Tek kapılı bir buzdolabı düşünün, UED 5170 DT A++ görünüm olarak buna benziyor. İçinde 5 tane şeffaf plastikten sepet var. Bu tasarım oldukça kullanışlı, çünkü içine koyduğunuz besinler daha derli toplu duruyor. Sepetler şeffaf olduğu için, dışarıdan baktığınızda bile içinde ne olduğunu görebiliyorsunuz. Dış kapağı rahatça açılıyor, bazı buzdolaplarında olduğu gibi kapakla güreşmeniz gerekmiyor! Buna rağmen mükemmel bir yalıtımı var. O kadar ki, elektrik kesilse bile derin dondurucu içindekiler 15 saat boyunca çözülmeden durabiliyor. Sık sık elektrik kesilen bir yerde yaşıyorsanız, en çok bu özelliğini beğeneceksiniz.
6 Mayıs 2017 Cumartesi
Buzdolabının Yanına En Çok Yakışan Derin Dondurucu
Derin dondurucunun buzdolabının yanında durması gerektiğine inananlardanım. Hem pratik oluyor hem de birinden çıkardığını diğerine koyabiliyorsun. İşin estetik tarafı da var, dik ve dikdörtgen bir buzdolabının yanına, aynı şekle sahip bir derin dondurucu gerekiyor! Uğur Soğutma’nın UED 5170 DT A++ isimli modelini bu nedenle beğendim: Aynı bir buzdolabına benziyor.

Tek kapılı bir buzdolabı düşünün, UED 5170 DT A++ görünüm olarak buna benziyor. İçinde 5 tane şeffaf plastikten sepet var. Bu tasarım oldukça kullanışlı, çünkü içine koyduğunuz besinler daha derli toplu duruyor. Sepetler şeffaf olduğu için, dışarıdan baktığınızda bile içinde ne olduğunu görebiliyorsunuz. Dış kapağı rahatça açılıyor, bazı buzdolaplarında olduğu gibi kapakla güreşmeniz gerekmiyor! Buna rağmen mükemmel bir yalıtımı var. O kadar ki, elektrik kesilse bile derin dondurucu içindekiler 15 saat boyunca çözülmeden durabiliyor. Sık sık elektrik kesilen bir yerde yaşıyorsanız, en çok bu özelliğini beğeneceksiniz.
Tek kapılı bir buzdolabı düşünün, UED 5170 DT A++ görünüm olarak buna benziyor. İçinde 5 tane şeffaf plastikten sepet var. Bu tasarım oldukça kullanışlı, çünkü içine koyduğunuz besinler daha derli toplu duruyor. Sepetler şeffaf olduğu için, dışarıdan baktığınızda bile içinde ne olduğunu görebiliyorsunuz. Dış kapağı rahatça açılıyor, bazı buzdolaplarında olduğu gibi kapakla güreşmeniz gerekmiyor! Buna rağmen mükemmel bir yalıtımı var. O kadar ki, elektrik kesilse bile derin dondurucu içindekiler 15 saat boyunca çözülmeden durabiliyor. Sık sık elektrik kesilen bir yerde yaşıyorsanız, en çok bu özelliğini beğeneceksiniz.
1 Mayıs 2017 Pazartesi
ATATÜRK'ÜN EN SEVDİĞİ YEMEK...Etsiz Kuru Fasulye-Pilav...
Facebook'da "Mustafa Kemal Atatürk İle İlgili Az Bilinenler" başlıklı bir yazı paylaşıldı. Daha önce okuduğum bir yazıydı ama unuttuklarım vardır diye yeniden okudum. Verilen bilgilerin hepsi ayrı ayrı değerliydi. İçlerinde en çok, Atatürk'ün sevdiği yemeğin "Etsiz Kuru Fasulye ve Pilav" olması hoşuma gitti. Takipçilerim bilirler babamın Kuru Fasulye sevgisini ve biz çocuklarına Kuru Fasulyeyi sevdirme çabasını. Rahmetli babam her gün yese bıkmayacak kadar sevdiği kuru fasulye yemeğine sofrada bize "En birinci yemek kuru fasulye" diye tezahürat yaptırırdı.
