19 Aralık 2011 Pazartesi

YANGIN VAR...

Filmin adını görünce gayrı ihtiyari -Nerede? diye sorasım geldi. Aslında, film de bu soruya cevap verebilmek üzere düşünülüp, kotarılmış. Gerçek bir gazete haberinden yola çıkılarak yapımına karar verildiğinde düşünülen yangın, memleketimizin içindeki yangındır. Doğu Anadolu'da yıllar yıllar öncesinden beri için için yanarken her geçen gün memleket sathına yayılan bu yangını anlamaya ve anlatmaya çalışan bir film Yangın Var.



Film, anlatmak istediklerini olabilecek tüm objektiflikle, hiçbir tarafta olmamaya özen göstererek ve duygusal bir dil kullanarak anlatıyor. Bunu yaparken de hem komik ve hem de çok acıklı hikayeleri, nasıl birbiri ardınca ve eşit dozda kotarmış ki filme doyamadık. 

16 Aralık 2011 Cuma

SİNEMADA FİLM İZLEMEK...

Sinemada film izleme zevkim ve isteğimde bu yıl bir azalma hissediyorum. Bir sinemaseveri sinemadan soğutan nedir acaba diye düşündüm. Sinema salonları olamaz eski salonların aksine gayet güzel tefriş edilmişler. Ferah ve rahat koltuklarında film izlemek gerçekten büyük bir zevk. Bilet fiyatlarının yüksek olduğundan şikayetçiydik ama son yıllarda bu duruma da çözüm getiren salonlar var. Matine ve suarelere göre değişik fiyat politikaları uygulayarak bilet fiyatlarını her keseye uygun hale getirmişler. Sinemalar uzak mesafelerde gitmek zor oluyor diyemeyiz, her semtte bir kaç salona sahip sinemalar mevcut.






Bu durumda beni sinemadan soğutan tek sebep, kötü hikayeli kötü çekilmiş filmler olabilir. Çünkü, sinemaya gitmek ve film izlemek benim için ciddi bir eylem. Sinemaya git bilet al ve bir buçuk saatliğine karanlık bir ortama gir. Ben bütün bu şartları yerine getirdiğime göre karşılığında da iyi bir film seyretmek hakkımdır diye düşünüyorum. Ancak, bu o kadar kolay değil. Eğer ki yönetmeni ve oyuncuları bilmeden kritikleri okumadan film seçimini şansa bırakırsanız büyük hayal kırıklığı yaşamanız çok mümkün. Çok beğendiğim güvendiğim yönetmen veya oyuncuların filmleri de maalesef her zaman için bir garanti değil, her defasında onlardan beklediklerimizi bulamayabiliriz.

11 Aralık 2011 Pazar

VAKKO...Yılbaşı Öncesi Güzel Bir Gün...

Geçen cumartesi günü gelin görümce -burada görümce ben oluyorum- Bağdat caddesinde yürüyüş yapmak üzere buluştuk. Kadın ve sağlık programlarıyla haşır neşir olan bir kadın olarak yürüyüş eylemini sağlıklı yaşam ve spor olarak algılıyorum elbette. Ancak, bu defa ki yürüyüş güzergâhı Kadıköy yakasının moda merkezi olan Bağdat Caddesi ve yürüyüş zamanı da öğleden sonra olunca ister istemez şıklık da önem arz ediyor.



Kış mevsimi olmasına rağmen güneşli güzel bir sonbahar havasında yürüyüşümüze başladık. Yürüyüş arkadaşım halen çalışma hayatında -yani genç- olduğu için dolayısıyla giyim onun hayatında daha fazla önemli. Böyle olduğu için de bizim yürüyüş, mağazaların vitrinlerinin önünde durakladığımız, bir bakalım diye girdiğimizde reyon aralarında dolaştığımız gezintiye dönüştü. Böyle olunca, ben de sağlıklı yaşam ve spor algılarımı kapatarak giyim-kuşam ve hediyelik eşya satılan mağazalarda yılbaşı öncesi zevkli bir gezinti yaptım.

8 Aralık 2011 Perşembe

İYİYİM DEMEK ADET OLMUŞ...


Birbirimize hatır sorduğumuzda iyiyim demek adettendir ya biz bir süredir bu güzel adeti unuttuk gitti. Bilhassa, orta yaşlı insanlar arasındaki sohbetlerde bu çok açık olarak görülüyor. İyiyim kelimesinin ağzımızdan çıkmasıyla beraber dediğimize pişman olmuş gibi ekliyoruz; 
-İyiyim demek adet olmuş. 
Ne güzel işte, abuk sabuk adetleri sektirmeden uyguluyoruz da bu adeti neden küçümsüyoruz.



Kalkmış, sokağa çıkmış arkadaşlarınla buluşmuşsun, bütün bunları İstanbul gibi büyük bir şehirde başarmışsın daha ne istiyorsun. Ama yok! iyiyim diyemiyoruz, hastane, doktor, tahliller, ağrılar, sızılar, vs... anlatmaktan adeta zevk alıyoruz. Halbuki; hastaneye gidip, doktoruna ulaşmışsın, ilaçlarını almışsın aslında bunlar bile iyiyim demek için yeterli sebep. Tüm bunlara ulaşamayan ne çok insan var. 

