26 Kasım 2016 Cumartesi

HUMUS...Nohut...Ve Daha Fazlası...

Son yıllarda beslenmeyle ilgili hemen hemen her ürün için farkındalık yaratılıyor. Bildim bileli soframızda yer alan, yediğimiz-içtiğimiz gıdalarla ilgili gün geçmiyor ki yararlarını anlatan bir yazı karşıma çıkmasın. Bunlardan biri de nohut. Bizim soframızda nohut değişik şekillerde yeteri kadar yer alır. Rahmetli babamın tabiriyle "ağır makineli" Etli Nohut yemeği, yanında pilav ve karışık turşu ile soğuk kış günlerinin sevilen bir yemeğidir. Derin dondurucuda sakladığım haşlanmış nohutla da ihtiyaç halinde nefis Nohutlu Pilavlar pişiririm. Bazen de çay sofralarında değişik bir renk ve çeşni olarak kızarmış ekmek dilimlerine sürülmek üzere Humus hazırlarım.


Velhasılı biz nohutu seviyoruz ve yeteri kadar da tüketiyoruz. Ancak, bazı insanlar veya aileler nohut yemeklerini sevmiyor olabilir. Çünkü, nohutun sayılamayacak kadar çok faydasının yanı sıra bazı olumsuz yönleri de var. Mesela, bazı insanlarda aşırı tüketime bağlı olarak şişkinlik, gaz ve hazımsızlığa neden olabilmektedir. Aslında, dikkatli davranılırsa hiç bir sorun yaşanmaz. Şöyle ki; iki öğün üst üste değil de belli aralıklarla günde bir öğün tüketildiği takdirde nohutun içeriğindeki zengin protein, vitamin, mineral ve liflerinden mahrum kalmamış oluruz.

19 Kasım 2016 Cumartesi

BADEM AĞACI...Michelle Cohen Corasantı

Kitap okumayı seviyorum, kitap benim için bir ihtiyaç ama her önüme gelen kitabı da okumam. Kitap seçerken biraz titiz davranırım. Bazen, zevkimizin uyuştuğu bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine veya önemli bir edebiyat ödülü kazandığı için bazen de konusu itibariyle ilgi alanıma giren kitapları tercih ederim. Burada anlatacağım kitabı seçme sebebim belki bademi çok seviyor olmam olabilir ama esas neden Filistin-İsrail savaşında devamlı toprak kaybeden ve dünyadan tecrit edilmiş durumdaki Filistin'i bilip, anlama isteğiydi.


Çok ilgili olmasam da güncel siyasetten uzak kalmak mümkün değil. Uzak kalamıyoruz ama sadece haberlerde verilen bilgilerle olanları kavramak da mümkün değil. Eskiye dair benim bildiğim; bu günkü Filistin ve İsrail topraklarında vaktiyle Araplar, Yahudiler, Hristiyanlar beraber yaşarken 1800'lü yıllarda başlayan siyonizm hareketiyle ve gizli sürdürülen Yahudi göçlerinin sonucunda nüfusu da artan Yahudiler 1948 yılında İsrail devletini kurdular.

12 Kasım 2016 Cumartesi

YALANCI TAVUK GÖĞSÜ...Üzeri Kakao Soslu

Evde misafir ağırlamak adeti yavaş yavaş terkedilecek gibi görünüyor. Gençler yani çalışan kesim, iş hayatının yorucu temposu, ulaşım zorlukları ve zaman darlığı nedeniyle dışarıda buluşmaya başladılar. İleri yaşlardaki hanımlar da misafir ağırlama zahmetinden kurtulmak için paralı günlerini dışarıda bir mekanda yapıyorlar. Benim çevremde ise her şekilde görüşebiliyoruz. Kış aylarının soğuk günlerinde evlerde toplanmak hoşumuza gidiyor. Bahar aylarında ise açık havadan istifade etmek için deniz kenarında veya deniz manzaralı açık mekanlarda buluşuyoruz. Grubumuz küçükse şehir içinde nostalji gezileri yaptığımız da oluyor.


