11 Aralık 2013 Çarşamba

ELMALI KEK...Son Kalan İki Elma Olmak...

Mutfak masasının üzerindeki meyve tabağında iki elma gözüme ilişmeye görsün. Aklıma hemen elmalı kek pişirmek gelir. Elmaları, dilimlenmiş olarak kekin üzerinde hayal ederim. Anında da dolaptan yumurtaları çıkarırım, ısınsınlar diye. 



Meyve tabağı dolu olduğunda değil de tabakta 2-3 elma kaldığında bu hep böyle oluyor. Nedense, son kalan iki elmayı bir kek üzerinde değerlendirmek ben de bir tür alışkanlık haline geldi. 

7 Aralık 2013 Cumartesi

NEZAKET...Nazik ve İnce Davranış...Başkaları ve Biz...

Eskiden, çok eskiden bir kelime vardı dilimizde. Bu kelime, o kadar çok sevilir ve beğenilirdi ki; anneler babalar kız çocuklarına bu kelimeyi isim olarak verirlerdi de onlara öyle seslenirlerdi. Bu kelimenin manası çok önemliydi. Ailelerin kıymetli kızlarına bu ismi vermelerinin sebebi kızlarının kırmadan ve kırılmadan bir ömür boyu mutlu olmalarını arzu etmeleriydi. 



Bu gün ne bu kelime dilimizde, ne de bu kelimeden ismi olanlar çevremizde kaldı. Hatta bu kelimenin lügatımızda hâlâ var olup, olmadığından şüphe duyduğum için evdeki sözlükte kelimenin manasını aradım. Sözlüklerde kelime mevcuttu ama anlamı "Başkalarına karşı saygılı ve incelikle davranma, incelik, naziklik, zarafet" olan bu kelimenin sadece sözlüklerde kaldığı, onun dışında varlığının hissedilmediği de bir gerçek.

30 Kasım 2013 Cumartesi

Kış yolculuğuna hazırız!

Tchibo her hafta yenilenen temaları, modayı kaliteyle bütünleştiren ürünleri ve lezzetli kahveleriyle sevdiğimiz markalardan biri.



Bir Tchibo mağazasına girdiğinizde sizi karşılayan harika bir kahve kokusu duyuyorsunuz. Ürünlere bakmak için sabırsızlansanız bile kahve standının önünden güç bela ayrılıyor ve ürünlere doğru yöneliyorsunuz. Ürünlerin hemen hemen hepsi keyifli renklerde ve tarz ürünler. Üstelik hepsi birbirinden kaliteli ve dayanıklı. Tchibo ürünlerinin kalitesi, alanında uzman kişiler tarafından çok sıkı ve acımasız testlerden geçiyor ve sadece testi geçebilenler satışa sunuluyor.

26 Kasım 2013 Salı

AŞURE...

Çocukluğumda yılın belli bir gününde pişirilip, komşulara da dağıtılan, dini bir yönü olduğunu da hissettiğim ve çok severek yediğim bir tatlıydı, Aşure. Üzeri çeşitli çerezlerle süslendiği için bilhassa çocukların gözdesiydi. Ancak, bu güzel tatlıyı bir daha yemek için bir yıl beklememiz gerektiğini de bilirdik. Dini yönünü hissediyordum ama açıklayıcı bir bilgi verildiğini hatırlamıyorum. Tatlı'yı ye gerisine karışma, dürtüsüyle olsa gerek o yıllarda Aşure'nin manası üzerinde pek kafa yormamıştım.



Ta ki; bir yaz mevsiminde piknik yapmak üzere gittiğimiz Beykoz'un deniz manzaralı tepesinde ocaklar üzerinde kaynayan kocaman kara kazanları görünceye kadar. Yuşa Hazretlerinin türbesinin de bulunduğu piknik yerine vardığımız sabah saatlerinden itibaren yakılan ateşler üzerinde kara kazanlarda kaynatılan Aşure'yi gün boyunca hayır için dağıttılar. 

19 Kasım 2013 Salı

SAİT FAİK ABASIYANIK...

Türk Hikâyecilerinden bahis açıldığı zaman aklıma ilk geliveren isim Sait Faik Abasıyanık'tır. Okumak için edebi tür olarak Roman'ı tercih ettiğim için hikâyecilerin peşine düşmüşlüğüm pek yoktur ama Sait Faik, her ne hal ve her nasılsa beynimin ince kıvrımlarında, gönlümün gizli köşelerinde kendisine yer tutmuş bir yazarımız. Öylesine tutmuş ki; bir kaç yıl evvel, bir gün durduk yere aklıma gelip, dilime dolanan "hişt hişt" seslerinin geçtiği hikâyesinin peşine az düşmedim.


Sorduğum okur/yazarlar da bilememişlerdi de hep beraber internetin dibini bucağını aramış yine de bulamamıştık. Yıllar sonra bir gün bir e-mail ile müjdeyi aldım. Hişt, Hişt başlıklı hikâyenin izine internette rastlanmıştı. Ne hikmetse, şimdi bir tane bile Hişt kelimesini yazsam, Google birader hemen Sait Faik'i buluveriyor. O günlerde bana garezi neymiş hâlâ sırrını çözemedim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...