13 Nisan 2014 Pazar

MANDIRA FİLOZOFU...Bir Lokma Bir Hırka...

Öğleden önce sabah matinesinde film izlemeyi oldum, olası severim. 11.00 matinesi bana çok cazip gelir. Hem bilet fiatları yarı yarıyadır, hem de zamandan tasarruf ederim. Eskiden sinema demek bir salon demek olduğu için bir matine olurdu. Şimdi öyle mi ya! 11.00, 11.30 ve 12.00 saatlerinde sabah matineleri var. Bütün kış sinemaya karşı mesafeli durduktan sonra bu sabah bana aniden bir ilham geldi. Gidip, şu Nuh Tufanı  filmini göreyim dedim. Gerçekten de çok istedim ve sırf bu film için olabildiğince hızlı hazırlanıp, evden çıktım.




Erken gelme ihtimalim çok düşük olduğu için duvardaki tanıtım afişlerine bakmaya hiç yeltenmeden girişde ellerinde el fenerleri ile bekleyen görevli gençlerin yanına yaklaştım. Görmek istediğim filmi söyledim. Maalesef film çoktan başlamış, bir sonraki gösterimi de öğleden sonraymış.

Sabah keyfimden fedakarlık yapıp, aceleyle evden çıktığıma göre bir film izlemeden eve dönmek olmazdı. Her ne kadar istediğim filme yetişemesemde belki başka güzel bir film vardır diye düşündüm. Görevli genç, şu anda Mandıra Filozofu oynuyor, yarım saat sonra da...diğer salonda oynayan filmi söyledi ama ben duymadım bile. Çünkü, kararımı vermiştim. Mandıra Filozofu'nu seyredecektim.




Çocuklar Duymasın dizisinde geçen yıl çok severek takip ettiğimiz Mustafa Ali ve onun modern dünyanın dayatmalarına karşı duruşu hoşumuza gitmişti. Mustafa Ali karakterinin filmin başrolünde olması gerekir gibi bir algı olsa da bu doğru değil. Bu filmin başrolünde bence Mustafa Ali'nin hayat felsefesi -bir lokma, bir hırka- ve bir de doğa var. Hep daha çok kazanmak için hayatı boyunca çalışmış, hatta hayatı iş olmuş sanayici Cavit Bey, karısının da çok istediği bir butik otel için küçük bir koydaki araziyi satın almak istemektedir. Arazi, hisselidir ama Mustafa Ali dışındaki hissedarlar satışa onay vermişlerdir. Sevdiği kızla evlenebilmek için satışın bir an önce gerçekleşmesini isteyen amcaoğlu, Mustafa Ali'yi bu satışa ikna etmeye çalışır.




Bir yandan amcaoğlu, diğer yandan işi inada bindirmiş olan Cavit Bey, Mustafa Ali'yi bu satışa ikna edebilecekler midir? Film komedi ve biz de filmin başlamasıyla beraber gülmeye başladık. Tüm film boyunca zaman zaman artan ve azalan seviyelerde güldük ama filmin sonlarına doğru duygulandık ve gözlerimiz yaşardı. Mustafa Ali, bildiğimiz felsefesini film boyunca azar azar, yeri geldikçe o kadar ikna edici anlattı ki; zengin olmadığım halde ben bile etkilendim.

Film, Mustafa Ali'nin hayat felsefesinin yanısıra dünyanın zenginler -güçlüler- tarafından nasıl parsellendiğini de anlatıyor. Koskoca yatla küçük bir koya giren insanın tabiatın bağrına bir hançer gibi saplandığını hissediyoruz. Doğanın tüm canlıları ile birlikte, yani çevremizin yani dünyanın nasıl hoyratça, paranın her şey olduğunu zannedecek kadar insanlığını unutmuş, yaptığı kötülüğün farkında bile olmadan, fütursuzca hem de kadınların da dahliyle nasıl katledildiğini gözümüze gözümüze sokuyor.

Sırf daha çok para kazanmak, çok parası olduğunu cümle aleme ilan etmek uğruna kimbilir kaç koy mahvedilmiştir memleketimde; Kimbilir?




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...