Hal böyleyken, rahmetli dayımın kızlarından küçüğü telefonla ziyaretime geleceğini bildirdi. Malûm, yakın zamanda annemizi kaybettiğimiz için taziye ziyaretleri tek-tük de olsa devam ediyor. Dayı kızı beni de düşünerek dışarıda buluşmayı teklif etti ise de taziye ziyareti olduğu için eve davet ettim. Aynı semtte büyüdüğümüz için ortak çok hatıramız vardır. Adeta kardeş gibi bir yakınlık hissederim. Geleceğini söyleyince çok sevindim. Başbaşa sohbetimiz de benim için mutluluktu ama bir kaç akraba daha davet ederek ziyareti daha da anlamlı hale getirmek istedim. Her şey istediğim gibi oldu. Çağırdıklarım davete icabet ettiler ve misafirime de çok hoş bir sürpriz oldu.

8 Kasım 2016 Salı

KURABİYE...Fındıklı...Mis Gibi Tereyağlı

Yıllardır ikindi çayının yanına hatta kahvenin yanına bile yakıştığını düşündüğüm elmalı, üzümlü, kakaolu çeşit çeşit kekler pişirdim. Pişirdiğim keklerin çoğunu da bu sayfalarda iftiharla paylaştım ama bu yıl kek pişirmeye biraz ara verdim. Blogger arkadaşlarımın kurabiye tariflerini okudukça, fotoğraflardaki ağız sulandıran kurabiyeleri gördükçe bana da kurabiye pişirme hevesi geldi. Kek hamuru çırpmaktansa kurabiye hamuru yoğurmayı tercih ettim. Böylece, uzun yıllardan sonra ilk pişirdiğim kurabiye Fındıklı Kurabiye oldu.


Fındıklı kurabiyenin hamurunda tarifine uygun olarak margarin yağı kullandım. Niyetim mis gibi tereyağlı kurabiye pişirmekti ama belki ağır olur diye son anda tereyağı fikrinden vazgeçtim. Kurabiyelerim hiç de fena olmadı. Ama yine de tereyağlı kurabiye pişirmek aklımdaydı ve sonucunu merak ediyordum. Hatta, sizlerle de paylaştığım Fındıklı Kurabiye...Atıştırmalık başlıklı yazımda tereyağlısını denersem sonuçtan bilgi vereceğime dair de söz vermiştim.

3 Kasım 2016 Perşembe

YÜZYILLIK YALNIZLIK...Gabriel Garcia Marquez

Her zaman olduğu gibi bu yıl da yazlığa giderken yanıma bir kaç kitap almıştım. Kitaplardan birini, Puslu Kıtalar Atlası'nı dayanamayıp hemen okumuş ve sıcağı sıcağına da sizlerle paylaşmıştım. İhsan Oktay Anar'ın bu eseri, benim için çok farklıydı. Çok kitap okuduğumu söyleyemem ama seçtiğim kitaplar, her zaman dünyanın çeşitli ülkelerine ait olmuştur. Sadece haritada yerini bildiğim veya turist olarak bulunmuş olduğum ülkeleri ve insanlarını kitaplar vasıtasıyla tanımayı severim.


Bu nedenle, değişik coğrafyalardaki birbirlerinden farklı ülkelere ait çok kitap okudum ama İhsan Oktay Anar'ın romanını okuduktan sonra yazara karşı duyduğum büyük hayranlığı ve saygıyı başka bir kitap ve yazarına karşı duyduğumu hatırlamıyordum. Bu duygu ve düşüncelerle elime aldığım diğer kitabım Gabriel Garcia Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık romanı benim için büyük bir sürpriz oldu. Zira, gerçeklikle olağanüstü olayların ustaca bir kurgu içinde okuyucuya verildiği bu kitap ve yazarına da aynı hayranlığı duydum.

15 Ekim 2016 Cumartesi

YAS GÜNLERİ...

Hepimiz ailemizle, akrabalarımız ve arkadaşlarımızla varız. Onlar yakınlıkları nisbetinde hayatımızda yer alıyorlar. Ömür boyu aynı evi paylaştıklarımız veya her vesileyle sık sık görüştüklerimiz olduğu gibi ayda-yılda bir gördüklerimiz veya ancak telefonda sesini duyduğumuz yakınlarımız da olabiliyor. Benim hayatımda da başta ailem olmak üzere sevdiğim, varlığından mutluluk duyduğum akrabalarım, komşularım ve arkadaşlarım var. Her biri çok kıymetli olmakla birlikte yaşamımdaki yerleri doğal olarak farklıdır.


