28 Şubat 2012 Salı

YALNIZLIK KADERİMİZ...

Yalnızlığı büyük bir acı olarak değerlendiren ve "yalnızlık Allah'a mahsustur" diyen insanlar yalnızlığı baş edemeyeceği bir dert veya kaldıramayacağı ağır bir yük olarak görür. Yalnızlığı böylesine bir zorluk olarak bellemiş insanoğlunun mutlaka bir bildiği vardır ama ben de sormak isterim.




-Doğum anında o sımsıcacık, korunaklı yerden -ana rahminden- zamanı geldi diye dünyaya yol alırken yalnız değil miydik?
-Hasta yatağında ağrıyı sızıyı tek başına çekmiyor muyuz? 
-Cezaevlerinde özgürlüğe kavuşmak için beklerken hangi yakının yanında olabilir? 
-Gurbette ailesine kavuşacağı günü iple çekenleri kim teselli edebilir?
-Ölüm anında son nefesini veren insan yalnız değil mi? 

Yanımızda yöremizde etrafımızda bir takım insanlar, ailemiz bulunabilir ama yapabilecekleri şeyler o kadar sınırlı ki. Yeteri kadar güçlü isen dünyaya gelmeye hak kazanıyorsun. Ağrıların, hasretlerin ve özlemlerinle tek başınasın. Ölüm anında o nefes son nefesin ise yanındaki kimsenin gücü yetmez sana bir nefesçik dahi vermeye. 

Dünyaya gelmek kaderin ise geleceksin. Kaderinde yazılana göre de tam zamanında, ne bir gün fazla ne bir gün eksik, gideceksin. Yalnızlık! denilen şey budur. Bu dünyaya yalnız gelir, yine yalnız olarak bu dünyadan ayrılırız.

Yani yalnızlık kaderdir. Hem de insanlığın ortak kaderi. Bu nedenle, yalnızlıktan kurtulmak diye bir şey yoktur. Yalnız kalmak istemeyen insanın çırpınışı ne kadar acıklı bir durumdur. 


Mutlak yalnızlığın varlığı insanların kaderi ise yalnızlığın paylaşılması mümkün olabilir mi?