Kurtuluş Savaşı Başkomutanı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün adını olur olmaz yerde, olur olmaz şekilde, gerekli-gereksiz kullanmak, başkalarıyla kıyaslamak gayretkeşliği içerisinde değilim, hiç de olmadım. Atatürk'ü önce evimizde, daha sonra ilk okuldan başlayarak eğitim hayatımız boyunca öğrendik ve sevdik. Bu vatan topraklarında herkesin de aynı duyguları taşıdığını zannederek büyüdük. Daha sonraki yıllarda, dünyadaki çeşitli ideolojilerin etkisinde kalan gençler Atatürk hakkında hadlerini aşan laflar ettiler. Güneş balçıkla sıvanmaz dedik ve bizim yüreğimizdeki Atatürk sevgisi hiç eksilmedi.
Kurtuluş Savaşı Başkomutanı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün adını olur olmaz yerde, olur olmaz şekilde, gerekli-gereksiz kullanmak, başkalarıyla kıyaslamak gayretkeşliği içerisinde değilim, hiç de olmadım. Atatürk'ü önce evimizde, daha sonra ilk okuldan başlayarak eğitim hayatımız boyunca öğrendik ve sevdik. Bu vatan topraklarında herkesin de aynı duyguları taşıdığını zannederek büyüdük. Daha sonraki yıllarda, dünyadaki çeşitli ideolojilerin etkisinde kalan gençler Atatürk hakkında hadlerini aşan laflar ettiler. Güneş balçıkla sıvanmaz dedik ve bizim yüreğimizdeki Atatürk sevgisi hiç eksilmedi.
Etiketler:
Atatürk,
blogger,
Cumhuriyet,
etsiz,
Gazi Mustafa Kemal Atatürk,
Havadan sudan,
Hayat,
Kuru Fasulye,
memleket,
Mutfak Keyfi,
Rabia Serteli,
Türkiye,
vatan,
yaşam,
yemek
19 Nisan 2017 Çarşamba
VATANDAŞ...Karındaş...Vatan Kardeşliği...
Son seçimlerde oy kullandıktan sonra facebook'daki sayfamda duygularımı paylaşmış, vatandaşlık görevimi yerine getirdiğimi ve kısaca temennilerimi yazmıştım. Ancak, kendi yazdığıma kendim yabancı kalmıştım. Zira, vatandaş kelimesini günlük hayatımızda kullanmadığımızı, sadece seçim günlerinde hatırladığımızı farkettim. Halbuki, vatandaş olmanın derinlikli bir manası var. Sonuna aldığı "daş" ekiyle kardeş manasına gelen karın-daş gibi birleştirici ve aidiyet hissi taşıyan bir kelime. Burada haksızlık yapmak istemem, vatandaş kelimesini bir de seyyar satıcılar kullanırlardı eskiden. Gel vatandaş! diye bağırarak müşteri toplamaya çalışırken.
Kardeşi olmayan insanlara belki izah edemem ama kardeşi olanlar bilir. Kardeşlik, annenin kendi içinde büyüttüğü çocuğuyla arasındaki bağa benzeyen, aynı annede beslenip, büyümenin yarattığı bir sevgi bağı ile bağlanmaktır. Çocukları üzerinde anne babaların emekleri olduğu gibi kardeşlerin de birbirleri üzerinde emekleri vardır. İnsanlar aile kurup, kendi çocuklarını büyütürken kardeşleriyle olan bağlarında bir gevşeme hissedilse bile o bağ hiç bir zaman kopmaz.
Kardeşi olmayan insanlara belki izah edemem ama kardeşi olanlar bilir. Kardeşlik, annenin kendi içinde büyüttüğü çocuğuyla arasındaki bağa benzeyen, aynı annede beslenip, büyümenin yarattığı bir sevgi bağı ile bağlanmaktır. Çocukları üzerinde anne babaların emekleri olduğu gibi kardeşlerin de birbirleri üzerinde emekleri vardır. İnsanlar aile kurup, kendi çocuklarını büyütürken kardeşleriyle olan bağlarında bir gevşeme hissedilse bile o bağ hiç bir zaman kopmaz.
Etiketler:
Anadolu,
blogger,
Dünya,
halk,
Havadan sudan,
Hayat,
Hayata Dair,
insan,
kardeşlik,
karındaş,
memleket,
millet,
oy,
Rabia Serteli,
Referandum,
rey,
toplum,
vatan,
vatandaş,
yaşam
10 Nisan 2017 Pazartesi
KADINA BAKIŞ...Kadının Bakışı...
