1 Şubat 2013 Cuma

YAZILARIM...Okunuyor mu ne!!!

Günlük alışveriş ve bazı resmi kurumlardaki işler için on dakikalık bir yürüyüşle vardığım caddeye geçmek için kullandığım yaya geçidinden bir yazımda çok önceden bahsetmiştim. Tahminen bir ay önce yine bir gün aynı yaya geçidinin başına geldim araçlar ve yayalar için aynı anda yanan yeşil ışığı bekliyorum. 



Araçlar için yeşil ışık yandı ve onlar her zaman ki gibi yola ok gibi fırladılar ama bize yani yayalara hâlâ kırmızı ışık yanıyor. Hayırdır inşaallah! araçlarla kavga kıyamet de olsa buradan geçiyorduk ama gel gör ki şimdi o geçişten bile yoksun kalmışız. Ne oldu! ışıklar mı bozuldu derken ne oldu dersiniz, biz yayalara yeşil ışık yandı ve araç geçişi durdu. 

Gözlerime inanamadım. Yazılarım okunuyor mu ne!

30 Ocak 2013 Çarşamba

AYVA REÇELİ... Meyve Yoğunluklu...

Sonbaharın başında anlaşılmıştı bu kış ayvanın bol olacağı, buna bağlı olarak da kışın sert geçeceği. Sert geçecek kışı beklemeye başladım. Avrupa, bembeyaz karlar altında, doğu illerimiz zaten kışa uzun zamandır teslim olmuş. Biz ise İstanbul'da yazdan kalan güneşli günler yaşadık. Bu hafta sonu kar Trakya'dan giriş yaptı da İstanbul biraz soğudu ama kar yine yok. Havada kar kokusu da yok. 



Karlı-buzlu soğuk havaları sevdiğimi zannetmeyin. Benim derdim yağan karın seyrine durmak değil. Kış soğuğu zaten sevilesi bir şey değil. Benim derdim, ne olacaksa olsun, kış kışlığını yapsın ve gitsin. Bütün istediğim bu. 

28 Ocak 2013 Pazartesi

ŞADIRVAN'da Islak Çıplak Ayaklar...

Her müslüman gibi çocukluk yıllarımdan beri çeşitli vesilelerle bir çok camii ziyaret etmişliğim vardır. Küçük bir çocukken bilhassa Ramazan aylarında mahallemizin camiinde zamanın ünlü vaizlerinin vaazlarını dinler, geceleri de Teravih namazı için koşa koşa gider annemle birlikte kadınlar mahfilindeki yerimizi alırdık. Ayrıca, ailedeki diğer büyüklerle beraber İstanbul'un Selâtin camilerini dolaşırdık. Ramazan boyunca mümkün olduğu kadar çok camide teravih namazı kılmak adettendi ve bence güzel bir gelenekti. 



Katıldığım cenazeler vesilesiyle de İstanbul'un çeşitli camilerinin avlularında bulundum. Bahsetmeden geçemeyeceğim, çocukluğumda eski adetlere göre kadın kısmı cenaze törenine katılmazdı. Kadınlar cenaze evinde kabristandan dönüp, gelecek erkekler için sofra hazırlar ve ölenin ruhu için helva kavururlardı. Mahalledeki bir camide cenaze namazı kılındıktan sonra mezarlığa gitmeden evvel cenaze evinin önünde bir ufak tören daha yapılır, evde bekleyen kadınlardan ve komşularından helallik alınırdı. Bu sırada, ölenin yakınlarının feryatlarına da yürek dayanmazdı.

26 Ocak 2013 Cumartesi

SAAT YARIM! Eskiyle Yeni...Birlikte Güzel...

Sabah saatlerinde bir banka şubesinde, elimizde sıra numarası oturmuş bekliyoruz. Bir kadın, içeri girmeden şubenin kapısından başını uzatarak telaşlı bir sesle bankodaki memurlara doğru seslendi. 
-Öğle tatiliniz saat kaçta başlıyor?
Çalışma saatleri banka şubelerinin kapılarında mutlaka yazılıdır ama memleketimizde okuma-yazma oranının düşük oluşu ve özel bankanın mudi'ye -mecburi- olan saygısından dolayı kapıya yakın memur,
-Öğle tatili, saat onikibuçuk da başlıyor! diye cevap verdi.




Epey bir süredir ve pek çok yerde defalarca şahit olduğum gibi saat 12.30, uzun zamandır onikibuçuk -12,5- olarak söyleniyor. Bize ilkokulda belletilen, saat 12.30'u gösterdiği zaman, saat- Yarım- dır. Dijital saatlerde yazdığı gibi 12.30 da denilebilir belki ama 12,5 (onikibuçuk) olarak söylendiği zaman bana hiçbir şey ifade etmiyor. 

22 Ocak 2013 Salı

PANCAR TURŞUSU...Kış Boyunca...

Geçtiğimiz hafta karlı günlerin sonunda günlük alışveriş için erken saatlerde sokaktaydım. Hava açık gök masmaviydi ama soğuk yerindeydi. Apartmanın bahçesindeki ağacın dallarından sarkan incecik buzları görünce, çocukluğumda saçaklardan sarkan kol kalınlığındaki buzları hatırladım. Onların yanında bunların esamesi bile okunmaz ama bulduğuyla yetinmeyi bilen bir neslin -ahvadı- olarak coşkun bir sevinçle hemen fotoğrafladım. Bugün hâlâ saçak altından yürümeye çekinirim. 



Hava soğuktu ama güneş ışıklarının vurduğu kaldırım boyunca yürürken sanki bahar gelmiş gibiydi. Yüzümü güneşe doğru kaldırdım ve bir an gözlerimi kapattım, gözlerimi açtığımda cadde boyunca tüm evler ve bahçeler pırıl pırıl parlıyordu. Güneş, bir büyü gibi saldığı ışıklarıyla tüm caddeyi adeta yıkamıştı. Sadece cadde ve evler değil insanlar da farklıydı sanki. Marketin önünde yeni indirilmiş meyve sebze sandıklarındaki ürünleri kızlı-erkekli genç elemanlar, gülüşüp konuşarak tezgahlara yerleştiriyorlardı. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...