Yazlıktan dönüşte sinema siftahını AYLA filmiyle yapacağımı düşünüyordum ama grip sebebiyle yatağa düşünce bu mümkün olamadı. Biraz iyileşip, ayaklanınca da Gülse Birsel'in filmi AİLE ARASINDA vizyona girdi. Böyle olunca, "neye niyet, neye kısmet" diyerek, aileden ufak bir grupla kadın kadına pazar günü Gülse Birsel'in filmini izlemeye gittik. Sinemaya yalnız gitmeye özen gösteren çok sinemasever olduğunu biliyorum. Ben de yanımda devamlı konuşan, soran veya eleştiri yapan kişilere tahammül edemem ama sinema çıkışında bir yerlerde oturup, filmin kritiğini yapmayı da çok severim.
Filmi beraber izlediğim grup da benim kafada olduğu için kendimizi filme verdik. Ancak bazı yerlerde, sevmediğim şeyi neredeyse kendim yapacaktım. Maalesef, bazı sahnelerde diyalogları duyamadım. Filmden mi yoksa sinemadan mı kaynaklandığını bilemediğim bir sebeple bazı sahnelerde sesler çok yüksek olduğu için diyaloglar birbirine karıştı. Kalemini ve esprilerini sevdiğim, dizilerinin müptelası olduğum Gülse Birsel'in ilk filminin tek karesini, tek repliğini kaçırmak istemediğim için bu durum ister istemez biraz rahatsız etti.
hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Aralık 2017 Perşembe
AİLE ARASINDA...Gülse Birsel...
Etiketler:
Aile Arasında,
Dünya,
film,
Gülse Birsel,
Havadan sudan,
Hayat,
hikaye,
insan,
komedi,
matine,
Necati Akpınar,
Ozan Açıktan,
Rabia Serteli,
sinema,
Sinema Keyfi,
yaşam
5 Eylül 2015 Cumartesi
BİR EVLENME TEKLİFİ...Sütten Ağzı Yanan Yoğurdu Üfleyerek Yer
-Dün akşam paydos ziline yarım saat kala memurlar masalarını toparlarken ben de ertesi günün işlerini inceliyordum ki; gençten bir bey -Siz nasıl böyle bir talimat verirsiniz, akşam akşam olacak şey mi bu! diye sinirden kanı çekilmiş, suratı bembeyaz bir şekilde elindeki kağıdı sallayarak, aralık kapıdan bir hışımla odama girdi. Girmesiyle birlikte karşımda durması bir oldu. Ve göz göze geldiğimiz anda yüzü kıpkırmızı kesildi. Zannederim yetkili kişi olarak bir kadın beklemiyordu.
-Elinde tuttuğu kağıdı okumaya çalıştı ama eli-ayağı sinirden hala titrediği için okumaktan vazgeçip bana doğru uzattı. Matbu kağıdı tanımıştım zaten.
-Evet bu kağıt bize ait. Bu talimat bizden gitti ama muhatabımız siz misiniz bilmiyorum. Kayıtlara bakmam lazım, dedim.
-Tahmin ettiğim gibi metruk bir binaya ait fesih işlemini teknik servisimiz faaliyetteki bir mekana uygulamaya çalışmış. Gelenlere derdini anlatamayan şahıs da hakkını aramaya bize gelmiş.
-Elinde tuttuğu kağıdı okumaya çalıştı ama eli-ayağı sinirden hala titrediği için okumaktan vazgeçip bana doğru uzattı. Matbu kağıdı tanımıştım zaten.
-Evet bu kağıt bize ait. Bu talimat bizden gitti ama muhatabımız siz misiniz bilmiyorum. Kayıtlara bakmam lazım, dedim.
-Tahmin ettiğim gibi metruk bir binaya ait fesih işlemini teknik servisimiz faaliyetteki bir mekana uygulamaya çalışmış. Gelenlere derdini anlatamayan şahıs da hakkını aramaya bize gelmiş.
Etiketler:
arkadaş,
blogger,
Evlenme teklifi,
Havadan sudan,
Hayat,
Hayata Dair,
hikaye,
insan,
iş hayatı,
Rabia Serteli,
sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer,
yaşam
19 Kasım 2013 Salı
SAİT FAİK ABASIYANIK...
