Mağazanın genç elemanı elindeki sürahiyi ışığa tutmuş evirip çeviriyor, arkası dönük,
- Siz bunun içine su koymuşsunuz, dedi.
Hayret!!! bi'çırpıda anladı...
- Elbette içine su koydum, hem de bilerek ve taammüden! Çünkü, bu bir sürahi ve içine su konur, dedim ve devam ettim.
-Nedense bunun sürahi olduğunu bir ben biliyorum. Sürahi de sürahi olduğunu bilmiyor. Bardağa su doldururken boğazından su damlacıkları aşağı doğru süzülüyor, diye sözlerime devam ederken, havadaki gerginliği dağıtmak için de "Bu sürahi ağlıyor", dedim.
Sabah saat 10.30 sularında girdiğim mağazada benim gibi bir kaç hanım müşteri daha vardı. Mutfak eşyalarının durduğu raflar arasında dolaşıp ürünlere bakınıyorlardı. Mağaza, sinema salonları da mevcut olan semtimizin AVM' sinde. Genellikle hanımlar hem alışverişimizi yapıyor, hem beğendiğimiz bir filmi ilk matinelerinde hesaplı bir fiyata seyrediyoruz, hem de bir şeyler yiyip- içerek sohbet etme imkanı buluyoruz. Bu nedenle, belki de alışveriş için sabahın körü sayılabilecek bir saatte dükkanda işler yoğundu.