Hayatımdaki yeri en farklı olan kişi ise artık yok. O'nu kaybettim. Daha doğru bir ifadeyle ailece, hem babaanne hem anneanne olan annemizi kaybettik. Evlat olarak yaşayacağımız iki büyük acıdan biriydi annemizin kaybı. Yıllar önce babamızı kaybettiğimizde annemiz ile teselli olurken, bugün annemizin kaybı ile tesellisiz bir acı yaşıyoruz.

12 Temmuz 2016 Salı

PUSLU KITALAR ATLASI...İhsan Oktay Anar

Geçen yıl galiba kış sonuydu, gazetemde ilgimi çeken bir haber aynen şöyle başlıyordu. "İhsan Oktay Anar'ın unutulmayan ilk romanı Puslu Kıtalar Atlası, bu kez usta çizer İlban Ertem'in masalsı çizgileriyle çizgi roman olarak karşımızda." Haber baştan sona benim için çok bilinmeyenli bir denklemdi adeta. Kitaplarla aram hiçbir zaman kötü olmadı. Kitaplara olan ilgim bazı yıllar azalmış olabilir ama genel duruma bakarsak kitap satın almayı severim, aldığım kitapları hemen olmasa da mutlaka okurum, gazetemin kitap ekini çoğu zaman merakla incelerim, kitap kurdu olmasam da kendimi bir kitap sever olarak tanıtabilirim.


Gel gör ki! durum hiç de öyle değilmiş. Memleketimde aynı zamanda Felsefe Hocası olan İhsan Oktay Anar diye bir yazar varmış, üstüne bir de unutulmayan kitabı Puslu Kıtalar Atlası. Anar'ın ilk kitabı olan ve ilk baskısı 1995 yılında yayımlanan kitaptan haberim olmadığı gibi daha sonra kitaplar yazmaya, yayımlamaya devam eden yazar hakkında da en ufak bir bilgim yoktu. Haberde konusu geçen çizgi roman olayı ise o da ayrı bir fasıl. Çizgi Roman'la alakam ilkokul yıllarında okuduğum Tom Miks, Teksas ve benzeri kitaplardan ve gazetelerdeki günlük çizgi bant yayınlardan öteye geçmezdi.

8 Temmuz 2016 Cuma

ZEYTİNYAĞLI AYŞE KADIN FASULYESİ...Yaz Yemekleri...

Yaz aylarını uzun yıllardır Trakya'nın Kuzey Ege sahillerinde geçiriyoruz. İl ve ilçe merkezinde veya yakın illerde yaşayan ailelerin çoğunluğu teşkil ettiği bir nüfusu vardır. Ancak, Türkiye'nin her köşe bucağına gitmekte hiçbir beis görmeyen İstanbul'lular burada da trakyalı nüfusla yarıştalar. Her yıl Haziran ayının ilk haftasında yazlık evimize doğru yola çıkarız. İlçe merkezine vardıktan sonra sahile kadar olan yol boyunca yolun her iki tarafında ayçiçeği tarlaları uzanır. Bol yapraklı bodur gövdelerinden tanımanın mümkün olmadığı ayçiçeği bitkisi Temmuz ayına doğru boy atar ve gövdenin en ucunda meşhur sarı yapraklı çiçekleri günden güne büyür, çekirdeklenir.


Köylü, yağlık ayçiçeği, buğday gibi sanayi ürünleri dışında tarlalarının bir bölümünü sebze yetiştirmeye ayırır. İkliminin gereği Temmuz ayında ancak olgunlaşan kırmızı ve pembe domatesler, bamyalar, acı-tatlı sivri, çarliston ve dolmalık biberler ve top patlıcanların lezzetleri ve tazelikleri ile sofralarımız her öğün bayram sofralarına dönüşür. Ağustos güneşinin bereketiyle dalında olgunlaşan çeşitli meyveler ve tarlalarda yata yata büyüyen kavun ve karpuzlar ayın sonuna doğru bostanların bozulmasıyla traktör kasalarında yazlıkçılara satış için dolaştırılır.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...