İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2014 Çarşamba

LEYLA'NIN EVİ... ZÜLFÜ LİVANELİ...

Her yıl olduğu gibi bu yıl da adetim olduğu üzre, yazlığa giderken yeni kitaplar satın almanın zamanı geldi. Uzun yaz günlerinde, evin serin bir köşesinde dinlenmeye çekildiğim saatlerde kitap okumak en sevdiğim şey. Eski yıllarda, deniz kenarında kumda okumak için kitap seçerdim. Böyle olunca, az sayfalı, eğlenceli veya en azından beni derin düşüncelere sevketmeyecek kitaplara yönelirdim. O günlerden kalma abuk-sabuk bir kaç kitap hâlâ durur.


Bu yıl, bildiğim tanıdığım yazarlardan seçtiğim kitapların yanısıra kalemini hiç bilmediğim ama merak ettiğim yabancı birkaç yazarı da listeme ekledim. Eskiden yazlığa göç hazırlığından fırsat bulamadığım için son güne kaldığı olurdu bu kitap alış verişlerimin. Ama artık öylemi ya! Evimde, bilgisayarımın başında kitaplarımı seçtim, sepete attım ve siparişimi verdim. İki gün sonra kitap paketi elimdeydi.

25 Ocak 2014 Cumartesi

ŞEHİR...KALDIRIMLAR...ÇEVREMİZ!!!

İstanbul'da hayat korkunç bir hızla akıp, gidiyor. Hızla akan zaman ile birlikte İstanbul'da dönüşüyor, değişiyor. Sokağa her çıkışımda mutlaka bir şeylere şaşırıyorum. Geçen gün yaya kaldırımında yürürken farklı duygular yaşadığımı hissettim. Yürürken başım ve bedenim daha bir dik ve adımlarımı daha bir güvenli atıyordum. Bu durumun epey bir süredir devam ettiğini de hatırladım. "Enteresan!" dedim, kendi kendime. 




Son zamanlarda bana bir hal oldu; kaldırımda yürürken kendini beğenmiş gibi bir haller, etrafa yukarıdan bakmalar, bulutların üzerinde yürüyormuş gibi hissetmeler. Hiç hayra yormadım! ama kendi hayatımda ne olmuş, olabilir ki; bilinç altına süpürüp, kendimden bile sakladığım. Hangi mutluluğu yaşıyorum da benim haberim yok. 

23 Aralık 2013 Pazartesi

İSTANBUL'DA KAR YAĞIYORDU...

İstanbul'da iki gündür kar yağıyordu. Kahvaltı sofrasını pencere kenarındaki masaya hazırlamıştım. Çaydanlıkta demlenen çayın kokusu, kızarmış ekmek kokusuna karışmış, sabahın erken saati olduğu için evin içi serince ve dışarıda kar yağıyordu. Mis gibi demli çayla doldurduğum fincanları sofraya bırakırken gözüm bir an pencereden dışarıya gitti. Biraz evvel serpiştiren kar değişmiş lapa lapa yağıyordu. Kar taneleri iriydiler ama kuş tüyü gibi hafifçe uçuşarak ağır ağır hiç acele etmeden sessizce aşağıya iniyorlardı. 



Belki de güle oynaya düşüyorlardı. Ben sadece yağışın güzelliğine bakakaldım, büyülenmiş gibiydim. Kar taneleri o kadar yavaş düşüyorlardı ki; dışarı çıkıp, koşarsam onları yere düşmeden yakalayacağımı zannediyordum. Onlarsa yere düştüklerinde yok olacaklarını biliyorlarmış gibi bilhassa ağırlaşıp, salına salına, döne döne yere doğru düşerken hiç acele etmiyorlardı. Böyle ne kadar kaldım bilmiyorum. Daldığım rüyadan uyandığımda gökyüzünden düşen kar taneleri seyrekleşmeye başlamıştı.  

