31 Ocak 2012 Salı

KAR YAĞDI... Böyle Oldu...

Bir hafta dışarıya çıkmadım. Önceki hafta başı havanın da yumuşaklığından istifade ile evde temizlik yapılmıştı. Daha sonra ikramlıkları da hazırladıktan sonra misafirlerimi ağırlamıştım. Ertesi günü artık evdeki işlerim bitti, sokağa çıkarım derken günlerdir beklenen haber geldi. Televizyon spikeri "Kar yağacak mecbur kalmadıkça dışarıya çıkmayın" diye televizyon ekranından seslendi.



Malum bizde emekli taifesinden olduğumuz için bu seslenişe itibar ettik ve sanki şehrimizi düşman askeri istila etmiş gibi oturduk, oturduğumuz yerde. Evde oyalanacak, vakit geçirecek çok şey var elbette hatta bu durumu fırsat bilip, okunmayı bekleyen yeni bir kitaba da başlayabilirim. Amma velâkin sokağa çıkmak, taze havayı soluma isteği baskın çıkıyor. 

28 Ocak 2012 Cumartesi

PROJENİN ADI, Can Bonomo...

Proje yapmayı bir öğrendik, pir öğrendik. Biz eskiden bilmezdik proje yapmayı. Olaylar gelişir bir yere gelir, kısmetinde varsa iş bitirilir, yoksa yarım kalırdı. "Türk gibi başlamak" özdeyişi bu özelliğimizi çok güzel anlatır. Bizler yani bu memlekette yaşayanlar, planlı, projeli işlere pek kafamız basmaz. Yapmak istediğimiz bir şey için hemen kolları sıvarız. Biz başlayalım da arkası gelir diye işlerimizi biraz kadere kısmete bırakırız. "Kervan yolda düzülür" özdeyişimiz de beni bu konuda bayağı bir destekliyor.




Can Bonomo, devletin bir projesiymiş haberi üzerine bir çok insan gibi benim de canım sıkıldı. Ama bir yandan da kendi kendimi ikna çalışmaları yaparak bu durumun özlediğimiz bir şey olduğunu, planlı projeli olmanın kötü bir şey olmadığını anlatmaya çalıştım. 

18 Ocak 2012 Çarşamba

AĞLAYAN SÜRAHİ...

Mağazanın genç elemanı elindeki sürahiyi ışığa tutmuş evirip çeviriyor, arkası dönük,
- Siz bunun içine su koymuşsunuz, dedi.
Hayret!!! bi'çırpıda anladı...
- Elbette içine su koydum, hem de bilerek ve taammüden! Çünkü, bu bir sürahi ve içine su konur, dedim ve devam ettim.
-Nedense bunun sürahi olduğunu bir ben biliyorum. Sürahi de sürahi olduğunu bilmiyor. Bardağa su doldururken boğazından su damlacıkları aşağı doğru süzülüyor, diye sözlerime devam ederken, havadaki gerginliği dağıtmak için de "Bu sürahi ağlıyor", dedim. 



Sabah saat 10.30 sularında girdiğim mağazada benim gibi bir kaç hanım müşteri daha vardı. Mutfak eşyalarının durduğu raflar arasında dolaşıp ürünlere bakınıyorlardı. Mağaza, sinema salonları da mevcut olan semtimizin AVM' sinde.  Genellikle hanımlar hem alışverişimizi yapıyor, hem beğendiğimiz bir filmi ilk matinelerinde hesaplı bir fiyata seyrediyoruz, hem de bir şeyler yiyip- içerek sohbet etme imkanı buluyoruz. Bu nedenle, belki de alışveriş için sabahın körü sayılabilecek bir saatte dükkanda işler yoğundu. 

13 Ocak 2012 Cuma

DEDEMİN İNSANLARI...Mübadele Gerçeği...

İzlenmesi gereken üç film seçip sayfamda yayınladım ama ne yazık ki bir tanesini görebildim. Zaten benim bu yerli, yabancı film furyasına yetişebilmem mümkün değil. Dışarıda sinema endüstrisinde ve bizde sponsorlar ve kişisel gayretlerle, adeta elbirliği edermişçesine var hızlarıyla film üretiyorlar. Tabii ki her filmi görmek zorunda değilim ama seçtiklerim için bile sinemaya gitmek zor olabiliyor. Her neyse, göremediklerimin yasını tutacağıma gördüğümü anlatmaya başlasam iyi olacak galiba.



Dedemin İnsanları, 1923 yılında Yunanistan ile Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti arasında imzalanan Mübadele Yasası gereği yaşanan göç ve o göçün bu günlere -torunlara - kadar gelen olumsuz etkilerini anlatıyor. Tabii, sadece Girit'ten Türkiye'ye göçen Türklerin hikayesini anlatıyor. Oysa, bu göçün diğer taraf içinde aynı, hatta daha da zor şartlar içinde yaşandığını biliyoruz.

7 Ocak 2012 Cumartesi

TAZE BAŞLANGIÇLAR...

Ömür akıp giderken bir yerde bir zaman diliminde insanların içlerine dönerek düşünmeleri ve hayatlarını sorgulamaları gerekiyor. Bazen çok sevdiğimiz birinin kaybıyla bu sorgulamayı yaparız, bazen de bir doğum günü ertesinde. Kendini hayatın akışına bırakmış, ne yaptığını nereye sürüklendiğini bilmeden yaşayıp giden insanlar için durup düşünecekleri en uygun zaman dilimi bence yılın son günleri olmalı. Çünkü, takvim yılının bitmesi etkileyici ve inandırıcı, daha doğrusu ikna edicidir. Takvimin son yapraklarını koparırken veya ajandanın son sayfalarına not düşerken zamanın nasıl da hızlı aktığını kim düşünmemiştir ki?  



Aslında yeni yıl kutlamalarının altında yatan gerçek de bu. Yılların hızla akıp gitmesinin farkına vardığımızda hafif bir panik yaşadığımızı itiraf edelim. O panikle birlikte alıyor bizi bir düşünce. Ailemiz ve arkadaşlarımızla olan münasebetlerimiz, hangi yanlışları devam ettirdiğimiz veya hangi güzellikleri kaçırdığımız geçiyor aklımızdan ister istemez. Bu düşünceler doğrultusunda hatalarımızdan vazgeçerek, doğru işler yapmak için yeni yılda taze bir başlangıç yapmak isteriz.

5 Ocak 2012 Perşembe

BİTEVİYE HAYATLAR...

Bazen durduk yerde sıkılırız. Hayatımız bize tekdüze ve yeknesak gelmeye başlar. Gerçekten de hayatımız bazen çok monotonlaşır. Her günü hatta her anı birbirine benzer. Sakın yanlış anlaşılmasın, durgun hayatlardan bahsetmiyorum. Demem o ki; yaşantının durgun veya hareketli olması değil burada anlatmak istediğim, hayatın aynı mihver üzre olmasıdır. Hayatınızın ekseni, eğlence dünyasının içinde de olabilir. Hatta, hastanelerin acil servislerdeki nöbetçi doktorlara bile hayat biteviye gelebilir.


Haftanın 5-6 günü evi ile işi arasında gidip gelen bir memur veya vardiyasına yetişmeye çalışan işçi için hayat ne kadar tekdüze işliyorsa, gece hayatının renkli yaşantısı içerisinde görevli olan kişi için de hayat tekdüze gelebilir. Çünkü, hayatı sıkıcı kılan yaşamın biteviyeliğidir. Sürekli ve ara vermeksizin yapılan en heyecan verici bir iş veya eylem bile bir süre sonra sıkıcı hale gelecektir. 

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...