5 Kasım 2013 Salı

ÖLMEK...Öleceğini Bilmenin Dayanılmaz Ağırlığı

Eşref-i mahlukat olarak tanımlanan insan, diğer yaradılanlardan farklı olarak akıl, fikir, düşünce, muhakeme ve daha bir çok üstün yetenekle donatılmıştır. Bu üstünlük bir yandan da insanın handikapıdır. Çünkü, üstün yaratılan insanın büyüklüğüne yaraşır davranışlar göstermesi beklenirken aksine çoğu insan üstünlüğünü güçsüzler üzerinde kullanmaktan çekinmemiştir. Oysa üstünlük, azamet ve güç, muhtaçları korumak ve kollamak için kullanılırsa sahibine şeref kazandırır. Bunun için de insanın mütevazi olması gerekir. Üstünlüğünü bile bile mütevazi olabilmek kolay olmadığı için tevazu sahipliği de ayrı bir meziyettir.





Aslında, tüm azametine rağmen insan bir bakıma zavallıdır. Çünkü, öleceğini bilen tek canlı insandır ve ölüm gerçeği en büyük korkusudur. Ölüm, insan zihninde, yitmek, yok olmak, sahip olduklarından ve sevdiklerinden ayrı kalmak demektir. İnsanoğlu belki de kendisine verilen üstün yeteneklerinin bedelini ölüm korkusu ile ödemektedir. 


Bir yandan da ölümü tam manasıyla anlayıp, kavramış sayılmaz. Eğer gerçekten anlamış olsa ölümsüzlüğün peşine düşmezdi. Tüm dünya milletlerinin kadim tarihlerinde, mitolojilerde ölümsüzlüğün peşine düşenler anlatılmıştır. Bizde de rivayet olunur ki; Kur'anı Kerim'in Lokman suresinde bahsi geçen Lokman Hekim, ölümsüzlüğün peşine düştü ve ölümsüzlük iksirinin formülünü buldu. Ancak, hazırladığı Ab-ı Hayat iksirini nehre düşürdü ve insanoğlu bir kez daha ölümsüzlüğe kavuşma ümidini kaybetti.

Aslında, insanın ölümsüzlük arzusunu anlamak için o kadar eskiye gitmemiz de gerekmiyor. Bu günkü tıp ilminin ve ilaç sanayiinin geldiği nokta insanların ölümsüzlük peşinde olduğunun yadsınamaz kanıtıdır. İnsan için ölümün varlığından haberdar olması, öleceğini bilmesi belki zayıf tarafı ama bir manada da koruyucu kalkanıdır. Her insan için geçerli olmasa da ölümün varlığı bir çok insan için kötü amellerinde frenleyici ve caydırıcı olabilir.

Ölüm soğuktur, bilinmezlik ve yalnızlığı çağrıştırır ama şair, ÖLMEK isimli şiirinde, tevekkülle karşıladığı ölüme bir dostuyla konuşur gibi hitap eder. Ölümden kaçış olmadığını bilen şair, ister istemez gideceği ölümden o an'a dair yani buluşma anı için isteklerini -şartlarını- söyler. Şiir'deki bu naif durum beni çok etkiledi. Ölümün o ürperten soğukluğunu alıp, götürdü

İnsan ve ölüm ilişkisi üzerine yazı yazmak arzusunda olduğum bu günlerde bir arkadaşımın facebook da paylaştığı, Yavuz Bülent BAKİLER'in ÖLMEK isimli şiiri tam da anlatmak istediklerime denk düştü. Ölüm var ve hep var olacak. İnsanın baş ödevi yaşamak ise ikincil ödevi de ölüme hazır olmak. Korkunun ecele faydası olmadığı gibi, 

"Az yaşa, uz yaşa akıbet gelecek başa"! 




ÖLMEK

Çağırırsın bir gün beni de ölüm

Ansızın vurabilirsin kapıma.
İster istemez gelirim;
Bir güzel kadına, bir güzel kıza
Bakarken ölebilirim.

Arkamda bir yığın sevap ve günah
Belki bir gece yarısı, belki bir sabah...
Çeşmeler daha türkülü, ırmaklar daha gümrah
Akarken ölebilirim.

Bütün kaygılarımdan arına arına
Bilmem ki çıkar mıyım, çıkmaz mıyım yarına
Kızımın resmi için odam duvarına
Bir çivi çakarken ölebilirim.
Yüreğim çepeçevre, damar damar gam
Ah bu derdi yazmakla, çizmekle anlatamam
Evimin lâmbasını belki bir akşam
Yakarken ölebilirim.

Düşündüm musalla saltanatımı
En son bineceğim tahta atımı
Bir ayna önünde kravatımı 
Takarken ölebilirim
Çağırırsın bir gün beni de ölüm
Ansızın vurabilirsin kapıma.
İster istemez gelirim:
Bir gün güzel kadına, bir güzel kıza
Bakarken ölebilirim.

Yavuz Bülent Bakiler