İstanbul'da doğup büyüdüğüm semtte arabası olan aile çok nadirdi. Bizim de arabamız yoktu. Arabamızın olmaması bir yana böyle bir hayalimizin olduğunu da hatırlamıyorum. Çocuklar okullarına -her mahallede mevcut olan ilkokul ve ortaokula- yürüyerek giderlerdi. Ancak, orta okuldan sonrası biraz zordu. Zira, o yıllarda her semtte lise olmadığı gibi İstanbul'da lise sayısı da çok azdı. Lise eğitimi için gidebileceğimiz okul, ikâmetgâh adresimize göre Milli Eğitim Müdürlüğünce belirleniyordu.
O güne kadar mahallemden dışarıya yalnız başıma adımımı atmış değildim ama semtimizden çok uzakta, şehrin diğer bir ucundaki lisede okuyacaktım. İlk heyecanla evvela önemsemediğim bu duruma aslında hiç alışamadım. İETT'nin sadece sabahları İstanbul Üniversitesi'nin öğrencileri için tahsis ettiği Öğrenci Otobüsü ile Beyazıt Meydanına kadar geliyor, oradan da mahalleden diğer bir kaç öğrenci ile yürüyerek son zilde arka kapının kapanmasına yakın zor bela okula ulaşıyorduk. O yıllarda öğrenciler ve çalışanlar için servis otobüsleri henüz bilinmiyordu.
