26 Ocak 2013 Cumartesi

SAAT YARIM! Eskiyle Yeni...Birlikte Güzel...

Sabah saatlerinde bir banka şubesinde, elimizde sıra numarası oturmuş bekliyoruz. Bir kadın, içeri girmeden şubenin kapısından başını uzatarak telaşlı bir sesle bankodaki memurlara doğru seslendi. 
-Öğle tatiliniz saat kaçta başlıyor?
Çalışma saatleri banka şubelerinin kapılarında mutlaka yazılıdır ama memleketimizde okuma-yazma oranının düşük oluşu ve özel bankanın mudi'ye -mecburi- olan saygısından dolayı kapıya yakın memur,
-Öğle tatili, saat onikibuçuk da başlıyor! diye cevap verdi.




Epey bir süredir ve pek çok yerde defalarca şahit olduğum gibi saat 12.30, uzun zamandır onikibuçuk -12,5- olarak söyleniyor. Bize ilkokulda belletilen, saat 12.30'u gösterdiği zaman, saat- Yarım- dır. Dijital saatlerde yazdığı gibi 12.30 da denilebilir belki ama 12,5 (onikibuçuk) olarak söylendiği zaman bana hiçbir şey ifade etmiyor. 

Eski kafalılık yapmak istemem. Eğer gençler bazı konularda olduğu gibi bu konuda da kendi kavramlarını yaratmak istiyorlarsa saygı duyarım, amma velâkin ilköğretim müfredatı değiştirildi ise üzülürüm. 

Dil, insanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları harf ve kelimelerden oluşan bir sistem. Bunu, yazarak veya sesimizle kullanıyoruz. Dolayısıyla, dil kullanıldığı müddetçe yaşayabilir. Bir dili sadece konuşarak ve yazarak yaşatmak da mümkün olmaz. Şöyle ki; dil yaşayan bir organizmadır ve bunun için de başta yazarlar olmak üzere milletçe gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi gerekir.  

Bir dönem, türkçenin yabancı kelimelerden temizlenmesi gerektiğine inanıldı, halkın kullandığı yaşayan kelimeler atıldı yerine alelacele yeni kelimeler üretildi ve bu yeni -yapay- türkçe ile okunmayan, daha doğrusu okunamayan kitaplar -şiir, roman- yazıldı ve sinema filmleri çekildi. Ne yazık ki; bir dilin zenginliğine en muhtaç olan edebiyatçılar bile bu zihniyete direnmediler, öz sermayelerini sahiplenemediler.  

Bu gün geldiğimiz nokta da ise teknoloji baş döndürücü bir hızla hemen hemen her gün hayatımıza yeni bir alet, bir ürün koyarken, bu ürünlerin ismi tabii ki icat sahibine ait oluyor. Ve bu nedenle de dilimiz yabancı hegemonyasına girmiş oluyor. 

Yabancı kelime istilasından kurtulmak için günlük hayatımıza giren yeni ürün ve kavramlar için kelime üretilmesi olağandır ve gereklidir ama çocukken duyduğum, öğrendiğim, konuştuğum ve okuduğum kelimelerin, yeni kelimeler üretilerek veya buna bile gerek görülmeden siyasi bir kararla kullanımdan kaldırılmasını her zaman yadırgadım ve üzüldüm. 

Gerçi benim üzülmemi kim takar. Siyaset öyle bir girdap ki içine aldıklarında ne insaf, ne de izan bırakıyor. Bu durumda iş başa düşüyor. Bizler yani Türkçeyi kullananlar hayat'ımızı da yaşam'ımızı da feda ettirmeyeceğiz. İkisine de ihtiyacımız olduğunu bileceğiz. 


"Yaşam" bizim, "Hayat" bizim, aşklarımızı ve kavgalarımızı anlattığımız "Türkçe" bizim. 







LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...