19 Eylül 2015 Cumartesi

ŞEFTALİ REÇELİ...Lokum Kıvamında...

Pazar alışverişlerinde kendime bir türlü dur diyemem. Tezgahlar öylesine zevkli düzenlenmiş, öylesine rengarenk oluyor ki bir-iki çeşit alıp gitmek çok zor. Marketin manav reyonunda tezgahlara göz gezdirirken bunları düşünüyordum. Kara üzümler kasalarında yan gelmiş yatıyorlardı. Kimbilir nerelerden, kaç saatlik yollardan geldiler ama taze oldukları yeşil saplarından belliydi. Bağdan topluyormuş gibi büyük salkımlardan seçtim iki kiloya yakın geldi.


Üzümü aldım, gözüm hâlâ tezgahlarda gezinmeye devam ediyor. Kara incirler plastik kaplarda alıcılarını bekliyorlardı ama beklemekten helak olmuş gibiydiler, onları geçtim. Tezgahın büyükçe bir kısmına şeftalileri dökmüşler. Ne de çok severim şeftaliyi. Satıcı çocuk akıllı, anladı benim zaafımı şeftaliyi övüyor. Fiyatı da uygun. Seçeyim bari dedim aldım elime naylon poşeti. Dayanıklı olsun diye sertçe olanları seçtim.

16 Eylül 2015 Çarşamba

MODERN AİLE...Feminizm...Kültür Erozyonu...

Bir zamanlar, bekarlığında baba evinde, evlendikten sonra koca evinde nesilden nesile aktarılan bilgilerle kadınlık ve annelik görevlerini hakkıyla yerine getiren kadınlar genellikle kayınpederin evine yani kocasının büyüdüğü baba ocağına gelin giderdi. Gelin ismi de buradan geliyor. Aileye gelen manasına. Yeni evinde kayınvalidesi ve kayınpederi ile hatta daha da fazlası kocasının bekar kardeşleri de dahil geniş bir aile olarak aynı evi paylaşırlardı. Gelinin aileye kattığı torunlarla da aynı çatı altında bir kaç nesil birden yaşardı.


Sonra tüm dünyayı etkisi altına alan feminizm akımı ile kadınlarımız Duygu Asena'nın 1987 yılında yayımlanan KADININ ADI YOK isimli kitabını okumaya başladılar. Bu kitapla beraber feminizm hareketi yazılı ve görsel medyada tartışılmaya başlandı. Kadınların ekonomik, toplumsal ve cinsel baskılardan kurtulmasını amaçlayan bu düşünce akımı kadınların ezberini bozdu. Feminizm akımının etkisiyle kadınlar konumlarını irdelemeye başladılar ve mevcut yaşantılarından rahatsızlık duydular.

5 Eylül 2015 Cumartesi

BİR EVLENME TEKLİFİ...Sütten Ağzı Yanan Yoğurdu Üfleyerek Yer

-Dün akşam paydos ziline yarım saat kala memurlar masalarını toparlarken ben de ertesi günün işlerini inceliyordum ki; gençten bir bey -Siz nasıl böyle bir talimat verirsiniz, akşam akşam olacak şey mi bu! diye sinirden kanı çekilmiş, suratı bembeyaz bir şekilde elindeki kağıdı sallayarak, aralık kapıdan bir hışımla odama girdi. Girmesiyle birlikte karşımda durması bir oldu. Ve göz göze geldiğimiz anda yüzü kıpkırmızı kesildi. Zannederim yetkili kişi olarak bir kadın beklemiyordu. 



-Elinde tuttuğu kağıdı okumaya çalıştı ama eli-ayağı sinirden hala titrediği için okumaktan vazgeçip bana doğru uzattı. Matbu kağıdı tanımıştım zaten. 
-Evet bu kağıt bize ait. Bu talimat bizden gitti ama muhatabımız siz misiniz bilmiyorum. Kayıtlara bakmam lazım, dedim. 
-Tahmin ettiğim gibi metruk bir binaya ait fesih işlemini teknik servisimiz faaliyetteki bir mekana uygulamaya çalışmış. Gelenlere derdini anlatamayan şahıs da hakkını aramaya bize gelmiş. 

28 Ağustos 2015 Cuma

İNSANLIKTAN UZAKTA...

Sinemanın bulunduğu AVM binasına girdiğimde film başlamak üzereydi. 14.15 matinesine bilet almak için girdiğim kuyrukta kararsız müşteriler yüzünden sıra bana geldiğinde film başlamıştı bile. Aksi gibi filmi izleyeceğim salon ikinci katta, arka koridorlardan birindeymiş. Film başlamış, salon zifiri karanlıktı. Oturmadan önce salona hızlıca bir göz gezdirdiğimde seyirci olarak en arka sırada iki genç kız gördüm. Yalnız olmadığımı anlayınca sevindim ve tüm dikkatimi vererek, filmi izlemeye koyuldum.


Görüntülerde tamamen taşlı toprakla kaplı dağların arasındaki genişçe bir düzlükte tek katlı enlemesine geniş bir bina görüyoruz. Burası tek derslikli bir ilkokul. Öğretmen okulun tek öğretmeni ve hizmetlisi. Dağ köylerinden gelen 10-15 kadar çeşitli yaşlardaki öğrencilerine Fransızca öğretiyor. Öğretmen okul binasında yalnız yaşıyor. Tedirgin davranışlarından ortamın pek de huzurlu olmadığını anlıyoruz. Bir gün ufukta bir atlı ve iple bağlanmış yaya iki kişi beliriyor. Filmin esas konusu da böylece başlamış oluyor.

15 Ağustos 2015 Cumartesi

EVDE YOĞURT MAYALA...Gerek Yok Sarıp, Sarmalamaya...

Çocukluğumda soframızdaki yoğurt Silivri'nin Kaymaklı Tepsi Yoğurdu idi. Kapımızın önünden geçen sokak satıcısından alınırdı. Daha sonraları da bakkal ve marketlerdeki çeşitlere göre değişiklik gösterdi. Bir zamanlar özel yapım cam kaselerde, bazen toprak, genellikle de plastik kaplarda ve de son zamanlarda da Kaymaklı Tava Yoğurdu alır olduk. 



Kış mevsiminde durum böyle de yaz gelip de biz tebdil-i mekan eyleyince bana bir haller oluyor. Sabahları yeni sağılmış, sıcağı üstünde mis gibi sütlerle gelen köylüleri görünce tenceremle süt almaya koşasım geliyor. Yaz evimizdeki ilk yıllarımızda komşularımızın sabahları köyden gelen sütçülerden sık sık en az beş kilo -sıvı ölçü birimi litre kullanılmıyor- süt aldıklarını görünce merak etmiş sormuştum. Meğer, evde yoğurt mayalarlarmış. Ben bunu duydum ya, durur muyum?
-Ben de yapacağım, dedim ve tüm bilgileri aldıktan sonra ilk yoğurdumu mayaladım. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...