Bir arkadaşımla telefon sohbeti yapıyoruz. Daha doğrusu o anlatıyor, ben dinliyorum. Bir vesileyle iki kelam etmek için açtığım telefon uzadıkça uzadı. Tanımadığım bir arkadaşı ameliyat olmuş onu anlatıyor, ben de arada üzüldüğümü ah! vah! ederek ifade ediyorum. Gençlik günlerinden uzaklaştıkça sohbetlerimiz hastalık, ölüm haberleriyle karamsar, iç kapayıcı ve dertlendirici bir hale büründü. Nerede! o gençlik günleri, bir söyleyip bin güldüğümüz tasasız günler. Ne çabuk geçip, gittiler.
"Ben söyledim ameliyat sonrası bakım çok önemli, istirahatine dikkat et ama dinleyen kim." diye anlatan arkadaşım devam ediyor, "Ben ameliyatımın sonrasında çok dikkat etmiştim." Dinliyorum ama konu uzadıkça, bende yorgunluk alametleri başladı. Dikkatim dağıldı, aklım başka yerlere gidip, gidip geliyordu ki arkadaşımın bir sözü beni kendime getirdi. Vaktiyle geçirdiği ameliyat sonrasında taburcu olurken doktorunun tembihini anlatıyor. Beni o anlık dalgınlığımdan uyandıran da bu oldu. Doktor, "Kocanın kravatı yere düşerse almak için eğilme, ayağınla al" demiş.
"Ben söyledim ameliyat sonrası bakım çok önemli, istirahatine dikkat et ama dinleyen kim." diye anlatan arkadaşım devam ediyor, "Ben ameliyatımın sonrasında çok dikkat etmiştim." Dinliyorum ama konu uzadıkça, bende yorgunluk alametleri başladı. Dikkatim dağıldı, aklım başka yerlere gidip, gidip geliyordu ki arkadaşımın bir sözü beni kendime getirdi. Vaktiyle geçirdiği ameliyat sonrasında taburcu olurken doktorunun tembihini anlatıyor. Beni o anlık dalgınlığımdan uyandıran da bu oldu. Doktor, "Kocanın kravatı yere düşerse almak için eğilme, ayağınla al" demiş.
19 Mart 2017 Pazar
TARIK BUĞRA...Milli Mücadele...Küçük Ağa...
Eskide yaşanmış olayların çoğu hafızamızdan silinir gider de bazıları dün gibi hatırlanır. Evimizin bir dönem gazetesi olan Tercüman'ın köşe yazarlarından Tarık Buğra'nın veda yazısı gibi. Yazacağı bir kitap üzerinde çalıştığını, gazetenin sahibi Kemal Ilıcak'ın müsaadesiyle günlük yazılarına ara vereceğini bildiriyordu. Gazeteci olarak bildiğim Tarık Buğra'nın kitap yazacağını öğrenmek şaşırtmıştı ve bir o kadar da üzülmüştüm. Daha sonraları öğrenecektim ki; geçim derdi diye bir gerçek var ve bir çok yazar para kazanmak için farklı işlerde çalışmışlar. Kemal Ilıcak'a minnet duyarak, gazeteci-yazar için sevinmiş ve bir arkadaşıma da bu durumdan söz etmiştim.
Gel zaman git zaman, günlerden bir gün aynı arkadaşımla Beyoğlu'nda yürürken bir kitapçının vitrininde üzerinde Tarık Buğra'nın adı yazılı Küçük Ağa isimli bir kitap gördüm. Göğsüme bastırdığım kitap paketi ile dükkandan çıkarken arkadaşım hafif alaycı, şakacı bir tavırla kitabı işaret ederek, "yazara destek olmak için aldın değil mi?" gibi bir şeyler mırıldandı. Başımızda kavak yellerinin estiği, aşk romanları okuduğumuz o günlerde arkadaşım o kitabı okuyacağıma inanmıyordu ve haksız da sayılmazdı. O kitap benim için sadece, günlük yazılarını takip ettiğim yazarla son buluşma hatıramız gibiydi.
Etiketler:
Akşehir,
Havadan sudan,
Hayat,
insan,
İstanbul'lu Hoca,
Kemal Ilıcak,
kitap,
Kurtuluş Savaşı,
Küçük Ağa,
Milli Mücadele,
Okuma Keyfi,
ötüken,
Rabia Serteli,
roman,
Tarık Buğra,
Tercüman,
yaşam,
yazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

