29 Mart 2016 Salı

YAŞAR KEMAL...Bir Ada Hikayesi...

Kitaba olan düşkünlüğüm okumayı öğrenmeyle başladı diyebilirim. Yazılı olan her kağıt parçasını okumaya meraklıydım. Belki de bu sayede okumayı daha okula başlamadan çözmüştüm. Annem ve iki kardeşimle küçük bir kafile halinde aynı semtte oturan dedemlere yürüyerek giderken yerde gördüğüm herhangi bir kağıt parçası beni cezbeder, dururdum. Yerden herhangi bir şey alınmayacağını bildiğim için de elime almadan, yere çömelerek okumaya çalışırdım. Bu ya bir gazete parçası ya da bir kitap sayfası olurdu.


İleriki yıllarda da okuma aşkım artarak devam etti. Okumayı çok seviyordum ve bulduğum her kitabı okuyordum. Beni en çok etkileyen ise insanların çektiği acıları, katlandıkları eziyetleri, yokluk ve yoksullukla olan mücadelelerini anlatan eserlerdi. Mesela, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban romanında anlattığı yokluk, yoksulluk yıllarındaki memleketimin haline çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Aslında, acı her yerde aynıydı, Amerikalı yazar John Steinbeck'in Gazap Üzümler'ini okurken de çok ağlamıştım. Ancak, kendi insanımın çektiği acıları okumak beni daha fazla etkiliyordu ve ben günlerce kendime gelemiyordum. Bu yüzden konusu insanların acıları, yoksulluk ve adaletsizlik olan yerli eserlerden tümüyle olmasa bile yollarımızı ayırdık.

21 Mart 2016 Pazartesi

FİLBAHRİ...Eve Gelen Bahar...




çiçekçi tezgahlarında rengarenk,
mis kokulu çiçekler.
bahçedeki yerden bitme çalının,
bahar dalları.
pembe beyaz çiçeklerle bezenmiş
meyve ağaçları
içime çektiğim nefesle,
hissederim baharı.

su dolu bardağın içinde
iki dal filbahri...
belli ki annem sokağa çıkmış.
metruk köşkün bahçesinden
kopardığı iki dal filbahri ile
evimize baharı getirmiş.



9 Mart 2016 Çarşamba

BAHAR GELDİ...Ey Gönül...




Yurduna bahar geldi diye her yer bahar mı zannedersin ey gönül!
Bilesin ki; sen bahara girerken kışa hazırlananlar var.

Üzülme! onlar da baharı karşılıyorlardı bir vakit,
Bu dünyada hayat daima kış, daima bahar değil, ey gönül!




8 Mart 2016 Salı

DIŞARIYA ÇIKMAK...Kadın Olarak...

Ne vakittir böyleydi, ben ne zaman farkettim bilmiyorum ama insanlar artık dışarıda yaşıyorlar. Erkekler zaten sokaktaydılar. Erkek sokağın, dışarının insanıdır ama kadın öyle mi! Kadın çalışıyorsa sabah evinden çıkar akşam da doğruca evine döner. Çalışmıyorsa, gezmek için eşinin hafta sonu tatilini bekler. Eskiden aileler daha çok evlerinde yaşarlardı. Akrabaları dışında arkadaşlarını, ahbaplarını, komşularını da evlerinde ağırlarlar. Arayı fazla uzatmadan, makul bir süre içerisinde iade-i ziyaret yaparlardı. İade-i ziyaret yapılmazsa ahbaplık ilişkisinin devam etmeyeceği anlaşılırdı.


Bugün ise kadın erkek herkes sokakta. İnsanlar, dışarıda daha fazla zaman geçirmeye başladılar. Sabah kahvaltısı için dahi dışarıya çıkılıyor. Kadınlar, vazgeçemedikleri kabul günlerini dış mekanlarda devam ettiriyorlar. Meşhur türküde olduğu gibi "herkes kesesinden yesin içsin saltanatım var benim" diyen hanımlar, kabul günlerinde günün trendine göre belirledikleri yemek mekanlarında biraraya geliyorlar. Sohbet muhabbet yemek yiyerek hoşça vakit geçiriyor. Toplanan paraları da o günün talihlisine teslim ediyorlar. Böylece, ev sahibesinin üzerindeki külfet kalkıyor. Tüm hizmetlerin mekanda yapıldığı paralı günde herkes günün tadını çıkararak her şeyden önemlisi eve tıkılıp, kalmaktansa dışarıya çıkmanın mutluluğunu yaşıyorlar.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...