27 Ekim 2018 Cumartesi

ŞORTUMA DA BAŞÖRTÜME DE KARIŞMA...Kadın Dayanışması...

Son yıllarda sosyal medyada, televizyonlarda bir takım adamlar kimisi modern görünümlü kimisi sakallı, kerameti kendinden menkul hoca efendiler kameraların karşısına geçip, ahkâm kesiyorlar. İnsanların yaşayışlarına, giyim kuşamlarına, hal ve tavırlarına karışmak diyebiliriz ama bence karışmanın da ötesinde hüküm veriyorlar. Kendilerince olması gerekeni din üzerinden empoze etmeye çalışıyorlar. Toplum bilimci, sosyolog veya psikologların alanına girecek konularda bile gayet rahat, fütursuzca fetva vermeye kalkıyorlar.


Halbuki bir dindara, insanları *zemmetmek yakışmaz. Dindar insan, hele ki din alimi ise insanlara kusur atfetmez. Onları rencide etmez. Şeytanın aklına gelebilecek fikirleri insanların aklına sokmaz. Aksine, insanlarda gördükleri iyi hasletleri överler. Yanlış yolda olanları münasip bir lisanla ikaz ederler. İlim sahibi, alim kişi büyüklenmez, bilmeyenleri hakir görmez. Alaycı bir dil kullanmaz. Duruşu ciddidir ama insanlarla olan münasebetlerinde her daim mütebessimdir.

Hoca efendiler her konuda fikir sahibiler ama nedense en çok da kadınları konuşurlar. Kadınların da insan olduğunu, onların da akıl, fikir sahibi olduğunu düşünmezler bile. Kadınların özgür iradelerini kullanmalarına katlanamıyorlar. Kadınlara hiç güvenleri yok. Hristiyanlığın orta çağda yaşattığı cadı avı bizde kadın avına döndü. Onlara göre kadın, çocuklarını doğuran anne değil de adeta tüm kötülüklerin anası. Toplum içinde görülmesi tahrik unsuru. Görünmezlik iksirini bulsalar ilk önce kadınlarına içirecekler. Buna imkan olmadığı için de kadınları örtülerin altında saklamaya çalışıyorlar. Aslında, biraz cesaret bulsalar kadınları eve kapatacaklar. Bakmayın analarımız başımızın tacı demelerine, onlar kadınları cariye olarak görüyorlar ve uygun bir ortam bulduklarında da bu heveslerini açık ediyorlar.


Bilmedikleri veya bilmek istemedikleri bir şey var. Peygamberler ve kutsal kitaplar kadınların herhangi bir eksikliğinden, yanlışından değil toplumun ahlakındaki zafiyet yüzünden gönderildiler. O toplumların ahlakını kadınlar bozmadı. Çünkü, erkek egemen toplumlarda kadının esamesi okunmaz. Toplum içinde yeri ve en ufak bir değeri olmayan dolayısıyla söz hakkı da olmayan kadının toplumun ahlakını bozacak bir etkisi mümkün müdür?

Aksine, toplumdaki ahlaki zafiyeti açıklamak için şöyle diyebiliriz; kadın kıymeti bilmeyen, kadına gerekli önem ve değeri vermeyen toplumlar her türlü ahlaksızlığın içine yuvarlanırlar. O ahlaksızlık çukurundan da onları ancak bir peygamber çıkarabilir.

Hayatını yaşamak konusunda her türlü baskıya maruz kalan kadın bu durumu değiştirmek için Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının kendisine verdiği hakları kullanmasını öğrendiği zaman çok şeyin değiştiğini görecektir. Evde anneler, okulda öğretmenler kızların bu haklarını öğretip, onların yanında oldukları takdirde hiçbir erkek hiçbir kadına-kıza yan gözle bile bakamaz. Kadınlar haklarını savundukları müddetçe erkekler de değişir. Annesine, kız kardeşine gösterilmesini istediği saygıyı diğer kadınların da hakettiğini bilir.

Anlayacağınız iş yine kadınlara düştü!


*Zemmetmek: Dedikodusunu yapmak, çekiştirmek, kınamak, kötülemek, yermek.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...