26 Şubat 2013 Salı

BURASI TÜRKİYE!!!...Ne Demek?

Televizyon oyuncusu bir genç kızın cinsiyet değiştirdiğine dair çıkan haberler herkesin malumu. Sosyal medyada yer alan haber üzerine aile adına açıklama yapan ablanın inkar beyanı üzerinden bir gün sonra olayın gerçekliği kahramanı tarafından onaylandı. Bütün bu gelişmeleri günlük gazetemde sayfaları gözden geçirirken ister istemez okuduğum için biliyorum. 




Aslında olay çok özel ve hassas bir konu ama olayın kahramanı televizyon oyuncusu olunca haber değeri taşıyor ve sosyal medya başta olmak üzere görsel ve yazılı basın olaya sayfalarında geniş yer veriyor. Kişisel bir tercihin magazinleştirilmesi olarak gördüğüm için okuyup, geçtiğim bu haberi bloğuma almamdaki sebep, en başta olayı inkar eden ablanın, duyduğu kaygıyı şöyle bir cümleyle dile getirmesiydi, "Biz Türkiye'de yaşıyoruz, Avrupa ülkesinde yaşamıyoruz. Kardeşimi çok üzecekler."

24 Şubat 2013 Pazar

PİLELİ BÖREK...Annem İstedi Pileli Börek Yaptım...

Benim annem, nev'i şahsına münhasır bir kadındır. Çocukları olarak bizim bile zaman zaman şaşırdığımız halleri ve düşünceleri vardır. Aile ve akrabalar onun için çok önemlidir. Yıllar içinde sevdiği, iyi anlaştığı çok komşusu, arkadaşı da oldu ama O, her ilişkisinde mesafesini korudu. Komşusunun kapısını çalar, halini-hatırını sorar ve davet edilirse içeri de girer ama komşuluk ilişkilerinde bir ihtiyaç için komşusunun kapısına gittiğini görmedim ve bilmem. 




Alış-veriş için dışarı çıkarken -kendi başına dışarı çıktığı yıllar çok geride kaldı- herhangi bir ihtiyacı veya canının çektiği bir şey olup, olmadığını sorduğumda çok nadir olarak bazı siparişler verir. Aşırı istekleri olmayan annem, geçen haftalarda bir gün aniden,
-Senin bir böreğin vardı, pile pile yapıyordun, aklıma geldi, yine yapsana, dedi.

20 Şubat 2013 Çarşamba

MONTAIGNE...Denemeler...

"Gideceği limanı bilmeyene, hiçbir rüzgarın faydası yoktur." 

Mütevazi kitaplığımdan seçtiğim üç kitabı daha önce sizlerle paylaşmıştım. Aslında, tanıtacağım ilk kitabın, başucu kitabım olan Montainge'nin Denemeler'i olması gerekirdi. 




Bu kitabı, -naçizane- tanıtmak için cahil cesaretiyle ve de geç olsun güç olmasın diyen atalarımızın bize verdiği güçle anlatmaya başlayabilirim.
Elimdeki bu kitap, -Sabahattin Eyüpoğlu'nun Türkçesi ile Cem Yayınevinin Dünya Klasikleri serisinden 1982 baskısı- gerçek manada bir başucu kitabı. Her evde bulunması her kitapseverin mutlaka okuması gereken ve özel günlerde hediye edilebilecek değerde bir kitaptır. 

18 Şubat 2013 Pazartesi

ARNAVUT Ciğeri mi? EDİRNE Tava Ciğeri mi?

Memleketimizin diğer illerinde durum nasıldır bilemem ama bir İstanbul'lu aile olarak Arnavut Ciğeri, -biz kardeşler daha çocukken- soframızda sıkça yer alırdı. Evimizde, ciğerin pişirilmesine son derece önem verilir. Ciğer, yağda fazla tutulmaz, üç-dört kere çevirip süzgeçle kağıt havlu üzerine alınır. Bu suretle yağda az kalan ciğer sertleşmez, yumuşacık olur. Yanında -üzerine kalan kızartma yağından azıcık dökülmüş- bol maydanozlu soğan ile servis yapılır. 



