14 Şubat 2014 Cuma

DENİZ VE KUM...Ebedi Aşıklar...Şahitleri Martılar!

Yaz mevsimini geçirdiğimiz tatil beldesi her yıl olduğu gibi Eylül'ün başlarından itibaren yine tenhalaştı. Okulların açılışına hazırlanmak için aileler birer ikişer şehre döndüler. Sabah yürüyüşlerinde arabalarını yükleyen ailelerle vedalaştık. Bazı yıllar Eylül'de yazdan kalma günler yaşanır. Güneş gökyüzünde pırıl pırıl parlar ve yumuşacık ısıtır. Gün ortasında güneş tam tepede iken çekinmeden denize girilir, kumda şemsiye aranmaz. Böyle olunca da kavurucu yaz sıcaklarından sonra Eylül'de havanın açık olması, son günleri değerlendirmek bakımından hepimizin temennisidir.



Bazı yıllar ise Ağustos'un son günü hava birden bozar, gökyüzü koyu gri bulutlarla kaplanır, sert bir rüzgar çıkar adeta yerle gök birleşir ve gece sabaha kadar büyük gürültülerle gökler yarılır, yağmur kovalardan boşalır gibi yağar. Ertesi gün uyandığımızda yaz mevsiminin bir gecede bittiğine şahit oluruz. 



Yazlıktaki ilk yıllar tecrübesiz olduğumuz için yağmurla giren Eylül ayında yağmurların dinip, havanın tekrar açmasını beklerdik. Tecrübeyle öğrendik ki; Eylül nasıl girerse öyle de çıkıyormuş ve havanın açmasını beklemek nafile bir çabaymış. Neyse ki; zamanla yağmurlu günlerin de ayrı bir zevki olduğunu keşfettik. Yazlık komşularımızla son günlerimizi balkonlarda, sabah kahvelerinde beş çaylarında buluşarak, yağmur dindiğinde de sahil boyunca uzun yürüyüşler yaparak değerlendirmeye başladık. 



Bazen de tek başına takılmak insana iyi gelir ya! En büyük zevkim de serin havaya uygun sıkı giyinip, sahile paralel yol kenarındaki kayaların üzerinde oturup, denizi ve dalgaların kumlara uzanmasını seyretmektir. Deniz hafiften coşmuş kabarmış, dalgaları bembeyaz köpükler saçarak arka arkaya kıyıya vurur, adeta kumsalla kucaklaşır. Öyle bir kucaklaşma ki; kumlar heyecanla, mutlulukla sırılsıklam olur, pırıl pırıl parlarlar. Kumlar parladıkça, deniz daha da coşar, dalgalarını daha da büyütür, yükseklere çıkarır ve tüm sahil boyundaki kumları kendine çekmek ister gibi dalgalarını en uzak kum tanesine kadar gönderir.



Denizin bu hırçın ve hoyrat halleri kumsalın hoşuna gider. Çünkü, o da özlemiştir dalgalarla kucaklaşmayı. Yaz boyunca bu kadar yakınken bile birbirlerine hasret kalmışlardır. Çoluk-çocuk, genç-yaşlı insanların ayakları altında hoyratça ezilirken bu günlerin hayaliyle sabretmiştir. Hele sabah erken saatlerde yaşadıkları hepsinden de zordur. Geceleri geç saatlere kadar süren kum partilerinden bitap düşen kumsal, güneşin ilk ışıkları ile daha da uyuşmuş bir halde uyurken, erkenciler gelir ve aralarında şakalaşırlar, "denizi uyandırmaya geldik" diye. Bu gürültüye uyanan kum, şaşkın bakınırken denizi sütliman, çarşaf gibi uzanmış görünce hayıflanır denizin dalgalarıyla uyanacağı günlerin özlemi yakar içini.



Deniz ise tüm gece huzurlu bir uyku çektiği için bağrına saplanan kulaçlarla uyandığında kum kadar kızgın değildir ama o da bu gürültücü insanlardan bezmiştir artık. Kumsal ile başbaşa kalacağı günleri özlemiştir. Dalgalarını kabartıp, tüm varlığıyla kucaklayacağı kumsala kavuşacağı günü sabırsızlıkla beklemektedir. 


Kıyıdaki kayalıklarda oturup bunları düşünürken, denizin birden hafifçe kabarıp, kumların üzerine gönderdiği ufak dalgalarla ve dalgaların üzerinde uçuşan beyaz martı kuşları ile adeta "güzel günler yakında, baş başa çok güzel günlerimiz olacak" diye teselli mesajları gönderdiğine şahitlik edebilirim.  


Zaten bu aşka bir ben bir de martılar şahit. 






LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...