24 Ekim 2013 Perşembe

DÜN SABAH YOLDA GİDERKEN...Çok Komik Bir Şey Oldu!

Her zamanki yürüyüş güzergâhımda bir tempo tutturmuş gidiyorum. Kaldırım geniş, ben kaldırımın sağından yani caddeyle birleşen tarafından yürüyorum. Kaldırımın sol tarafına apartman ve dükkanların kapıları açılıyor. Bilhassa dükkan önlerinde belli bir yaya trafiği oluyor. Hele ki; bu dükkan, ürünlerini kapı önüne taşırmış bir market, bir baharatçı veya kaldırıma masa çıkarmış bir büfe ise. 



Yürüyüşün istenen etkiyi yapabilmesi için temponun değişmemesi lazım. Bir hızlı bir yavaş, yürüyüşün ciddiyetini bozduğu gibi moral etkisi de kalmıyor. Çünkü, başladığım tempoda yürüyemezsem yararı olmayacağına inanıyorum. Neyse, dediğim gibi dün sabah kaldırımda yürürken, karşımdan bana doğru gelen bir bisikletli belirdi. Bisikletli de öyle böyle değil, enine boyuna iri bir erkek ve bindiği bisikleti de kendine uygun, profesyonel olduğu belli büyükçe bir bisiklet. 

21 Nisan 2013 Pazar

SU MUHALLEBİSİ...İstanbul'un Muhallebicileri...

Eski İstanbul'da ev dışındaki sosyal hayatın mekânlarından biri de Muhallebici'lerdi. Muhallebinin rengiyle uyumlu ve temizliğin simgesi beyaz mermerli tahta masaların üzerini sildikten sonra siparişinizi alan garsonların seri servisleriyle saat kısıtlaması olmadan, günün her saatinde bir şeyler yeyip, içeceğiniz yerlerdi. Uzun bir alışveriş sonrası yorulmuş bedenleri ve sızlayan ayakları dinlendirmek için mutlaka yakındaki bir muhallebiciye girilirdi. Uzaktan bakışıp, birbirlerini beğenmiş gençlerin tanışıp, konuşmak için buluşacakları yer de yine bir muhallebici dükkanı olurdu. 



İstanbul'un her semtinde büyük-küçük çok muhallebici dükkanı vardı ama Kapalıçarşı'daki Çukur Muhallebicisi ile Beyoğlu'ndaki Saray Muhallebicisi meşhurdu. Bilhassa düğün alışverişi için tercih edilen giyim-kuşam, altın takı ve her türlü çeyizliğin satıldığı Kapalıçarşı'ya giden gelin ve damadın yakınlarından oluşan küçük grup, biraz da çekişmeli geçen yorucu alışveriş sonrasında mutlaka Çukur Muhallebicisinde damadın ikramı tatlılar ile yorgunluk atarlardı.

21 Eylül 2012 Cuma

ELLERİNİZE SAĞLIK! Kimler Yetiştirdi, Bağından-Dalından Kimler Topladıysa...

Günlük alış-verişimi yaptığım marketin sebze-meyve bölümünde ürün çeşidinin zenginliği dikkatimi çekti. Memleketimizin dört bir tarafından, hatta dünyanın bir çok yerinden gelmiş ürünler bir arada farklı renk ve kokuları, iştah açıcı görüntüleriyle tezgahlarda alıcılarını bekliyorlardı. Sıcak havanın etkisiyle hararet basan bünyemin ilaç gibi gördüğü meyvelerin hangisini veya hangilerini alacağıma karar vermekte gerçekten zorlandım. 



Yaz mevsimini geçirdiğimiz sahil kasabasında mevsim boyunca sebze ve meyveler bol ve ucuzdu ama mevsim sonu bağ-bostan bozulup ürünler bitince, salataya domates bulmak bile zorlaşıyor.

Halbuki, İstanbul öyle mi ya!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...