     Edirne Tava Ciğeri, yanında yağda çevrilmiş kurutulmuş acı biber ve isteğe bağlı
olarak tava yoğurdu ile servis edilir. 

Çocukların beyin gelişimlerinde önemli bir besin olduğunu bildiğim ciğerin ileri yaşlarda tüketilmesi tavsiye edilmediğinden ciğer tüketimimiz azalmış, kışları 2-3 kereyi geçmiyordu. Ta ki; yaz aylarını Edirne'nin sahil şeridinde geçirmeye başladığımızdan beri. 

15 Şubat 2013 Cuma

UZUN HİKAYE...Bir Uzun Hikaye...

Bu kış başında çokça sözü edilen filmlerden biri de Osman Sınav'ın çektiği Uzun Hikaye idi. Her zaman romanı filme tercih etmiş biri olarak kitabı okumak ve bu sayede Mustafa Kutlu'nun kalemini tanımak istedim. Filmi görmeye de gidemedim zaten. Kitap, az sayfalı kısa bir roman ama ismi gibi uzun hikaye de diyebiliriz. Kitap bir solukta okunacak akıcılıkta ve kısalıkta.






Bulgar göçmeni, kimi kimsesi kalmamış, az buçuk mürekkep yalamış, hakkını aradığı için adı sosyalist'e çıkmış Ali'nin, sevdiği Münire'yi ailesinin rızası olmadığı için kaçırarak evlenmesi ve kızın ağabeylerinin takibinden kurtulmak için de devamlı yer değiştirerek kasaba kasaba dolaşmalarının anlatıldığı bir aile hikayesi. 

10 Şubat 2013 Pazar

MÜSLÜM BABA'ya Acil Şifalar...

Son günlerde televizyon reklamlarında seyrettiğimiz Müslüm Gürses'in hastanede yattığını bildiğim için reklama her rastladığımda içim eziliyor ve üzülüyorum. Aylardır hastane odalarında belki de kendini bilmeden yatıyor. Yılların yorduğu vücudu yaşamak için direniyor. Reklam kampanyasının bilhassa son bölümünde çok etkileniyorum ve her seyredişimde Müslüm Baba için dua ediyorum. Onun için acil şifalar dilerken, gayrı ihtiyari I love you Müslüm Baba diyesim geliyor.



Yukarıdaki satırları yazdığıma bakıp da beni Müslüm Baba'nın eski hayranlarından zannetmeyin. Benim için Müslüm Gürses, hayranları vücuduna jilet atan bir şarkıcı/türkücü veya daha doğrusu ne söylediğini bile bilmediğim, hayranlarının konserlerindeki vukuatlarını gazetelerden okuduğum bir sahne insanıydı. 

9 Şubat 2013 Cumartesi

AYVA TATLISI... Ağız Tadı...

Semt pazarında, sapsarı renkleri ile gözlerimi alan ayvalardan reçel kaynatmak için seçerken, tatlısını da yaparım diye fazlaca almıştım. Reçeli kaynattım ve resimli tarifini de sizinle paylaşmıştım. Sıra gelmişti ayvanın tatlısını pişirmeye. Bugün yarın derken baktım ayvaların suları çekilecek, girdim mutfağa. 



Ayva tatlısını pişirmekte ne var! Oturtacaksın ocağın üstüne pişecek. Kolay! kolay da çok zaman alıyor ayva tatlısını pişirmek. Neyse, bu arada baktım benim meyve yoğunluklu reçel de bitmek üzere. Şekeri az olduğu için marmelat tadındaki reçelimi yemelere doyamadık ve kavanozun dibi gelmiş. Madem öyle, bu kış için son defa bir ayva reçeli daha kaynatmaya karar verdim.

