Bir acayip memlekette yaşıyoruz vesselâm! Aslında çok defalar yeri geldi de bana düşmez diye yazmaktan imtina ettim. Anlatmaya çalıştığım, bir vakitler var iken birden ortadan kaybolup, yıllar sonra tekrar ortaya çıkan sanatçılarımız hakkında. Anlayacağınız, hepimizin malumu olan bir hadisenin dile getirilişi, diğer bir deyişle malumun ilanı.
Bu konuda beni düşünmeye sevkeden ilk olay, yıllar önce rahmetli Neşet Ertaş'ın şöhretinin doruklarında olduğu, konserlerinin haber olduğu son yıllarında Nil Karaibrahimgil'in, Neşet Ertaş'ı tanımıyorum demesiydi. Genç sanatçı büyük tepkiler almıştı ama aslında tanımaması onun suçu değildi. Diğer insanların cesaret edemediğini yapmış ve gayet açık yüreklilikle bunu ifade edebilmişti. Hatta, rahmetli de bu durumu yadırgamamış ve genç sanatçıya hak vermişti.
Neşet Ertaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Neşet Ertaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Eylül 2013 Pazar
27 Eylül 2012 Perşembe
NEŞET ERTAŞ...Ah! Yalan Dünyada, Yalan Dünyada
Rahmetli Neşet Ertaş'ı dinliyorum, "Ah Yalan Dünyada, yalan dünyada. Yalandan yüzüme gülen dünyada" diye öyle içten gönülden söylüyor, öyle bir yaşanmışlık var ki sesinde, insanın içinden bir isyan dalgası yükseliyor. Gayri ihtiyari düşünüyorum, babası rahmetli Muharrem Ertaş'tan bu dünyanın yalan olduğunu dinlememiş miydi?
Dünyanın yalan olduğunu, her nesil yeniden yeni baştan öğrenmek zorunda mıyız? Hepimizin her yaşta, her defasında gençlikte yaşlılıkta yeniden öğrenmesi mi gerekiyor bu gerçeği. Öğrenmek için illâ çile çekmek mi lâzım! Madem ki dünyanın yalan olduğunu öğrenmek için acılar çekilecek niçin bu okullar, bu kitaplar, bu ilim, bu bilgiler!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