Türk Hikâyecilerinden bahis açıldığı zaman aklıma ilk geliveren isim Sait Faik Abasıyanık'tır. Okumak için edebi tür olarak Roman'ı tercih ettiğim için hikâyecilerin peşine düşmüşlüğüm pek yoktur ama Sait Faik, her ne hal ve her nasılsa beynimin ince kıvrımlarında, gönlümün gizli köşelerinde kendisine yer tutmuş bir yazarımız. Öylesine tutmuş ki; bir kaç yıl evvel, bir gün durduk yere aklıma gelip, dilime dolanan "hişt hişt" seslerinin geçtiği hikâyesinin peşine az düşmedim.
Sorduğum okur/yazarlar da bilememişlerdi de hep beraber internetin dibini bucağını aramış yine de bulamamıştık. Yıllar sonra bir gün bir e-mail ile müjdeyi aldım. Hişt, Hişt başlıklı hikâyenin izine internette rastlanmıştı. Ne hikmetse, şimdi bir tane bile Hişt kelimesini yazsam, Google birader hemen Sait Faik'i buluveriyor. O günlerde bana garezi neymiş hâlâ sırrını çözemedim.
Sorduğum okur/yazarlar da bilememişlerdi de hep beraber internetin dibini bucağını aramış yine de bulamamıştık. Yıllar sonra bir gün bir e-mail ile müjdeyi aldım. Hişt, Hişt başlıklı hikâyenin izine internette rastlanmıştı. Ne hikmetse, şimdi bir tane bile Hişt kelimesini yazsam, Google birader hemen Sait Faik'i buluveriyor. O günlerde bana garezi neymiş hâlâ sırrını çözemedim.
15 Şubat 2013 Cuma
UZUN HİKAYE...Bir Uzun Hikaye...
Bu kış başında çokça sözü edilen filmlerden biri de Osman Sınav'ın çektiği Uzun Hikaye idi. Her zaman romanı filme tercih etmiş biri olarak kitabı okumak ve bu sayede Mustafa Kutlu'nun kalemini tanımak istedim. Filmi görmeye de gidemedim zaten. Kitap, az sayfalı kısa bir roman ama ismi gibi uzun hikaye de diyebiliriz. Kitap bir solukta okunacak akıcılıkta ve kısalıkta.
Bulgar göçmeni, kimi kimsesi kalmamış, az buçuk mürekkep yalamış, hakkını aradığı için adı sosyalist'e çıkmış Ali'nin, sevdiği Münire'yi ailesinin rızası olmadığı için kaçırarak evlenmesi ve kızın ağabeylerinin takibinden kurtulmak için de devamlı yer değiştirerek kasaba kasaba dolaşmalarının anlatıldığı bir aile hikayesi.
Bulgar göçmeni, kimi kimsesi kalmamış, az buçuk mürekkep yalamış, hakkını aradığı için adı sosyalist'e çıkmış Ali'nin, sevdiği Münire'yi ailesinin rızası olmadığı için kaçırarak evlenmesi ve kızın ağabeylerinin takibinden kurtulmak için de devamlı yer değiştirerek kasaba kasaba dolaşmalarının anlatıldığı bir aile hikayesi.
10 Ocak 2013 Perşembe
YEDİ KAPILI KIRK ODA... Murathan Mungan
Oturduğum döner sandalyeyi döndürüp baktığımda bir kaç adım ötede duran çocuğun yüzünde geniş bir gülümseme ile bana baktığını gördüm. Ağzını açıp, kapatıyor ve ben ne dediğini anlamıyordum. Uykudan uyanmış gibiydim. Bir elini uzatarak işaret ettiği yöne doğru baktığımda anladım ki; ben kuaför salonundayım ve berber çırağı saçlarımdaki boyayı yıkamak için beni yıkama mahalline davet ediyor.
-Buyrun yıkayalım, dedi.
Güleç yüzlü genç çocuğa karşı mahcubiyet hissettim. Kaç kere seslendin diye sordum. Gülümsemeye devam ederken suç işlemiş gibi boynu bükük, hafifçe
-Üç kere, dedi.
Elimdeki kitabın ayracını yerleştirdikten sonra kapatıp aynanın önündeki mermer tırnağın üzerine bıraktım ve yıkama mahalline çıkan basamaklara yöneldim.
-Buyrun yıkayalım, dedi.
Güleç yüzlü genç çocuğa karşı mahcubiyet hissettim. Kaç kere seslendin diye sordum. Gülümsemeye devam ederken suç işlemiş gibi boynu bükük, hafifçe
-Üç kere, dedi.
Elimdeki kitabın ayracını yerleştirdikten sonra kapatıp aynanın önündeki mermer tırnağın üzerine bıraktım ve yıkama mahalline çıkan basamaklara yöneldim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

