1 Aralık 2011 Perşembe

ÖZÜR DİLEMEK...Zor Olsa Gerek...

-Pardon!  Özür dilerim.  
-Bu gün çok telaşlıyım da, 
-Ayağınıza çok kötü bastım. Lütfen affedin! 
-Canınızı acıtmak istemezdim.  

Ne hoş, ne güzel bir özür dileme seremonisi değil mi?



Akşam üzeri iş çıkışında şehrin caddeleri, hafta sonu veya diğer tatil günlerinde alışveriş ve eğlence yerleri kalabalıktır ve o kalabalıkta birileri, birilerinin ayağına da basar, omuzuna da çarpar. Bu durum alışılagelmiş olduğu için çok kızmazsın ama üstünkörü de olsa bir özür cümlesi duymak istersin. 

Çarpan kişinin bir an için durup, kibar bir ses tonuyla özür dilemesi zor olmasa gerek. Beklemediği bir andaki çarpışma ile canı yanmış insanın böyle bir jest beklemek hakkıdır sanırım. Eskiden, böyle durumlarda mutlaka özür dilenirdi. Hatta özür dileme şekline bile çok önem verilirdi. 

Çarpan kişi özür dilemez de yoluna devam ederse, çarptığı kişinin mizacına göre mutlaka bir ikaz alırdı. "Başka İstanbul yok" sözü çok yaygındı. Eğer ki sadece pardon derse yine beğenilmezdi. "Pardon çıktı, eşekler çoğaldı" denirdi.

Yani anlayacağınız, özür dilemek aslında pek netameli bir iştir. İnsanlar nasıl özür dileyeceklerini bilemedikleri için ne deseler yaranamadıkları için olsa gerek bu işi hepten unuttular. Hatta, öyle bir unutmuşuz ki birileri kazara özür dilerse kulaklarımıza inanamıyoruz.


Özür dilemeyenler için laflarım hazır ama özür dileyene ne demem gerekiyordu, unutmuşum!.. 






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...