11 Ağustos 2014 Pazartesi

BİLGİ ve İLİM SAHİBİ OLMAK...Ne İçin?

Yüzyıllar içerisinde rönesansı yaşayan, burjuva sınıfını yaratan, fabrikaları kurup, işçi-sendika-patron üçgeninde çalışma hayatını kanunlarla düzenleyerek sanayi devrimini gerçekleştiren ve tüm bunların toplamında gelişmiş ülkeler olarak dünyayı etkileyen ve doğal olarak da gelişmekte olan ülkeler üzerinde baskı kurabilen ülkeler şimdi de (Bilgi Çağını) başlattılar. Bahsi geçen bilgi tabii ki; ülkelerinin ve dolayısıyla da insanlarının daha da zenginleşmesini sağlamak ve güçlerine güç katmak için.




Halbuki, bizim kültürümüzde bilginin yeri çok daha başkadır. Biz bilgiyi maddi zenginlik için değil, tam tersine insanın tekamülü için gerekli görürüz. Çünkü, bilenle bilmeyen bir olur mu? diye soran bir inanışa sahibiz. İnsanı insan yapan meziyetlere bilgiyle sahip olunacağına inanırız. İnsanın, yaradılıştan sahip olduğu meziyetler ve kabiliyetlerin eğitimle terbiye edileceğine inanırız.

"İlim, ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır", diye soran Yunus Emre'nin de dediği gibi bizim kültürümüzde ilim ve dolayısıyla bilgi, insanın tekamülü için gerekli görülmüştür. Tek tek insanların tekamülü ile tüm insanlığın manevi manada yüksek mertebelere çıkarılması istenmiştir.

Bugün gelinen noktada bu isteğin gerçekleşmediği, her şeyin daha çok para kazanmak için yapıldığı bir gerçektir. Bugün her icat, her keşif insanlığa hizmet ediyor ama aslında birilerinin daha da zenginleşmesi için yapılıyor. Belki de bu yüzden, yani niyet kötü olduğu için bunca yeni icat ve keşif ile hayatımız kolaylaştığı halde insanlar mutlu değil. Sosyal medyada sizin de dikkatinizi çekmiştir. Bir çok insan o eski yokluk, yoksulluk yıllarını özlemle anıyorlar.

İlimle kendimizi bildiğimiz, kendimizle birlikte diğer insanları da bildiğimiz ve tüm insanlığın mertebe kazandığı günlerin bir an önce gelmesi dileğiyle...




LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...