13 Aralık 2018 Perşembe

MÜSLÜM Baba...Arabeskin Efsane İsmi...

Beş yılı aşkın bir süre önce "Müslüm Baba'ya Acil Şifalar" başlıklı bir yazı ile yoğun bakımda yatmakta olan Müslüm Gürses hakkında duygularımı ve dileklerimi paylaşmıştım. Acil şifa dileklerim maalesef  ecele yenildi ve Müslüm Gürses bu dünyadan göçtü, gitti. Beş yıl sonra Baba'nın ardından hayırsever, değerbilir, vefakar birileri güzel bir işe kalkıştılar ve Müslüm Gürses'in hayatını beyaz perdeye aktardılar. Ben durur muyum? Elbette hayır. Sanata, sanatçıya saygılı olan insanlara biz de ilgi ve alakamızı eksik etmeyiz.


Vizyona girdiği gün olmasa da takip eden haftalardan birinde bir gün sinemanın yolunu tuttuk. Bilet için yanaştığım bankodaki görevliye yekten "Müslüm nasıl gidiyor?" diye sordum. Medyada filmle ilgili gişe sonuçlarından o kadar çok bahsedildi ki; sadece maliyetini çıkarabilmesi için bile milyonlarca bilet satılması gerektiği o kadar söylendi, yazıldı çizildi ki ben de onların tesiriyle olsa gerek böyle bir şey sorabildim. Film bildiğim kadarıyla 1000 kopya ile vizyona girdi. Büyük bir yatırım ile binbir itina ile gerçekten özenle yapılmış bir film.

Bir insanın hayatını iki saate sığdırmak hiç kolay olmasa gerek. Müslüm Gürses'in yaşadıklarına bakınca hayatının seyrini değiştiren üç kırılma noktası alenen görülüyor. Yoksulluk yetmezmiş gibi bir de ailecek şiddet gördükleri babasının zulmünü yaşarken amatörce ilgilendiği müzikle irtibatını sağlamlaştıran bağlama ustası Limoncu Ali'yle tanışması, bir araba kazasından sonra öldüğü zannedilerek morgda saatlerce kaldıktan sonra bir çok duyusunu kaybetmiş olarak yaşama dönmesi ve çocukluk günlerinde hayranı olduğu Muhterem Nur'la tanışması.

Müslüm'ün çocukluğunu kahrolarak izliyoruz. Elbette biliyoruz, 50-60 yıl önce memleketimizin genelinde yokluk yoksulluk vardı. Aileler fakr-u zaruret içindeydiler ama bu aile babalarının zulmü nedir. Babaları tarafından defalarca bıçaklanarak öldürülen annelerini kaybeden çocukların nasıl travmalar yaşadığı, toplum tarafından nasıl damgalandıkları, acılarının kimsenin umurunda olmadığını ama yapacakları en ufak bir yanlışta nasıl da dışlandıklarını bu filmle bir daha anladık. Bu şartlarda yaşamaya gücü yetmeyen kardeşini kaybeden Müslüm Gürses'in sanatı sayesinde zar zor hayata tutunduğunu anlıyoruz.

Müslüm, Müslüm Gürses olma yolunda ilerlerken ölümden döndüğü bir araba kazası geçirir. Her şeyiyle bitmek üzereyken gücünü toplar ve sahnelere döner. En güzel şarkılarını (Timuçin Esen)'den dinlemelere doyamadık. Daha sonra hayatının son kırılma noktası olan ve onu mutlu günlere taşıyacak olan Muhterem Nur'la tanışması. Ancak, ömrü boyunca olmadık zorluklarla karşılaşmış, en büyük darbeleri en yakınlarından almış, ruhu ve bedeni fazlasıyla hırpalanmış bu adamın istese de sevdiği kadınla mutlu ve huzurlu günlere geçmesi biraz zaman alacaktır...

Müslüm Gürses'in yaşadıklarına dair hiçbir bilgi sahibi olmadan yaptığı Arabesk müziği de vesile edilerek hakkında yıllarca yargısız infaz yapan toplumun bir nevi günah çıkarması olarak algıladığım bu film için yapımcısı Mustafa Uslu Beyefendi'ye buradan teşekkürlerimi sunuyorum.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...