24 Aralık 2014 Çarşamba

YAĞMUR "KIYAMET ÇİÇEĞİ" Çernobil...Trabzonspor...Kazım Koyuncu...

Her yıl kış mevsiminin başında en az haftada bir kere sinemaya gitmeye ahdederim. Ancak, benim planlarım çoğu zaman suya düşer. Sorumluluklar ve görevler nedeniyle gidemediğim olduğu gibi bazen de nedensiz, üzerime bir tembellik çöker ve sinemaya gitmeye üşenirim. Bu hafta şeytanın bacağını kırdım ve kahvaltıdan sonra ani bir kararla hızlıca evi toparlayıp, giyinip adeta kendimi dışarıya attım. Oh be! dünya varmış. Çok erken değil ama yine de hâlâ sabah sayılırdı. Taze ve soğuk hava beni kendime getirdi. Keşke, bu saatlerde hep dışarıya çıkabilsem.




Biz pek farkında olmayız ama sinemalardaki filmler, adeta varolma savaşı verirler. Gişe yapamayan filmlerin vizyonda kalma şansları yoktur. Anlayacağınız, bu acımasız bir yarıştır ve kimsenin gözünün yaşına bakılmaz. Yeni filmler her hafta, ekseriya cuma günleri vizyona giriyorlar. Ben de seçtiğim birini izlemek üzere, ya hemen ya da bir kaç gün içerisinde sinemanın yolunu tutarım. Bazen de aile içinde veya arkadaş ortamında o günlerde sözü edilen bir film varsa kararlaştırılır ve topluca sinemaya gidilir. Yalnız başına gidildiğinde filmin içine girmek, kendini filme vermek daha kolay olsa da grup olarak gitmenin de ayrı bir lezzeti vardır.

Sinemaya vardığımda görmek istediğim film çoktan başlamıştı. Diğer salonlarda oynayan filmlere gözattığımda başlama saatine az kalmış bir filmin afişini gördüm. Filmin ismi Yağmur "Kıyamet Çiçeği" idi. Filmin adı hiç tanıdık gelmediği için gişe yetkilisine sordum. O da Çernobil, Trabzonspor ve Kazım Koyuncu'nun hayatı diye filmi bana üç kelimeyle özetledi.



Ey okuyucu! Sesini duyar gibiyim. Nedir bu laf ebeliği, lafı ağzında eveleyip, geveleyeceğine gir konuya da ne diyeceksen de, diyorsun ama bi'sor bakalım lafı niye uzatıyorum. Bu film öyle bildiğin, sıradan filmlerden değil. Bu filmin bir derdi var ve anlatmak istedikleri de öyle yenilir yutulur şeyler değil. Yazmaya nasıl başlayacağımı bilemediğim için de lafı dolandırıp, duruyorum.

Hiç abartmıyorum, ilk sahneden itibaren, ilk yarıda gördüklerim bana çok ağır geldi. Beklemediğim sertlikte sahneleri seyretmek zorunda kaldım. Her bir kare şamar gibi adeta yüzümüzde şakladı. Ya da bana öyle geldi. 1995-96 futbol sezonunda Trabzonspor'un şampiyonluğu kaçırdığı son maçı öncesinde futbol camiası, bu camia ile içiçe geçmiş, her türlü pis işleri-şike, fuhuş- kendine iş edinmiş iş adamı kılığında abi'ler ve çalıştırdıkları Nataşa'lar. Futbol klüplerinin olmazsa olmazı Amigo'lar. Bütün bu karmaşa içinde Trabzonspor takımında oynamak hevesindeki yeniyetme futbolcular ve rahmetli Kazım Koyuncu.




Film, bu yıl katıldığı 21. Adana Altın Koza Film Şenliğinden Adana İzleyici Ödülü, Jüri Özel Ödülü ve "SİYAD En İyi Film" ödüllerini almış. Senaryosunu ve yönetmenliğini üstlenen Onur Aydın, aynı zamanda Yağmur "Kıyamet Çiçeği" isimli romanın yazarı. Film, Ukrayna'daki Çernobil Nükleer Santralinde meydana gelen ve kısaca Çernobil faciası olarak bilinen patlama ile başlıyor. Patlama ile havaya karışan tehlikeli maddelerin bir yağmurla çay bahçelerine ve çocuk Kazım Koyuncu'nun üzerine yağmasını içimiz ezilerek seyrediyoruz.




Nataşa'da denilen Rus hayat kadınlarını, Trabzonspor'u ve Kazım Koyuncu'yu aynı hikayede buluşturan sebep, Çernobil faciası ile Ukrayna'dan Karadeniz'e kadar olan bölgede insanların ortak kaderi haline gelen kanser hastalığı. Bildiğiniz gibi Kazım Koyuncu da Akciğer kanserinden çok genç yaşta 33 yaşında vefat etmişti. İlk yarıda futbol dünyasının hoyratlığı ile sersemleten film, ikinci yarıdaki Trabzon'un suskun kadınları, çaresiz anneleri ve hasta çocukları için gözlerimin yaşı dinmedi.

Filmin konusunu üç aşağı beş yukarı anladınız ama filmin oyunculuk ve görsel bir şölen olan her bir karesini burada anlatamam. Trabzonspor'un şampiyonluğu kaybettiği maçın oynandığı stadyumdaki seyircinin ihtişamını, Devrim Saltoğlu'nun Amigo Ahmet olarak muhteşem oyunculuğunu gidip, görmeniz gerekir. Diğer tüm oyunculuklar çok üstün ve inandırıcıydı. Ve Kazım Koyuncu.

Ölümüyle tüm Türkiye'yi yasa boğan talihsiz genç adam ve türküleri. Perdede Kazım Koyuncu'yu seyrettiğimize bize inandıran Engin Hepileri'ye de buradan tebrik ve teşekkürler.

Son söz; Olanla, ölene çare yok.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...