11 Mart 2015 Çarşamba

BATON KEK...Kakao ve Kuru Üzüm İlaveli...

Vaktiyle, akraba günleri düzenlediğimiz yıllarda kuzenlerden birinin sofrasında binbir çeşit ikramlıkların yanısıra kepekli baton ekmek görünümünde bir kek dikkatimizi çekmişti. Tadını da beğenince bizim kuzen hiç üşenmeden tarifini verdi. Kekin özelliği yağsız oluşuydu yanlış hatırlamıyorsam. Diğer, yüksek kalorili yiyeceklerin yanısıra diyet ürünlerinin o sevimsiz renginde, albenisi olmayan bu keki bizim kuzen neden pişirdi orası pek anlaşılamadı.




Kek tüm gösterişsiz haline rağmen beğenildi. Diğer misafirlerin samimiyetini bilemem ama ben gerçekten beğendim ve benimsedim ki; ertesi gün ilk işim Borcam baton kek kalıbı almak oldu. Halbuki, başka sofralarda ayaküstü aldığım birçok tarif ya zaman ve zemin uygun olmadığından ya da tarifin yazılı olduğu kağıdı kaybetmiş olduğumdan unutulup, gitmiştir. Dediğim gibi bu defa işimi sıkı tuttum ve ilk iş olarak satın aldığım kek kalıbını mutfak dolabında emrime amade bekleyeceği rafa yerleştirdim.

10 Mart 2015 Salı

YAŞAR KEMAL...Kapitalizm'in ne vatanı vardır ne de milliyeti...

Kapitalizm, beynelmilel bir soyguncu şebekesidir. Kapitalizmin ne vatanı vardır, ne de milliyeti. Kapitalizm, kendisine karşı direnen her gücü yok etmek zorundadır. Beynelmilel bir soygun şebekesi olan kapitalizm, asliyeti, kuruluşu, varoluşu, özü, temeli itibariyle hiçbir zaman milliyetçi olamaz. Somut bir örnek versem daha iyi ederim: Türkiyeyi ele alalım, Türkiye’deki kapitalistleri… 




Türkiye'deki kapitalistlerin menfaatleri dünya kapitalistlerinin menfaatleriyle birliktir. Türk halkının da men-faatleriyle taban tabana zıttır. Şöyle ki, işlenmiş madde getirir Türkiye'ye dışarıdan Türk kapitalisti. Bu işlenmiş maddeyi Türk halkına satar. Yüzdesini alır sattığı malın, gerisini Avrupa'daki, Amerika'daki ağasına gönderir. Türk halkı onun için sömürülecek topluluktur. 


7 Mart 2015 Cumartesi

8 SANİYE...Kadınlar Kime Emanet...

Beni etkileyen bir film daha. Zannetmeyin ki; bu çok sık oluyor. Aksine bu kış seyrettiğim onca film arasından beğendiğim üç-beş film ancak çıkar. Bu filmleri de hemen bu sayfalarda sizlerle paylaşıyorum zaten. Yazılarımı okumuş olanlar bilirler filmleri vizyona girdikleri ilk gün, sinemanın ilk seansında seyretmesini severim. Evvelce müstakil sinemalarda film izlemeye özen gösterirken, bir kaç yıldır evime yarım saat mesafede bulunan AVM'lerden birine gidiyorum. Bu vesileyle binadaki mağazaları da ziyaret imkanı buluyorum. Bir taşla iki kuş.




Ve eğer bu mağazaları ilgiyle gezebiliyor, ürünleri deneyebiliyorsam seyrettiğim film kötü demektir. Çünkü, dünkü günde de olduğu gibi eğer filmin etkisinde kalmışsam mağazalara girip, reyonlarda dolaşırken ürünlere boş boş baktığımı farkediyorum ve bu dolaşmanın, vakit kaybından başka bir şey olmadığını anlayıp, anında AVM binasını terkediyorum.

Bİ' ÇAYINI İÇERİM ANACIM!

Dost sohbetlerinin en sevilen içeceği olan çay ocakta kaynadıkça, bir yandan da insanları birbirine kaynaştırır. "Çay var" sözü bile tek başına mutluluk sebebi değil midir çoğumuz için?
Her tazelediğinizde aynı keyfi ve sıcaklığı sunması da ekstra güven verir sanki insana. Bu haliyle size karşı duygularının hiç değişmeyeceğinden emin olduğunuz bir sevgili gibidir çay... 
Bazen kısa bir molada ayak üstü yapılan muhabbetlere, bazen uzun saatler süren yorucu toplantılara, bazen de ev gezmesi yapan hanımların pastalarına, böreklerine yarenlik eder. Öğrenciler için ise sınav zamanlarının resmi içeceğidir çay... Bir işe başlamadan önce motivasyon aracıdır. Bir düşünün şimdiye kadar "Haydi bi' çay koyup, sonra başlayalım" dediğiniz ne çok şey olmuştur.



Akşam yorgun argın, işten eve dönüş yolunda, "Olsa da içsek" hayalleri kurdurur insana. "Suyunu yeni koydum, az bekle ki demlensin" sözü, sanki zamanı durdurur o anda. Oysa "Çayım hazır", müjdeli bir haber gibidir tiryakisine.
İlla ki ince belli cam bardakta içileni daha makbuldür. Dumanı hala tüten, taze demlenmiş tavşan kanı çayla dolu o sıcak bardak, adeta bir ritüel eşliğinde, en tepesinden baş ve işaret parmaklarının ucuyla tutulup, dudağa götürülürken, serçe parmak da istemsizce havalanır keyiften.  Bir kaç bardaktan sonra bile "Bi' çay daha?" diye sorsalar, "Alırım vallahi!" ya da "Eh! Koy da içeyim madem" cevabını duymaya nasıl da alışıktır kulaklarımız...