7 Mart 2015 Cumartesi

8 SANİYE...Kadınlar Kime Emanet...

Beni etkileyen bir film daha. Zannetmeyin ki; bu çok sık oluyor. Aksine bu kış seyrettiğim onca film arasından beğendiğim üç-beş film ancak çıkar. Bu filmleri de hemen bu sayfalarda sizlerle paylaşıyorum zaten. Yazılarımı okumuş olanlar bilirler filmleri vizyona girdikleri ilk gün, sinemanın ilk seansında seyretmesini severim. Evvelce müstakil sinemalarda film izlemeye özen gösterirken, bir kaç yıldır evime yarım saat mesafede bulunan AVM'lerden birine gidiyorum. Bu vesileyle binadaki mağazaları da ziyaret imkanı buluyorum. Bir taşla iki kuş.




Ve eğer bu mağazaları ilgiyle gezebiliyor, ürünleri deneyebiliyorsam seyrettiğim film kötü demektir. Çünkü, dünkü günde de olduğu gibi eğer filmin etkisinde kalmışsam mağazalara girip, reyonlarda dolaşırken ürünlere boş boş baktığımı farkediyorum ve bu dolaşmanın, vakit kaybından başka bir şey olmadığını anlayıp, anında AVM binasını terkediyorum.

Geçen gün, bir televizyon programında filmin yapımcı-yönetmeni Ömer Faruk Sorak ve hikayenin kahramanı Esra İnal'ı izledikten sonra vizyona girdiği gün diye dün yani 6 mart cuma günü ilk gösterime yetişmek için her zaman ki gibi sabah sabah yollara koyuldum. Sinemaya vasıl olduğumda salon neredeyse dolmuştu. İlk gün olduğu için bu durumu normal karşıladım. Ancak, bugün yazıma fotoğraf eklemek için Google'a girdiğimde filmin 27 Şubat'ta vizyona girmiş olduğunu öğrendim.




Meğer filmi vizyondaki ikinci haftasında seyretmişim. Aynı gün diğer salonlarda vizyona yeni giren filmler oynarken ikinci haftasındaki filme yer bulmakta zorlanmam filmin seyirci tarafından sevildiğini gösterir. Çünkü, ne anlı-şanlı isimlerin, ne görkemli reklamların yapıldığı filmlerin seyirciyi çekemediğini artık biliyoruz. Sinema seyircisi iyi veya kötü filmi anında ayırtediyor ve sinema salonlarını dolduruyor.

Film, 8 saniyenin ne demek olduğunu açıklayan Esra'nın sesiyle başlıyor. Dünyamız güneşin etrafındaki dönüşünü 365 günde tamamlıyor. Güneş, Samanyolu Galaksisi etrafındaki dönüşünü ise 255 milyon dünya yılında tamamlıyor. Ortalama 70-80 yıl olan insan ömrünü dünya yılına değil de güneş yılına göre hesaplarsak ömrümüzün süresi sadece 8 saniye. Film, bu çarpıcı bilgi ile başlıyor. Tüh! diyorsun bütün bu dertler tasalar, savaşlar sadece 8 saniyelik ömür için mi? Ve film daha başlarken bizi felsefi düşüncelere sevkediyor.




Zevkler ve renkler tartışılmaz, filmi sevmeyenler çıkabilir. Ama bana sorarsanız bu filmi sinemada seyretme zevkinden kendinizi mahrum etmeyin. Hikaye gerçek bir hayata ait ama aynı zamanda gerçek dışı olayları anlatıyor. Çünkü, Esra farklı bir çocuktur ve yaşayacağı bazı olayları önceden rüyalarında görebilmektedir. Bu durumunu ailesi de dahil hiç kimseye inandıramadığı için geceleri kabusa dönen rüyalarıyla kendi başetmek zorundadır. 

Esra'nın sıradışı hayatını, yakın çevresiyle ve toplumun değer yargılarıyla olan kavgasını ve sonunda kimin kazandığını öğrenmeniz için ve Esra'nın gerçek hayatından kendinize olumlu dersler çıkarabilmeniz için ve birazcık da gözyaşlarınızla yıkanmanız için ve de mükemmel oyunculuklarla bezenmiş güzel bir film seyretmek için buyurun en yakındaki sinemanın yolunu tutmaya.

İyi seyirler...



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...