5 Ağustos 2012 Pazar

Bir ÇOCUK, Bir KARPUZCU, Bir de, BEN...

Tiz bir çocuk sesiyle irkildim. Avazı çıktığı kadar uzata uzata "karpuz" diye bağırıyordu. Gazetemden başımı kaldırıp baktığımda, kasasında karpuz yüklü bir traktör, karpuzların yanında güneşten kararmış çelimsiz bir oğlan çocuğu ağır ağır evimizin önünden geçiyorlar. Çok sıcak olacağı şimdiden belli bir günün sabahından öğlene sarkan saatleriydi. 



Kütür-kütür, kan kırmızı, buz gibi soğutulmuş, şeker gibi bir karpuzun hayalini kurmuyor da değildim. Bunun için kaç saattir gözüm gazetemde, kulaklarım satıcıların sesinde hem gazete okumaya çalışıyor hem de yerli karpuz satıcısını bekliyordum. 

Memleketimizin sıcak yerlerinden gelen karpuzlar bahar aylarından itibaren manav ve marketlerde arzı endam ettiler ama ben bulunduğumuz yörenin yerli karpuzlarını bekledim. Buralarda Temmuz ayı boyunca olgunlaşıp, tatlanan karpuzlar, ayın sonunda ancak toplanıyorlar.  

Karpuz, yaz meyvalarının içinde ayrıcalıklı bir yere sahiptir. O, bir meyve bir besin maddesi olarak değil de sıcaklara karşı yaratılmış bir devadır adeta. Sıcaklarda karpuzdan başka hiçbir meyva harareti kesmez. Epey zamandır unuttuk ama bizim evde karpuza -soğukluk- denirdi. Her neyse, sabahtan beri gazete okumaya çalışırken bir yandan da karpuzcu kollamaktan bıkkın, çocuğun sesine doğruldum.


Benim doğrulduğumu gören çocuk, traktör sürücüsünü uyardı, traktör durdu. Karpuzlar, irilikleriyle göz dolduruyordu. Büyük boy karpuzlarda kabak çıkma ihtimali çok az olduğundan karpuz seçme işini satıcıya bırakmakta beis görmedim.
Cüzdanımı alıp yanlarına vardığımda, çocuk kolunu dayadığı bir karpuzu işaret ederek, 
-Bu karpuzu bir adam kestirdi, sonra da beğenmedi almadı, dedi. 
Hakikaten, karpuzun tepeye yakın bir yerinden çok ufak bir üçgen kapak açılmış ve tekrar kapatılmıştı. 
O sırada seçip, tarttığı karpuzu uzatmakta olan satıcı adamın sağ kolunun dirsekten itibaren olmadığını farkettim, karpuzu uzatırken yüzünde geniş bir gülümseme ile çocuğu doğruladı; 
- Hee, adam rengini beğenmedi, dedi.
Paramın üstünü verirken derin çizgilerin yerleştiği yüzünde yine o içten, sıcak gülümsemesi ile, 
-Benim karpuzlarımın rengi çok kırmızı değildir ama tadı yerindedir. 
O sırada karpuzların dibinde iki kasa domates gördüm, 
- Domates de varmış, dedim. Kırış kırış yüzünü daha da kırıştırarak, eski müşterisiymişim gibi, 
-Müşteriler, seçerken ezmişler, yaramaz dedi



Hoppala! Bunlar ne biçim insanlar, yoksa bu mübarek Ramazan ayında insan suretinde dünyaya inmiş melekler mi? Sormadığım halde iade karpuzu gösteriyor, ya domatesler hakkında söyledikleri. 

Avucumdaki para üstünü kontrol ederken, bir yandan da dokuz kiloluk karpuzu kucaklamış vaziyette bir kaç saniye bir tereddüt yaşadım. Kocaman karpuz ya kabak çıkarsa, milletin enayisi ben miyim... bak adam kestirmiş, almamış. 
Döndüm, bir an çocuğa baktım, adam anladı benim tereddütümü, güldüğü zaman kırışıklıklarının arasına gömülen gözlerindeki samimi ve çocuksu bakış ile,  
-Benim karpuzlarımın rengi açıktır ama inan olsun tadı şekerdir, dedi. 

O bir anlık tereddütten sonra, karşımdaki bu tuhaf ikilinin samimiyetine inanmaktan başka çarem olmadığını anladım. Karpuzu iade etsem alacaklarından kuşkum yoktu ama bunu kendime zül addettim. 

Onların samimiyeti karşısında yapacağım sadece kucağımda karpuzumla evimin merdivenlerine yönelmekti. 





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...