23 Ekim 2014 Perşembe

YOL...AMY BLOOM...Bir Kadının Kızıyla İmtihanı...

Bu yaz başında, tatilde okumak üzere dört tane kitap almıştım. O dört kitaptan biri olan Leyla'nın Evi'ni sabredemeyip hemen okumuş, bitirivermiştim de sıcağı sıcağına bloğumda da paylaşmıştım. Kalan diğer üç kitaptan biri Türk Edebiyat Tarihinin önemli yazarlarından Ahmet Mithat Efendi'ye ait, diğeri Afganistan asıllı Khaled Hosseini'nin, sonuncusu ise Amerikalı bir yazarın romanıydı.




Yazlığa yerleştikten sonra okumak üzere kitaplardan birini seçmem gerektiğinde biraz zorlandığımı itiraf edeyim. Çünkü, üç kitap da okumak için can attığım, onca kitap içinden bilerek ve isteyerek seçtiğim kitaplardı. Kitapları seçerken herkes gibi benim de bazı kriterlerim vardır. Mesela, daha önce bir-iki kitabını okumuş ve beğenmiş olduğum bir yazarın yeni kitabını okumak isterim. Veya tamamen merak saikiyle, adını duyduğum ama hiç okumadığım bir yazarı tanımak için veya konusu ilgimi çeken bir kitabı yazarını tanımasam da tercih edebilirim.

Okumak için seçtiğim ilk kitap, Amerikalı yazar Amy Bloom'un Yol isimli romanı oldu. Amy Bloom, daha önce adını bile duymadığım bir yazar. Nedense kitapta yazarına ait hiç bir bilgi yok. Bu kitabı seçmemdeki sebep adının Yol olmasıydı. Yollarda geçecek bir macera kitabı olduğunu düşünerek büyük bir keyifle kitabı okumaya koyuldum.




Daha ilk sayfalarda anladım ki; bu kitap öyle basit bir yol hikayesi değil. Roman, bir Rus yahudisi olan Lillian'ın 1924 yılında Amerika'ya göçmen olarak gelmesiyle başlıyor. Genç kadın, yaşadığı Rusya-Turov'da yahudilere karşı yapılan katliamda tüm ailesini kaybetmiştir. Amerika'da yanına gittiği memleketlisi genç bir kadının yardımıyla, aklını ve kadınlığını da kullanarak hayata tutunmaya çalışır.

Bu arada, Lillian gibi katliamdan sağ kurtulup, Amerika'ya göçmen olarak gelen başka bir akrabasından katliamda öldüğünü zannettiği küçük kızı Sophie'nin yaşadığını öğrenir. Bunu öğrenen Lillian için o andan itibaren kızını bulmaktan başka hiçbir şeyin önemi kalmaz. Onu bu fikrinden hiç kimse vazgeçiremez. Lillian için ne yapıp edip memleketi Turov'a gitmekten başka bir çare yoktur. Ancak, gemi yolculuğu çok pahalı olduğu gibi o sıralar gemiyle seyahat Yahudi bir kadın için pek de uygun değildir.

Son çare olarak bir arkadaşının haritaların yardımıyla çizdiği rota üzerinden giderse az bir para ile bu yolculuğu tamamlayabilecektir. Lillian, trenle Kuzey Amerika, Alaska'ya, oradan da Bering Boğazını geçip, Sibirya üzerinden köyüne varacağına olan inancıyla kızına kavuşmak için bu zorlu yolculuğa çıkar.

Kitabın arka kapağında romanın özeti için konulan notlardan birinde şöyle yazıyor. "Acı bir masal tadındaki yolculuğun her bir durağında yeni hayatlar karşılar onu. Lillian, o hayatları da yaşar. Bir ömre kaç hayat sığarsa o kadarını yaşar işte...Ve bazı masallar sona ulaşmadan biter".

Lillian'nın bu akılalmaz yolculuğunda gerçek bir macera tadı bulurken, çok genç olmasına rağmen bir kadının annelik duygusunun gücüyle başardıklarına inanamayacaksınız.

İyi kitaplar...İyi ki varlar...





LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...