2 Nisan 2013 Salı

İŞSİZLİK... Ahlâk Sükût Ederse!

Uygun fiyatlarla hediyelik eşya satan dükkanlardan birinde diğer bir kaç müşteri ile birlikte raflardaki ufak-tefek ev ve süs eşyalarına bakınarak, dolaşıyoruz. Bu arada bebeğinin arabasını iterek dükkana girerken bir yandan da telefonuyla konuşan genç bir kadın dikkatimi çekti. Dükkan küçük olduğu için anlattıklarını ister, istemez hep beraber dinliyoruz. Genç kadın eşinin çok çalıştığını, işlerinin yoğun olduğunu yanayakıla anlatıyorken biraz durdu, dinledi. Karşı taraf ne dedi ise genç kadın eşinin hem iş yoğunluğunun devam ettiğini, hem de maaşına üç yıldır zam alamadığını söyledi. 



Bunları söylerken üzgün ve bir o kadar da kızgındı. Eşinin bu duruma bir süre daha katlanmak zorunda olduğunu ilave etti, yüksekliği giderek artan ses tonuyla. Ve zannediyorum o an nerede olduğunu da unuttu, çok sinirlenmişti, bağırırcasına, "Patron efendinin işleri çok iyi" dedi. "İyi olmasa evini değiştirir mi?"
"Çalışanlarına beş kuruş zammı çok görüyor ama kendine caddede yeni ev alabiliyor."

Sesinde haksızlığa uğramış çaresiz insanların kızgınlığı ve yılgınlığı vardı. Kendi sesinden irkilip o anda bulunduğu yerin farkına varan genç kadın biraz da konuştuğu kişiye haksızlık ettiğini düşünmüş olsa gerek, daha yumuşak ve alçak bir ses tonuyla konuşmasına devam etti.

İş ahlakı olmayan bazı patronlar, işsizlik oranları yükseldiği zaman fırsat bu fırsattır diyerek işçilerini düşük ücretlerle çalıştırıyorlar. Bilhassa, evli ve çocuklu olanların işi terk etme gibi bir lükslerinin olamayacağını bildikleri için ücretlerine zam yapmadıkları gibi bölük pörçük ödemelerle onları oyalıyorlar. İşten çıkmayı göze alamayan ve patrondan alacaklı olduğunu düşünen insanları bu kurnaz taktikle ne kadar uzun süre çalıştırabilirlerse kâr biliyorlar. 

İnsan onuru ve haysiyeti ile bağdaşmayacak bu haksızlığı yapanların kendilerine de saygıları olduğunu zannetmiyorum. Çaresiz insanların sırtından ve hakkı ödenmemiş alın terinden kazanılmış parayla zenginliğe kavuşacağına inanmak ne büyük gaflettir. O kişi kendini zengin olmuş, başarılı bir adam olarak lanse edebilir ama para bile bilir o adama ait olmadığını ve bir gün misliyle terkeder gider. 

Harp zamanının yokluk günlerinde karaborsadan zengin olan "Harp Zenginleri"nden hiçbir farkı olmayan bu fırsatçı patronlar el emeği-alın terinden başka hiçbir şeyi olmayan -maalesef- korunmasız işçilerin emeğini sömürürken kan emen sülükler gibidirler. Lâkin, sülük doyduğu anda bırakır da, insanoğlu doymayan iştihası ile sömürdükçe sömürür. 

Modern toplumlarda toplumun ahlâkı ekonomiyle birlikte değerlendiriliyor ve bir dereceye kadar da doğrudur. Fakirlik, insanları kötü yollara sevk edebilir. Ve bu anlaşılabilir bir şeydir. Anlaşılamayan ise ekonominin yolunda gitmediği, dolayısıyla işsizlerin çoğaldığı zor günlerde zenginliğini arttırmak isteyenlerin varlığıdır. 

Bu zihniyetteki insanların varlığı devlet ve toplum için bir ayıptır. İnsanlar doğru yolu vicdanlarının sesini dinleyerek bulabilirler ama halkın idaresinde yasalar ve yasaları uygulayanlar vardır. Vicdanının sesini bir şekilde susturmuş insanların varlığını düşünerek devlet kendi kurumları ile diğer taraftan denetimlerin daha da arttırılması maksadıyla kurulmasına izin verdiği sivil toplum kuruluşlarından olan Meslek Odaları ve Derneklerinin de katılımıyla toplumda adaleti tesis edip, toplum huzurunu korumak zorundadır. 

Bir toplum için en kötüsü, ahlâkın sükût etmesidir. Çünkü, zor günler elbet bir gün aşılır, para kazanılır, çöken ekonomi düzlüğe çıkar ama toplumun yok olan ahlâkını tekrar var etmek için çok emek ve zaman gerekebilir.






LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...