Çocukluğum radyolu günlere denk düşer. Rahmetli babamız mütedeyyin bir insandı ve radyo başında kutladığımız yılbaşı gecelerinde bulunmazdı ama bize de karışmazdı. Annemiz, mütedeyyinin de fevkinde bir babanın kızıydı ama ne babasının ne de eşinin düşüncelerini umursardı. Babamızın pek tasvip etmemesine rağmen 31 aralık gecesi annemiz için hoşça vakit geçirilmesi gereken bir geceydi. Okulda olduğumuz için hazırlıkları hatırlamıyorum ama okul dönüşü annemizi mutfakta diğer günlere göre farklı bir telaş içinde bulurduk. Mutfak masasının üzerinde soğumaya bırakılmış kabak tatlısı baş roldeydi. Çünkü, kabak tatlısının yeni yılda evimize bereket getireceğine inanırdı.
Annemiz akşam için o günlerin şartlarına göre zengin, iştah açıcı bir sofra kurardı. Bize göre -mükellef- soframızda yemek yendikten sonra babamız evde oturmaz giderdi. Zannedersem, bu günün deyimiyle -alternatif kutlama- yapmak için yani ibadet için toplanırlardı. Babamız gittikten sonra yemek masamızı yeniden düzenlerdik. Bu defa masamız -mandalina, portakal, elma, muz- çeşitli meyveler, bu gece için özel alınmış zengin çeşitli kuru yemiş ve cevizli sucukların dilimlendiği tabaklarla donanırdı. Soframız o haliyle ilkokulda büyük bir ciddiyetle kutlanan yerli malı haftasında sınıfımızda donattığımız masaya benzerdi.