6 Aralık 2011 Salı

HASRET! Ebedi Bekleyiş...

Hasret çekmek insanoğlunun bu hayattaki en zor imtihanıdır. Hasret duygusu çoğu zaman özlem duygusuyla karıştırılır. Herhangi bir nedenle ayrı düştüğümüz vatanımızı, ailemizi veya yarimizi özlerken hasret çektiğimizi zannederiz. Sevdiğimiz veya alışmış olduğumuz hayattan, kişilerden ve hatta yer ve mekânlardan ayrı kaldığımız zaman hissettiklerimiz sadece özlemdir. 




Özlem, bir gün mutlaka sona erecek yani miadlı bir ayrılığın hüznüdür. Hasret duygusunun kapsadığı mana içerisinde özlem vardır ama özlem hasret değildir. Hasret duygusunda bir ebedilik vardır. Kavuşmanın mümkün olmayacağı veya olamayacağı bir bekleyiştir. 

4 Aralık 2011 Pazar

ALLAH! Fakir Kulunu Sevindirmek İsterse...

Allah fakir kulunu sevindirmek isterse önce eşeğini kaybettirir sonra buldururmuş. Ben de bunu zaman zaman yaşarım ama bu defa da çok üstüste geldi. Gün geçmiyordu ki; ya kişisel ya da evden bir eşya veya bir cihaz bozulmasın. Geçtiğimiz ay bir gün ütü çalışmayıverdi. Yepyeni, ama çalışmıyor. Bir kaç gün sonra mutfaktaki ketılın kapağı kapanmadı ne yapsam nafile.






Neyse, bunları sırasıyla servislerine götürdüm. İnanmazsınız her ikisini de dakikada hallettiler. Hatta ketılın kapağı o kadar çabuk kapandı ki ücret bile isteyemediler. Ama ütüyü götürdüğüm servis, işlemi arka tarafta yaptığı için servis ücreti almakta bir beis görmedi. Giden para olsun moraller bozulmasın dedim ve durdukları yerden tekrar çalışmaya başlayan elektirikli aletlerimle ben yeniden eski mutlu, mesut günlerimize geri döndük. Döndük dönmesine de esas işin büyüğü sıradaymış haberim yok. 

1 Aralık 2011 Perşembe

ÖZÜR DİLEMEK...Zor Olsa Gerek...

-Pardon!  Özür dilerim.  
-Bu gün çok telaşlıyım da, 
-Ayağınıza çok kötü bastım. Lütfen affedin! 
-Canınızı acıtmak istemezdim.  

Ne hoş, ne güzel bir özür dileme seremonisi değil mi?



Akşam üzeri iş çıkışında şehrin caddeleri, hafta sonu veya diğer tatil günlerinde alışveriş ve eğlence yerleri kalabalıktır ve o kalabalıkta birileri, birilerinin ayağına da basar, omuzuna da çarpar. Bu durum alışılagelmiş olduğu için çok kızmazsın ama üstünkörü de olsa bir özür cümlesi duymak istersin. 

30 Kasım 2011 Çarşamba

KADIN ÇİÇEK DEĞİLDİR...

Televizyonda kadına şiddet konusunda fikirleri sorulan bazı beyler şiddeti kınadıklarını ifade ederken "Kadın çiçektir" gibi bir garip söylem tutturmuş gidiyorlar. İşin garibi, kendi yalanlarına kendileri de inanıyorlar. Böyle işlerle -kadına şiddet ile- kendilerinin hiç alakaları olmazmış gibi "Kadına el kalkar mı? Kadın çiçektir" diyorlar. Bu lafı ilk söyleyen de yanlış hatırlamıyorsam meşhur bir türkücümüzdü kendileri. 




Şair şiirlerinde kadının dudağını goncaya benzetip, kirpiklerini kalbine saplanan bir ok gibi anlatabilir. Siyah saçlarını gecenin karanlığına benzetirken, varlığını güneşin doğuşu olarak tarif edebilir. Bunlar, teşbih -benzetme- sanatıdır ve şiirin dilidir.

1 Kasım 2011 Salı

HAVADAN SUDAN KONUŞMALAR...

Havadan sudan konuşmalar deyince yazanın da okuyanın da üzerinde bir başıboşluk, bir serseri duygular uyanıyor. Yazan da okuyan da kendini kasmıyor. Çünkü, belli bir konu yok. O gün rüzgâr nereden eserse. Serseri duygular dedik de serseri kelimesi ben de hoş duygular uyandıran bir kelimedir. Çünkü, serseri kelimesi içinde muzırlık biraz eğlence çokça da özgürlük barındırır. 



Ah özgürlük! hayatsın, neş'esin, sen uğruna can verilen, kan dökülensin. Ama sen, güvenilmezsin. Sen ihmale gelmezsin. Kıymetinin bilinmediği yerde durmaz, gidersin. Çünkü, özgürlük ölümü göze alabilenlerindir.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...