resimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. 



Safranbolu-Amasra seyahatinde yolda verilen mola sırasında çektiğim bir fotoğraf.
Çay bahçesine anayol kenarında akan suyun üzerindeki tahta köprüden geçiliyordu.
Yıl 2000 ilkbaharı

Bir zamanlar fotoğraf makineleri henüz dijital değilken çektiğimiz pozları şimdiki gibi anında göremezdik. Onları görebilmemiz için filmi fotoğrafçıya götürmemiz, bir kaç günlüğüne orada bırakmamız gerekiyordu. Anında, acele vesikalık fotoğraf çekilir ve -yanlış hatırlamıyorsam- bir saatte teslim edilirdi ama görüntü çok kötü olurdu. Onlar kendilerine -şipşakçı- derlerdi. Kaliteli fotoğraf için beklemek gerekiyordu. Fotoğrafçı filmlerin negatiflerini hazırladıktan sonra parlak resim kağıdına baskısını yapardı. Ancak o zaman görebilirdik hatıra olarak kalacak çektiğimiz an'ları.

25 Mart 2013 Pazartesi

KAKAOLU PUDİNG...Çikolata Tadında!

Televizyon reklamlarında göklere çıkartılan Kakaolu Puding'i tatlı olarak hiç düşünmemişimdir. Puding dediğin nedir ki; çocukların bile gayet kolaylıkla pişirebildiği, toz halinde poşette satılan ve süt ile karıştırılarak pişirilen hazır bir tatlı. Bizim coğrafyamıza ait bir tatlı olmadığı gibi memleketimizin şahane tatlıları yanında bence esamesi bile okunmaz. Belki sütlü tatlılar kategorisinde değerlendirilebilirse de bizim evde sütlü tatlı olarak akla ilk gelen sütlaç olduğu için pudingin hiç şansı olmadı. 



İyi bir sütle, iri taneli -baldo- pirinç ve şeker üçlüsünün beraberliğinden doğan sütlaç, ağır hamur tatlılarını yiyemeyenler için ve de bilhassa sıcak yaz günlerinde buzdolabında soğutularak, serinletici ve ağız tatlılığı için misafir ikramı olarak gayet uygun ve yeterli gelirdi. Ta ki; yazlık komşum elinde bir kaseyle çıkıp, gelene kadar.

21 Mart 2013 Perşembe

KISIR!!! Yaz İkindilerinin Lezzeti...

İlk duyduğumuzda hiçbir anlam verememiştik. Kısır, bizim bildiğimiz anne olamayan -doğuramayan- kadınlar için kullanılan bir terimdi. Hamile kalamamak bir eksiklik olarak telakki edildiği için olur olmaz yerde kullanılması ayıptı. Erkeklerde de olabilecek bu eksiklik, nedense sadece kadınlara mal edilir ve çocuk doğuramayan gelinler, kısır gelin olarak adeta suçlanır ve aşağılanırlardı. Bu sebepten dolayı, kısır kelimesine bir yiyecek adı olarak sonradan alıştık ama ilk zamanlarda gerçekten tuhaf bir durumdu.




Kısırla ilk tanıştığımız yıllarda, İstanbul'un Avrupa yakasında, dar gelirli memur ve işçi ailelerinin yoğunlukta olduğu tarihi bir semtte yaşıyorduk. Demokrat Partinin iktidara geldiği 1950 yılından başlayarak, değişen dünya ve ülke şartları paralelinde 60'lı yıllarda daha da artan Anadolu'dan büyük şehirlere göçlerin neticesinde önce yavaş, daha sonra hızlanarak yanımızda yöremizde değişik giyimli, şiveleri farklı komşularımız peydah oldu. İlk başlardaki çekingenlik daha sonraları kuvvetli komşuluklara dönüştü ise de memleketlilerinin ve tabii ki akrabalarının çoğalması ile bir kaç istisna haricinde bizlerle olan komşuluk ilişkileri zayıfladı.

19 Mart 2013 Salı

İŞSİZLİK ZOR ZENAAT...

Bir süredir değişik kanallardan öğrendiğime göre memleketimizdeki işsizlik oranı yüzde 11.8 ile 2010'dan beri en yüksek seviyesine yükselmiş durumda. İşsizlik, diğer tüm ülkelerde olduğu gibi memleketimiz için de ciddi bir sorun. İşsizlikle mücadelede en ufak bir zafiyet, işsiz sayısının yükselmesine neden oluyor. İşsizlik, bence bir insanın uğrayabileceği en büyük haksızlık. İnsan onuruyla bağdaşmayan bir durum. İnsanlar için çalışma hakkı diye yasal bir hak varsa, işsizlik de bu hakkın ihlali anlamına gelir. 



Çalışma hakkı elinden alınmış bir insan için işsizliğin istatistiki rakamlarla açıklanması acıtıcı bir durumdur. İşsizlik çok düşük bir oranda seyretse bile oran binde bir bile olsa neticede o bir kişi işsizdir ve bu durum o kişi için hiç de olumlu bir şey değildir. İşsiz bir babanın çocuklarına ve çalışıyor ise evinin iaşesini tek başına temin eden karısına karşı duyduğu eziklik ve çaresizlik bireysel bir durumdur. 

16 Mart 2013 Cumartesi

KUMRULAR...Sardunyalarımı Feda Edemem!!!

Mutfak balkonu demirlerinde asılı saksılıkta uzunca bir saksının içinde bir kaç kök sardunyam var. İlkbaharın müjdecileri cemreler düşmeye başlayınca kışın don tehlikesine karşı naylon poşetle korumaya aldığım sardunyaların toprağını tazeledim kabarttım suyunu verdim. Aylardır havasız susuz kalan sardunyalar bol hava alıp, suya doyunca hiç vakit kaybetmeden yemyeşil taze yapraklarla donandılar. Kısa bir süre sonra da yaprakların arasından tomurcukları boy gösterdi. Anlayacağınız, balkonumuza bahar geldi.


Günlerden bir gün sardunyaların yaprakları arasında irice bir kumrunun yattığını gördüm. Telaşla cama yaklaştığımda havalanıverdi. Kumrucuk biraz topluca olduğu için yapraklar ezilmiş ve yırtılmıştı. Mevsim bahar, çiçekler tomurcuklanıyor da kumrular boş duracak değiller ya! Anlaşılan, kuluçkaya yatacak dişi kumru uygun bir yuva arayışında ve bizim saksıda karar kılmış. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...