11 Mart 2013 Pazartesi

ABDÜLCANBAZ...Üzerimizde Hakları Var...

İki yıl önce bu gün Abdülcanbaz'ın babası, Turhan Selçuk öldü dediler, içim cız etti yüreğimde ince bir tel koptu. Son yıllarda yüreğimden o kadar çok tel kopmakta ki, gün geçmiyor bir kayıp haberiyle bir yanım yıkılmasın. Milliyet Gazetesi, kişisel tarihimde hatırladığım -evimizdeki- en eski objelerden biridir. Ufacıcık ama uzman soruları ile çözmekte zorlandığım ve babamla -anılarımın en güzeli olan- beraber çözdüğümüz veya çözemediğimiz günlük kare bulmaca, zamanın usta kalemlerinden köşe yazıları ve Abdülcanbaz'ın Maceraları.



Şimdilerde eğitim evde başlar deniyor ya aslında bunu daha da genişletebiliriz. Çünkü, dünyaya gözümüzü açtığımız andan itibaren bir eğitim, öğretim çemberi içinde sarılmış buluyoruz kendimizi. Çocukluğumda eve giren kitap sayısı kısıtlıydı. Okul kitapları dışındaki kitaplar gereksiz bulunur ve pek uygun görülmezdi. Hatta, kız çocuklarının roman okuması ayıplanırdı bile. 

Okuma yazmayı Saatli Maarif Takviminin yaprakları ve günlük gazetenin sahifelerinde söktüren bir neslin ahvadıyım anlayacağınız. Biraz büyüyünce mütevazi harçlığımızla aldığımız ve arkadaşlar arası değiş tokuş sistemi ile çoğalttığımız kitap ve dergilerimiz oldu ama ilk okuma-yazmayı söktürdüğüm gazete manşetleri ve tam anlayamasam da ısrarla okumaya çalıştığım köşe yazarları birer -ilk- öğretmenimdi.

Ölümleri ile yüreğimden tel koptu derken bu -tanışmadığım- öğretmenlerimi kastediyorum. Bu insanların hiç tanışmadıkları insanların yüreğine o ince telleri işlemeleri -kendilerine verilmiş- ne büyük bir lütuf ve güçtür. Bu günlere göre çok farklı, ancak yaşayanların bilebildiği -50'li yılların- olumsuz hayat şartlarında eğitim ve öğretimimizde etkili olmuş olan günlük gazetelerin yerini bu münasebetle bir kere daha anmış ve haklarını teslim etmiş olalım.

Gelelim Abdülcanbaz efendiye. 1957 yılında Turhan Selçuk tarafından çizilmeye başlanan Abdülcanbaz, Aziz Nesin'in yarattığı düzenbaz bir turist rehberi olarak başladığı maceralarına daha sonra Rıfat Ilgaz'ın yazdığı maceralarla devam eder. Rıfat Ilgaz'ın yazıları aksatması üzerine Turhan Selçuk, maceraları çizdiği gibi yazmaya da başlar. 

Bu defa Abdülcanbaz, yeniden şekillendirilen karakter yapısıyla, doğruların yanında kötülere savaş açan ve -meşhur Osmanlı Tokadı ile- onların hakkından gelen Osmanlı dönemi bir halk kahramanı olur. Yeniliklere açıktır. Güçlü kaslarıyla ve yakışıklılığıyla zamanının güzel kadınlarını kendine aşık etmiştir.

Turhan Selçuk, Abdülcanbaz'ı kendi kalemi ile yeniden şekillendirirken öyle bir kahraman yarattı ki; gazetede günlük yayınlanan -kuşak denilen- her bir bölümünün üzerinde sağ yanında yazan Turhan Selçuk adı Abdülcanbaz ismi ile benim çocuk kafamda üstüste çakışıyordu. O kahramanın aslında Turhan Selçuk'un kendisi olduğunu zannediyordum. "Dervişin fikri ne ise zikri de o olur" atasözünden yola çıkarsak; haksızlıklara ve her türlü kötülüğe, hiç olmazsa hayallerinde savaş açan ve çizgilerle bize anlatmaya çalışmış büyük ustaya buradan selam olsun.

O ve onun gibilerin üzerimizde hakları olduğunu düşünüyorum. Onlar bu dünyayı -hele ki memleketimizde- yaşanır kıldılar. Yüreğimize tel tel işledikleri yüce duygular için kendilerine buradan şükranlarımı gönderiyorum. 






LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...