12 Kasım 2012 Pazartesi

KURUFASULYE'DEN BİR HİKAYE...

Çocukluk günlerimizden ne çok şey hatırlarız. O günlere gitmek için hipnotize edilmemiz gerekmez. Bir fotoğraf, bir şarkı veya önümüze konan bir tabak yemeğin kokusu bizi şefkatli kollarına aldığı gibi uzun yıllar öncesinde yaşanmış bir an'ın içine yerleştiriverir. 50'li yılların sonlarındayız. Sofranın etrafına dizilmiş oturuyoruz. Tabaklarımızda etli kurufasulye Babamız soruyor;
-En birinci yemek hangisi?
Kardeşimle birlikte ellerimiz havada işaret parmağımızı kaldırmış, bağırıyoruz;
-Kurufasulyeee !!!



Bütün o yıllar boyunca babamızın bize ısrarla dikte ettirdiği yegâne şahsi fikri -dogması- bu oldu. Hâlâ bilemem, ailemizin en birinci yemeği olduğunu haykırırken gerçekten kurufasulye'yi seviyor muydum? yoksa babamın coşkusuna katılmak mıydı? maksadım. Freuden düşünceye göre kız çocuklarının ilk aşkı babaları olduğu düşünülürse, burada kurufasulye sevgisi maalesef ki -fasulyeden- bir durum arzediyor.

Babam çok sevdiği bu yemeğin yapılması için kendi tabiriyle -harcını esirgemez- en iyi fasulye cinsi olarak dermason fasulyeyi tercih ederdi. Kemikli kuzu etini anneme teslim ederken her defasında yemeğin pişirilmesiyle ilgili isteklerini sıralardı. Bunlardan en önemlisi fasulye taneleri dağılmadan pişecek ve yemeğin suyu berrak olacaktı. Kimilerince tercih edilen -helmeleşmiş- kurufasulyeye bizim evde yer yoktu. İstediği gibi pişmişse annemi takdir eder ve "Hanım ellerine sağlık lobya gibi olmuş" derdi.

Gel zaman git zaman bundan bir kaç yıl evvel bir gün bir dükkanın tabelasında Lobiya ismini okudum. Burası her zaman önünden araçla geçtiğim cadde üstünde bir lokantaydı. O gün trafik sıkıştığında uzunca bir süre yolda kalınca farketmiştim. Artık -ne yazık ki- bu dünyada olmayan babama burada bir kurufasulye -lobya- ısmarlamış olmayı ne kadar arzu ettiğimi hissettim ve bir gün denk düşürüp bu lokantaya girdim.

Kurufasulye yemeğinin ne olduğunu, babamın lobya derken ne demek istediğini o zaman anladım. O lokantada hem babamın ruhunu şâd ettim hem de sayesinde benim midem şâd oldu. Tevekkeli değil babam bütün ömrü boyunca her kurufasulye yemeğinde lobya'nın lezzetini ararmış.



Geçtiğimiz kış beklemediğim bir hediye olarak aldığım bir torba kurufasulyenin İspir fasulyesi olduğunu anlayınca lobya -veya lobiya- yemeğini evde denemeye karar verdim. Yaptığım araştırmalara göre lezzetli bir lobya yemeğinin püf noktasında malzeme seçimi çok önemli. Ana malzeme olarak kurufasulye mutlaka İspir kazasının köylerinde yetişen cinsten olacak. 

Fasulyeler önce ayıklanıp, yıkandıktan sonra geceden ılık süte yatırılacak. Ertesi sabah fasulyeler süzüldükten sonra yenilenen su ve süt karışımında ağır ateşte haşlanacak. Tereyağında çevrilmiş soğan, domates ve salçaya ayrı bir kapta haşlanmış ve kemiğinden ayrılmış kuzu eti ve suyu ile haşlanmış fasulyeler ilave edilecek ve birlikte gayet ağır bir ateşte acele edilmeden pişirilecek.

Alt tarafı bir kurufasulye yemeği için bu kadar övgünün biraz fazla olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak, işinin ehli bir aşçının elinden lobyanın tadına baktıktan sonra -iddia ediyorum- az bile yazmış olduğumu anlayacak ve bana hak vereceksiniz.





LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...