23 Aralık 2013 Pazartesi

İSTANBUL'DA KAR YAĞIYORDU...

İstanbul'da iki gündür kar yağıyordu. Kahvaltı sofrasını pencere kenarındaki masaya hazırlamıştım. Çaydanlıkta demlenen çayın kokusu, kızarmış ekmek kokusuna karışmış, sabahın erken saati olduğu için evin içi serince ve dışarıda kar yağıyordu. Mis gibi demli çayla doldurduğum fincanları sofraya bırakırken gözüm bir an pencereden dışarıya gitti. Biraz evvel serpiştiren kar değişmiş lapa lapa yağıyordu. Kar taneleri iriydiler ama kuş tüyü gibi hafifçe uçuşarak ağır ağır hiç acele etmeden sessizce aşağıya iniyorlardı. 


Belki de güle oynaya düşüyorlardı. Ben sadece yağışın güzelliğine bakakaldım, büyülenmiş gibiydim. Kar taneleri o kadar yavaş düşüyorlardı ki; dışarı çıkıp, koşarsam onları yere düşmeden yakalayacağımı zannediyordum. Onlarsa yere düştüklerinde yok olacaklarını biliyorlarmış gibi bilhassa ağırlaşıp, salına salına, döne döne yere doğru düşerken hiç acele etmiyorlardı. Böyle ne kadar kaldım bilmiyorum. Daldığım rüyadan uyandığımda gökyüzünden düşen kar taneleri seyrekleşmeye başlamıştı.  


İnsan güzellikler karşısında mutluluktan büyüleniyor. Bazen o kadar mutlu hissediyoruz ki öylecene kalmak, o anı sonsuza kadar uzatmak istiyoruz. Sevgililer çok yaşamıştır böyle anları. "Böyle kalsak ayrılmasak, bir beden olsak" derler. Gerçekten de bunu isterler. Ama olmaz! Hayat durmaz, devam eder ve devam ederken de her şey değişir. Bakmışsın, ayrılmayalım hep böyle kalalım dediğinden çoktan ayrı düşmüşsün. 

Mutluluğumuz için zamanı durdurmak kulağa hoş geliyor ama bir de bunun tersinin vukû bulduğunu düşününce hayatın nasıl muazzam bir denge ile kurulmuş olduğunu anlıyoruz. Şairin dizelerinde dile getirdiği gibi bu gün bizi güzelliğiyle büyüleyen kar yağışını bazen göremeyiz bile. Çünkü, baktığımız her yerde ve her şeyde onun gözlerini ve kirpiklerini görürüz. Yüreğimizdeki hasret acısı ve umutsuzluğun soğuğuyla yüreğimiz donmuştur adeta. 



sana da yağdı mı kar
gözlerine usul usul
ince bileklerine kirpiklerine
son yapraklarına
kalbindeki umutsuz dalların
usul usul 
sallandı mı senin 
sana da yağdı mı kar

Mehmet Can Doğan