22 Şubat 2014 Cumartesi

BİR BARDAK DEMLİ ÇAY...İki Damla Limon...

Uzun yıllardır kahvaltı sofrasında içtiğim çaya limon sıkarım. Argo deyimle çay keyfime limon sıkmak değil de gerçekten çayıma mutlaka bir-iki damla limon suyu ilave ediyorum. Çayı çok seviyorum sevmesine de gün boyu bardak bardak çay içme gibi bir alışkanlığım yoktur. Sabah kahvaltısında iki bardak, ikindi vakti de en fazla üç bardak çay yeter de artar bile. Ancak, ben çayı demli seviyorum. Tavşan kanı denilen kırmızılıkta, berrak ve mis gibi kokusu evin içine yayılsın istiyorum.



Hal böyle iken; yıllar önce bir gün bir yerlerde çayın kansızlığa sebep olduğunu okudum. Ve çok uzun yıllardan beri bahar aylarında beni halsiz bırakan kansızlığımın müsebbibini bulmuş oldum. O andan itibaren de çaydan soğudum. Ben onu o kadar sever, demlenmesine ayrı bardağına ayrı ihtimam gösterirken hazret benim kanımı emiyormuş meğer. 


Yemeklerden birer saat önce veya sonra içilmesi halinde zararı az oluyormuş ama bilhassa sabah kahvaltısı çayla yapıldığı için yediklerimizin kanımıza karışmasında ciddi bir engelmiş. Ben bunu kendime bayağı bir dert edindim. Ne yapacağımı bilemiyordum. Sevdiğinden vazgeçmek kolay değil. Sabah uyandığımda benim için en büyük keyif demlenmekte olan çayın mis gibi kokusudur. 



Sabahları, kızarmış ekmek kokusuna karışan çayın kokusundan vazgeçemeyince, ben de çareler aramaya başladım. Çeşitli vesilelerle bir araya geldiğim insanlarla bu durumumu paylaştım. Her kafadan bir ses çıktı. Alternatif içecek tavsiye edenler, açık çay içmemi salık verenler. Anlayamıyorlardı ki; ben demli çayımdan vazgeçebilsem ortada sorun da kalmaz, çare de aranmaz. Beni çare aramaya sevk eden çaydan vazgeçemiyor olmam. 



Nasıl ki ihanet eden bir sevgiliyi unutman gerektiğini bilirsin de unutamazsın. Yaptıklarını mazur göstermek için yollar ararsın. Aklın ayrılmak ister ama gönlün onunla geçirdiğin hoş vakitleri, keyifli anları yaşamaya devam etmek ister. Ben de öyleydim. Sağlığımı düşünüyordum ama çayımı demli içmekten de vazgeçmek istemiyordum.

Neyse, lafı fazla uzatmayalım günlerden bir gün resim çalışmaları yaptığımız atelyede hem çalışıyoruz hem de havadan sudan konuşuyoruz. Aklıma geldi, benim çay mevzuunu ortaya attım. Elimizde fırçalar bir yandan tuvallerimizi boyuyoruz bir yandan da herkes aklına geleni söylüyordu ki, yanıma bir arkadaş yanaştı. Aslen Rize'li olduğunu bildiğim arkadaşım "Hiç dert etme, sadece iki damla limon damlat, sen yine iç demli çayını, bana güven"dedi. 

O gün, bu gündür her sabah iki damla limon suyu damlatılmış demli çayımı gönül rahatlığıyla, keyfini çıkara çıkara içiyorum. Allah selamet versin, resim kursu devam etmediği için yollarımız ayrılan aslen Rize'li kurs arkadaşımı hiç unutmadım ve bu vesileyle burada da anmış oldum.  


  


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...