7 Şubat 2016 Pazar

DİSPOZOFOBİ...Biriktirme Hastalığı

Çevremizdeki ailelerin yaşlılarına dikkat edersek bazı davranışlarında benzerliklere rastlarız. Tamamı için diyemem ama çoğunluğun bazı ortak huy ve alışkanlıkları var. Bunu, evladın veya torunların şikayetvari sözlerinden anlamak mümkün. Aslında, yaşıtlarımızla ortak özelliklerimizin olması yadırganacak bir şey değildir. Neticede, akran olan insanların aynı sosyal statüde olmasalar dahi yaşadıkları yıllarla alakalı olarak bazı hal ve davranışlarında, giyim kuşamlarında benzerlikler kaçınılmazdır.

Karne ile ekmek alanlar
Bu sebeple olsa gerek, 2 nci Dünya Savaşı yıllarını (1939-1945) görmüş olan aile büyükleri benzer huy ve alışkanlıklara sahipler. Devletimiz savaşa fiilen katılmış olmasa da seferberlik ilanı sebebiyle o dönem bir çok malın üretimi azalmış. Bunun neticesinde ortaya çıkan karaborsayı önlemek ve eldeki stokları idareli kullanmak amacıyla, temel ihtiyaç maddelerinden çoğu karneye bağlanmış. Dolayısıyla, Kurtuluş Savaşı'nın yaraları sarılmadan gelen bu ikinci dünya savaşı ile halk yeniden yokluk içine düşmüş.

Çok genç yaşlarında bu zor yılları yaşayanların Nüfus Cüzdanı sayfalarında, temel ihtiyaç maddelerinin alındı kaşelerini görmeyeniniz yoktur herhalde. En yaygın kullanılanı da ekmek karneleri. Kurtuluş Savaşı yıllarının yoksulluğundan kurtulamadan yeni bir yokluğun içine düşen toplum, yoksulluktan korkar olmuş. Yoksulluktan korkan insanlar aynı zamanda gelecekten, gelecekte olacaklardan da endişe duyarlar. Öyle ya; arka arkaya iki savaş gören millete yeni bir savaş çıkmayacağının garantisini kim verebilir de inandırıcı olur. Bu yüzden, toplumun yoksul kesimi dışında hali vakti yerinde olanlar dahi gelecek endişesi ile tasarrufu had safhada yaşamaya başlamışlar ve bu yaşam tarzı ister istemez bazı alışkanlıklar kazandırmış.


Bu alışkanlıklardan en önemlisi sahip oldukları hiç bir şeyi atmamaktır. "Bir gün lazım olur" diye hiçbir eşyalarını atmaz olmuşlar. Yenisini aldıkları halde eskisini de bir kenarda tutmuşlar. Bir köşe yazısında Çetin Altan, annesinin paket iplerini atmadığını, onları küçük çileler halinde sarıp, sakladığını anlatıyordu. Bazı ailelerde bu alışkanlık öylesine yoğun yaşanmış ki; ailenin yeni nesil gençlerinden de eşyasını atamayan çok insan var. Aslında, israf etmemek, kaynakları tasarruflu kullanmak olumlu bir davranıştır ve özendirilmesi gerekir. Ancak, her konuda olduğu gibi tasarrufta da ifrata yani aşırılığa kaçmak hem kişiye hem de yakın çevresine zarar verir.

Eski eşyaları atmayanların durumlarını kendimce analiz etmeye çalışırken yaptığım ufak bir araştırma neticesinde bunun aslında bir hastalık olduğunu öğrendim. Eşya biriktirmek ve istifçilik de denilen bu hastalığın tıp dilindeki adı Dispozofobi. Eskiyi atamamak bir yere kadar anlaşılır bir şeydir. Hediye olan veya hatırası olan bir eşyamızı saklarız ama eve giren her paketin kağıdını, ipini, evde bir sürü saklama kabı varken plastik yoğurt kaplarını, okunmuş gazeteleri, dergileri, eskimiş giysileri kıyıp, atamıyorsak bu başka bir şeydir.

Eğer yakın çevrenizde eşyalarını biriktirmeye meyilli biri varsa çok dikkatli olun. İlk başlarda önem verilmezse, ilerde evin çöpünü bile atamayan, attırmayan, hatta atmaya kalkan olursa sinir krizleri geçiren, durumun vahametini ne deseniz de anlamayan, çöpleri atarlar diye evden bile çıkmayan, pis kokular ve her türlü haşarat ile yaşamakta beis görmeyen, eşin dostun akrabanın terkettiği yakınınızla çöp evde hayatınız cehenneme dönebilir.

Aman dikkat!







LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...