5 Şubat 2013 Salı

KADINLIĞINDAN UTANMAK...

Kadınlığından utanır! 
                              çünkü, ona utanması öğretilir. 

Ergenlik çağındaki bazı kız çocuklarının sırtlarının hafif kamburlaştığını görürsünüz. Otururken, gezerken bedeninin bilhassa üst tarafını kollarıyla saklar, gelişmekte olan vücudunu örtmek, kapatmak ve dikkat çekmemek üzere bir şekil alır. Dik gezemez. Bilhassa erkeklerin ekseriyette bulunduğu yerlerde vücudunu adeta küçültür, görünmez olmak ister. Büyüyüp, gelişmekte olan bedeninden bir ayıbı varmış gibi utanır.



Ebeveyninin dünya görüşü çerçevesinde kendinden emin bireyler olarak yetişen kız çocuklarının sayısı azımsanmayacak kadar çoktur ama kadın olduğu için kendinden utanan kızların, kadın nüfusunun çoğunluğunu teşkil ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Vücudundan utanan kızların bu utançla yaşayamayacakları aşikardır. Evlerinde neyse de toplum içerisinde bulunabilmeleri ancak tesettürle mümkün olabilir. Bunu ilk keşfeden de ne yazık ki sosyologlar veya psikologlar değil de hazır giyimciler olmuştur. Bu olgu da ülkemiz gerçeklerinin bilinirliliğinin ne kadar zayıf olduğunun -delili- göstergesidir.

2 Şubat 2013 Cumartesi

TAVUK SUYUNA ÇORBA...Kış Hastalıkları...

Ağır olmamakla beraber iki haftadır geçmeyip, sürüklenen nezle, grip, faranjit üçlüsünü üstümden atıp, nihayet dışarıya çıkabildim. Çok daha mühim hastalıklarla savaşan insanlar var iken ve onların yaşadığı zorlu  süreçleri bile bile hastayım demek biraz kendini bilmezlik gibi görünsede kış hastalıklarını küçümsemek de doğru değil. Eğer gereken önem verilmezse ciddi sıkıntılara yol açabilirler. 




İlaçların yanısıra bol meyve ve biraz da istirahat ile bu rahatsızlıklardan kurtulmak mümkün. Bir de olmazsa olmaz, Tavuk Suyuna Çorba. Eskiden, sadece göğüs etinden hazırladığımız bu çorbayı bu kış bütün tavuktan pişiriyoruz. Bu şekilde daha lezzetli oluyor. İçine didilmiş tavuk eti ile tel şehriye atılarak pişirilmiş çorbayı taze taze dumanı üstündeyken, tuzunu karabiberini zevkinize göre ayarladıktan sonra bolca da limon sıkarak içeceksiniz. 

1 Şubat 2013 Cuma

YAZILARIM...Okunuyor mu ne!!!

Günlük alışveriş ve bazı resmi kurumlardaki işler için on dakikalık bir yürüyüşle vardığım caddeye geçmek için kullandığım yaya geçidinden bir yazımda çok önceden bahsetmiştim. Tahminen bir ay önce yine bir gün aynı yaya geçidinin başına geldim araçlar ve yayalar için aynı anda yanan yeşil ışığı bekliyorum. 



Araçlar için yeşil ışık yandı ve onlar her zaman ki gibi yola ok gibi fırladılar ama bize yani yayalara hâlâ kırmızı ışık yanıyor. Hayırdır inşaallah! araçlarla kavga kıyamet de olsa buradan geçiyorduk ama gel gör ki şimdi o geçişten bile yoksun kalmışız. Ne oldu! ışıklar mı bozuldu derken ne oldu dersiniz, biz yayalara yeşil ışık yandı ve araç geçişi durdu. 

Gözlerime inanamadım. Yazılarım okunuyor mu ne!